Bilinçli alişveriş için 5 ipucu- minimalist alişveriş [Video]

Geçen hafta ilk parçasını yayınladığım Para Biriktirmek İçin 5 Yöntem videosunun bu hafta ikinci kısmı geliyor, Bilinçli Alışveriş İçin 5 İpucu.

“Nasıl para biriktiririm?” “Nasıl tasarruf yaparım?” “Nasıl daha bilinçli alışveriş yapabilirim?” “Kendimi mahrum etmeden borçlardan nasıl kurtulurum?” sorularının cevabını bu videoda bulabilirsiniz.

Geçen haftanın videosu burada.

Videoda bahsettiğim ipuçlarını ise buradaki blog yazımda da bulabilirsiniz.

Yeni videolardan haberdar olmak için buradan abone olabilirsiniz 🙂

Bir Minimalistin Gözünden, Para Biriktirmek

Bu haftanın videosu para biriktirmek üzerine. Para biriktirmek ve varsa borçlarınızı kapatmak üzerine etkili beş yöntem paylaşıyorum sizlerle.

Minimalist yaşamak, benim için hem kaliteli hem de tutumlu yaşamak anlamına geliyor. Kaliteli derken, hem zamanı kaliteli geçirmek, hem de kaliteli ürünlere para harcamayı kast ediyorum. Eğer paramızı neye harcayacağımızı bilirsek, önceliklerimizi doğru belirlersek, çok az para da kazansak, o para bereketlenir, çoğalır.

Umarım bu videodaki ipuçları size de yardımcı olur 🙂 Yazı olarak okumak ya da not almak isterseniz de Para Biriktirmek İçin Beş İpucu adlı yazıma göz atabilirsiniz.

Videodaki yöntemlerden birini halihazırda uyguluyor musunuz? Peki sizin para biriktirme yöntemleriniz neler? Yorumlarınızı bekliyorum.

Tutumluluk, Cimrilik ve Minimalizm

Daha önce para biriktirmek ve bilinçli alışveriş için ipuçları paylaşmıştım. Benim minimalizm yolculuğum, gereğinden fazla eşya ile yaşadığımı fark etme, azaltma, satın alma konusunda bilinçlenme ve borçlarımın yok olduğunu, yeni borçlanma yapmadığımı fark etmem üzerine oldu. Yani daha minimalist yaşadıkça para biriktirebiliyor olmak benim için bir artı oldu ama amacım aslında bu değildi.

Son zamanlarda hem Türkçe, hem de İngilizce sosyal medya hesaplarında, tutumluluk, cimrilik ve minimalizmin çok karıştırıldığını görüyorum. Minimalizmin tam olarak ne olduğunu anlamadan, sadece borç kapatabilmek ya da para biriktirmek, ya da belki de yalnızca deney yapmak adına günlük ya da haftalık bütçeler koyup, sonra da gerçekçi olmayan bu bütçelerle geçinemedikleri için kendini paralayanlar çok bu ara sosyal medyada.

Minimalizm tamamen kendini kabullenmek ve içinde bulunduğun küçük-ve büyük- dünyayı sevmek üzerine kuruluyken, kendini kısıtlayıp harcama yapmamak bu olayın çok uzağında bir yere düşüyor. Bu nedenle bu üç kavram üzerinde kesin bir ayrım yapmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.

My Post

Minimalizm cimrilik değildir.

Minimalizm güzel para harcama sanatıdır. Hatta geçen gün reddit’te “minimalist olacak kadar param yok” adlı bir tartışma bile vardı. Eğer bir şeyin/hizmetin gerçekten size değer katacağını düşünüyorsanız o konuda para harcamanızın hiçbir sakıncası yok. Benim için bu mesela, görmek istediğim yerler, konser/tiyatro bileti, kaliteli bir giysi, kakao oranı yüksek bir çikolata 🙂 olabilir. Yıllarca kullanabileceğiniz bir minimalist gardırop icin başta epey para harcamanız gerekebilir ya da. Harcadığım paraya acımam, deriz ya, size gerçekten değer katacak bir şey için harcadığınız paraya acımayın. Fakat onun dışında paranızı vereceğiniz her şeye şüpheyle yaklaşın.

Cimrilik söz konusu olduğunda, harcadığınız parayı her yönden sorgulamaya başlıyorsunuz. Bu da para harcamamak için sosyalliğinizi ve daha kötüsü sağlığınızı da etkilemeye kadar gidebiliyor. Bir, iki haftalık deneyler kulağa hoş gelse de cimrilik bir hayat tarzıysa bence çok tehlikeli olabilir. Sıkıcı da aynı zamanda, sonuçta sevdiğimiz şeyleri elde edebilmek için para harcamak da lazım bazen. 🙂

Minimalizm tutumluluk da değil.

Üzgünüm ama değil. Minimalistlerin çoğunun artık para harcayarak bir şey bulamaması, minimalizmin tutumluluk anlamına geldiğini göstermez. Minimalizmi dünyaya tanıtan, The Minimalists adıyla bildiğimiz Joshua ve Ryan, her gittikleri şehirde konserlere katılıp en güzel kahveyi yapan mekanı bulmaya çalışıyorlar mesela. Eşyalara değil, deneyimlere para harcıyorlar ama harcıyorlar nihayetinde. Yani pek tutumlu bir hayat sürdükleri söylenemez. Aynı zamanda eşyalarından kurtulduktan sonra dünyayı gezmeye başlayan, kimi bunu bir hayat tarzı haline bile getirmiş birçok insan var. Para harcıyorlar: yalnız materyallere değil, uçak bileti, kalacak yer ve benzeri deneyimlere para harcıyorlar.

Tutumluluğun bir sakıncalı yanı bazen istifçiliğe varabilmesi. Misal hep kullandığınız tuvalet kağıdı %70 indirime girmiş. Bir minimalistseniz bu çok önemli olmayabilir, ama tutumlu biriyseniz gidip yılların stoğunu alabilirsiniz. Epey de iyi kâr edersiniz. İşte aradaki en büyük farklardan biri bu. Minimalistler daha çok anı yaşarken, tutumluların yüzü geleceğe dönük oluyor. Bu yüzden indirim takibi tutumluların başlıca zevklerinden biri. Bende de ara sıra tezahür eden bir özellik bu. 🙂

chris-lawton-346402-unsplash
Ne kadar para harcadığın değil, neye para harcadığındır önemli olan. Ne kadar para harcadığına kafayı çok takarsan para araçtan çok amaca dönüşür.

Peki hangisi daha iyi?

Bu sorunun doğru cevabı bence başka bir soru: Şu an hayatımda hangisine ihtiyacım var? Hayatının belli bir döneminde ihtiyacın olan tek şey para biriktirmek olabilir; o zaman cimriliğe varan tasarruflar yapabilirsin. Örneğin borçlarını kapatmaya ya da ev almaya çalışıyorsundur.

Ama eğer ekonomik açıdan bir problemin yoksa o zaman tutumlu mu, savurgan mı, yoksa daha sade ve minimalist mi yaşayacağına karar verebilirsin. Benim hayatımın bu döneminde gittiğim yol, çevreye en az etkide bulunan, aza sahip olduğum ve az tükettiğim bir yaşam biçimi; fakat ihtiyacım olan her şeye de sahibim. İhtiyaç kavramı da kişiden kişiye, kültürden kültüre ve hatta cinsiyetten cinsiyete çok değiştiği için bu konuda herkesin standardı ancak kendisi olabilir.

Para Biriktirmek İçin Beş İpucu

Yıllar içinde daha sade yaşamaya başladıkça, borçlarımın azalarak yok olduğunu ve çok kolay bir şekilde para biriktirebildiğimi fark ettim. Asıl amacım para biriktirmek değildi ama, biriken parayla gerçekten istediklerimi yapabilmek (bkz. seyahat, yaratıcı yazma kursu, dolmakalemler 🙂 ) ya da yalnızca kenarda param olduğunu bilmenin verdiği özgürlüğü tatmak gerçekten güzel. Aslında hiç de zor olmayan birkaç değişiklikle çok az para kazanan biri bile rahatça para biriktirebilir. Bu maddelerden birkaçını uygulasanız bile her ay birkaç yüz lira biriktirebilirsiniz. En önemlisi de, para harcamadıkça hissedilen özgürlük.

1) Mümkün olduğunca evde yap, evde ye, ya da evden getir. 

RpgvvtYAQeqAIs1knERU_vegetables

Zaten sağlıklı beslenmeye çalışıyorsanız dışarıda yemek yemenin işleri ne kadar bozduğunun farkındasınızdır. Ayda bir-iki kere arkadaşlarla buluşup yemek yenebilir, ya da tatile gidildiğinde mecburen dışarıda yenir ama böyle durumlar dışında, evde yemek her zaman hem daha sağlıklı hem de daha hesaplı oluyor. Eğer dışarıda yemeyi çok seven bir arkadaş grubunuz varsa açık açık para biriktirmeye çalıştığınızı söyleyip onlarla yemek sonrası buluşabilirsiniz.

Tabii evde yemek derken hazır pizza, donmuş/hazır gıdalar, cipsler baklavalar gibi yiyeceklerden bahsetmiyorum. Gerçek besinlerle hazırlanmış ev yemeği hem hazır yemeklerden daha sağlıklı, hem de daha ucuz oluyor. Eğer evde şimdiye dek pek yemek pişmediyse, tabak çanak, yağ, baharat gibi malzemeleri almak belki başta daha pahalı gibi görünebilir, ama sonunda hem cebiniz hem bedeniniz teşekkür edecek size.

photo-1502747220144-846486e80891

Aynı şekilde iş ve okulda öğle yemeğini de evden getirmek çok kolay bir şekilde ayda en az birkaç yüz lira biriktirmenizi sağlıyor. Hele bir de işyerinizde buzdolabı ve mikrodalga varsa harika. Yoksa da seçenek çok. Salata ve sandviç en kolayı. Dünden kalan zeytinyağlı yemekler olur, tonbalığı olur. Benim en çok tercih ettiğim, akşamdan yoğurtta beklettiğim ya da sıcak suda birkaç dakika yumuşatıp süt eklediğim yulaf ezmesi. İçine muz, fıstık ezmesi, fındık fıstık, tarçın (zencefil/zerdeçal/muskat), elma, armut, aklınıza ne gelirse, mevsimine göre hangi meyve varsa ekleyebilirsiniz. İçini doldurup taşırsanız bile bir kasenin maliyeti iki üç lirayı aşmıyor, doyurucu bir öğün yemiş oluyorsunuz.

İçecekten muazzam bir şekilde tasarruf yapmak için iyi bir su şişesi ve iyi bir termosa yatırım yapmanızı da öneririm. Benim evden çay kahve getirmemin ilk sebebi okuldakinin tadının berbat olmasıydı, ama sonra alışkanlık haline geldi.

2. Yapabiliyorsan satın alma.

Yemek yapmak kadar turşu kurmayı, yoğurt ve konserve yapmayı da çok seviyorum. İlk elden üretimin içine girdiğim için, damak tadıma göre, istediğim malzemelerle hazırlayabiliyorum yiyeceğimi. Ama bunun ikinci avantajı da çok ciddi para tasarrufu sağlıyor olması. Minicik bir kavanoz turşu altı lirayken, altı liraya iki kilo salatalıktan neredeyse tüm senenin turşusu çıkıyor. Lahana, havuç desen sudan ucuz. Yoğurt yapmak da aynı şekilde nereden baksan yarı yarıya kâr ettiriyor.

Bunun dışında çok kolay şeyler de var. Mesela puding yapmayı çok seviyorsanız, iki paket puding parasına bir paket nişasta ve bir paket kakao alabilirsiniz. Bu ikisinden en az altı-yedi kez puding yapabilirsiniz. Buna benzer yüzlerce örnek için internetteki tarif siteleri güzel rehberler. Hiçbir şeyin hazırını almanıza gerek yok.

photo-1507048331197-7d4ac70811cf

Peki bunlar için nereden zaman buluyorsun, dediğinizi duyar gibiyim. Aslında yeterli araştırmayı yaptıktan ve yapılışını bir kere öğrendikten sonra, kavanozlama ve turşu işi gerçekten çok kolay ve hızlı bir iş. Fakat zaten alışveriş merkezleri hayatımdan çıktı çıkalı vaktim epey bol oluyor. Bu da bizi üçüncü ipucuna getiriyor.

3. Alışveriş merkezlerinden (en azından bir süre) veba varmış gibi kaç.

Hiçbir zaman alışveriş bağımlısı olmadım, ama şimdi bile, ne zaman bir alışveriş merkezine girsem, çoğu kez kendimi en az bir şey almış olarak buluyorum. Oraya gittiğinde satın almamak sana suç işlemişsin gibi hissettiriyor. Hiçbir şey almazsan, gidip bir kahve içeyim Starbucks’ta diyor, on lirayı bırakıp geliyorsun. (Bu arada Starbucks’a ( ya da benzeri kahvecilere) bir kere girilmişse, hem en sağlıklı, hem en ucuz seçenek filtre kahve. Bunu da not düşeyim 🙂 )

barkhorn_shopaholic_post

Söz konusu alışverişten kaçmak olunca, en güzeli gözden ırak, gönülden ırak. Bu arada alışveriş seven arkadaşlarla da araya küçücük de olsa mesafe koymakta fayda var. Çünkü öyle bir şey ki alışveriş, sigara alkol gibi. Bağımlıları yeni müritler bulmaya bayılıyor, dikkat etmek lazım.

Bilinçli alışveriş için ipuçlarını bu yazımda bulabilirsiniz.

4. Azalt.

emile-perron-294697-unsplash
İnsanları sev. Eşyaları kullan. Tersi hiçbir zaman işe yaramaz.

Ters mantık gibi gelebilir ama, daha fazla para harcamaktan kaçınmak için azaltmak şart. Evlerimizi doldurdukça, daha çok şeye ihtiyacımız var gibi geliyor. Boşalttığımızda ise görüyoruz ki ihtiyacımız olan çoğu şeye zaten sahibiz.

Para biriktirmeyi kafaya koyduysanız, öncelikle bir süre (belki 3 ay, belki 1 yıl) hiç giysi almayacağınıza dair kendinize söz verin. Sonra da gardırobunuza gidip içinde ne var ne yoksa atın yatağın üstüne. Gerekirse bir gününüzü buna ayırın, ne kadar zengin olduğunuzu fark edin ilk. O kadar çok giysiniz var ki! Fakat tabii bunların bazıları çok giyilmekten eskimiş, bazıları bir hevesle alınıp hiç giyilmemiş. Olsun. İlk önce bunları alabilmiş olduğunuza şükredin. Sonra başlayın temizliğe. İçlerinde hala giyilebilir olanları bağışlayabilir ya da satabilir, giyilemeyecek olanları geri dönüştürebilirsiniz. Ve sonunda göreceksiniz ki, giysilerinizin yarısından fazlası gitmiş olsa bile, hâlâ severek giyebileceğiniz, doya doya eskitebileceğiniz bir dolu parça var dolabınızda. Alışverişe gitmenize hiç gerek yok. (Giysi azaltma için bu yazılara da bir göz atabilirsiniz)

Aynı prosedürü mutfağa da uygulayın. Yıllar önce ekstrem bir yöntem okumuştum. Eğer para biriktirmek istiyorsanız buzdolabı ve erzak dolabınızdaki yiyecekler bitene kadar yeni yiyecek almamayı öneriyordu. Bence gayet mantıklı, hele son yaptığım azaltmada mutfaktan ne çok son kullanma tarihi geçmiş bakliyat attığım düşünülürse. Kısa sürede para biriktirmek için de çok iyi bir yöntem.

5. İkinci el’e şans ver.

Ülkemizde henüz pek yaygınlaşmasa da ben hâlâ ümitliyim. Bir şey almadan önce, internette aynısının ikinci eli var mı diye bakmak yavaş yavaş alışkanlık haline gelmeli bizde. Bu kitap olabilir, çanta olabilir, saat olabilir, kıyafet olabilir. tarz2 gibi sitelerin yaygınlaşmasını canı gönülden diliyorum. Hem cebimiz hem de dünya için. Daha önceki ikinci el ve özgür dönüşüm maceralarım için bu iki yazıya bakabilirsiniz: Yaşasın Özgür Dönüşüm! Yaşasın İkinci El! ve Özgür Dönüşüm ve İkinci El-Singapur.

Son olarak, kendi önceliklerimizden vazgeçerek, aç ve açıkta kalarak para biriktirmenin hiç de doğru olduğunu düşünmüyorum. İnsan bazen de gönlünce para harcamak isteyebilir. Sonuçta belli bir amaç için biriktiriliyor para da. Çok da düşünmemek lazım para üzerine. Zaten borcumuz yoksa ve paranın üzerimizdeki egemenliği gitgide azalıyorsa, harcamak da ayrı bir keyif verebilir zaman zaman. Önemli olan dengeyi sağlayabilmek.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Bilinçli Alışveriş İçin Birkaç İpucu

Sahip olduklarımızı azaltmak minimalizmin başlangıç noktası olabilir. Bazıları için bu çok rahatlatıcı bir iş, bazıları için ise bir işkenceye dönüşebiliyor. Ben örneğin kıyafet ve aksesuarlarımı azaltmayı çok kolay buldum, ama duygusal değeri olan objeleri azaltma konusunda çok kötüyüm, özellikle benim ve eşimin seyahatlerde topladığımız eşyaları.

gettyimages-629771122-clutter-tom-iurchenko-1000
bazen ben. (resim kaynağı: prevention.com)

Siz de eğer azaltma işini çok zor bulanlardansanız, sadeleşmeye daha az ve bilinçli bir şekilde satın alarak başlayabilirsiniz. Bu hem bütçenizi rahatlatacak hem de yaşam alanınızı.

192996050

Ne sıklıkta bir alışveriş merkezine gidip alakasız bir çok şey alarak geri dönüyoruz? Ne kadar bilinçliyiz alışveriş yaparken? Kimimiz alışverişe “terapi” diyor. Fakat ayın sonunda kredi kartı ekstresi hiç de öyle demiyor. Kendimizi ve dünyayı düşünmeden alınan bir objenin terapi olabileceğinden şüpheliyim. Bu olsa olsa irademize sahip çıkamamaktır, bağımlılıktır. Dolabımızda öylesine alınmış ve belki bir kere giyilmiş, belki hiç giyilmemiş kaç parça giysimiz var? Önceden hiç almasaydık ne kadar kolay olurdu değil mi? Bu bağımlılığı kırmak için olabildiğince bilinçli ve hareketlerimizin farkında olmalıyız.

Bilinçli alışveriş için ipuçlarımı aşağıdaki videodan da seyredebilirsiniz:

Bilinçli bir şekilde alışveriş yapmak için önerilerim şunlar:

1- Alacağım şeyin hayatıma katacağı değeri gözden geçirmek.

Bu her şeye uygulanabilir, örneğin, bir gıda maddesi alacaksam, içindekilere mutlaka dikkat ediyorum. Glukoz/fruktoz/mısır şurubu, palm yağı, renklendiriciler gibi maddelerden uzak durmaya çalışıyorum (zaten paketli gıda almamaya çalışıyorum ama her zaman mümkün olmayabiliyor). Peki almak istediğim ürün tüm markalarda bu ve benzeri katkı maddeleri içeriyorsa? O zaman düşünüyorum, gerçekten nutellaya ihtiyacım var mı örneğin? Tatlı ihtiyacımı bal ya da ev yapımı reçel ile karşılayamaz mıyım? Ya da hiç tatlı yemesem kahvaltıda? Alternatifleri göz önünde bulundurunca yavaş yavaş paketli gıdaları bırakmaya başlıyorsunuz.

Bunu birçok alanda uygulamak mümkün. Örneğin bir tişört alacaksınız. Kumaşın içeriğine mutlaka bakın. Pamuk oranı ne kadar yüksekse o kadar iyi benim için. İçinde elastan varsa esneyecek belli ki, polyester varsa terletecek, nefes aldırmayacak. Bazense neden yapıldığını bilmeden bile, yalnızca dokunduğunuzda anlıyorsunuz o eşyanın sizin hayatınıza değer katıp katmayacağını.

Bir tek bu önerimi uygulasanız bile, hayatınızda büyük değişikliklere kapı aralayacağını düşünüyorum.

2- Fiyat- Kalite(Performans) Üzerine Düşünmek

PRICE and QUALITY. Comparison on the scales

Bu konuda ne biliyorsam eşimden öğrendim. Bir şey alacağı zaman uzun bir süre araştırır, bazen iki üç ay bekler. Aldığı ürün hem en kalitelisi, hem en uygun fiyatlısı olsun ister. İnternetin altını üstüne getirir, insanlara sorar. Ani satın almalardan kaçınır genellikle. Bu huyunun bizim para biriktirmemizde büyük payı oldu. Çünkü çoğu zaman da o kadar araştırdıktan sonra istemediğine, ya da ihtiyacı olmadığına kanaat getirdiği çok şey oldu. Bu da bizi gereksiz masraflardan korudu.

Bu arada alışveriş merkezine gidip, gezip gezip bir şey almadan çıkmak da zevkli bir şeymiş. Bir hocamız, kendi ve Alman olan eşi için window shopper” (vitrin müşterisi) tabirini kullanırdı. Bir sezon boyunca vitrinleri gezer, bir şey almazlarmış. Sezon sonu indirimleri geldiğinde de beğendikleri ürünlerin ne olduğunu bilir, eliyle koymuş gibi bulur alırlarmış. Bu da Alman taktiği olabilir. 🙂

3- İhtiyaç ve Alma Dürtüsü Arasındaki Farkı Anlama

Anlık alışveriş gerçekten uyuşturucu gibi bir şey. Özellikle de aç karnına gidiyorsanız alışverişe (yalnızca market alışverişinden bahsetmiyorum), çılgınlar gibi alışveriş yapıp, bir iki saat sonra, “Ne oldu bana?” diyecek bir durumla karşılaşabiliyorsunuz.

Bu konuda üç tavsiyem olacak:

  • Evden çıkmadan kesinlikle ne alacağınızı kararlaştırın. Öylesine alışverişe çıkmayın. Hiçbir şeye ihtiyacınız yoksa alışveriş merkezi yerine parka ya da bir kafeye gidin illa dışarı çıkmak istiyorsanız. Listeler en yakın dostunuz olsun. Listeye eklenmemiş hiçbir şeyi almayın.
  • Yavaşlayın. Kimse beğendiğiniz bir ürünü hemen o an alın diye yakanıza yapışmıyor. Bugün bir yaz parfümü almak istedim örneğin, ferah bir koku. Mağazada beğendiğim parfümü sıktım, eğer beğenirsem iki üç saat sonra gelip alacağım dedim kendime. Ama koku bir saatte bile silindi. Hemen beğenip alsaydım onca para ve kaynağı boşa kullanmış olacaktım.
  • Eğer ilk iki önerimin bir şekilde dışına çıktıysanız, fişini kesinlikle atmayın. Birçok firma para iadesi ve ürün değişimi konusunda müşterinin arkasında. Utanmanıza ve bahane sunmanıza da gerek yok, yalnızca iade ya da değişim istediğinizi belirtmeniz yeterli.

4- Estetik ve Zamansız Modanın Gücünü Unutmayın.

Zamansız moda denince akla gelen ilk isim, Audrey Hepburn. Yaş alınca daha da güzelleşmemiş mi?

Neon renkler örneğin, modası geldi ve geçti çabucak. Eğer bir ton neon renkli bluzunuz, ya da daha kötüsü pantolonunuz varsa atın gitsin! Büyük ihtimalle bir yirmi sene daha gelmeyecekler, çünkü estetik açıdan insanı rahatsız ediyorlar. Bir ara da asimetrik bluzlar vardı, gözlere zarar! Ama bazı parçalar var ki, her zaman moda. Dizde bir çan etek, bootcut kesim bir cin pantolon, beyaz bir askılı bluzu örneğin son 40 yılın modasında görebilirsiniz. Tabii zamansız moda da zevksiz olacağınız manasına gelmiyor. Yalnızca modadan bağımsız estetiği düşünüp, ömrü birkaç yıldan uzun olacak giysiler seçebilirsiniz.

Bunu ev dekorasyonuna da uygulayabilirsiniz, uygulamalısınız hatta!

***

Farkında olmak birçok konuda hayatımıza çok yardımcı olduğu gibi, alışveriş ve para ile olan ilişkimizi de sağlıklı bir seviyeye taşıyor. Evimizi dolduracak ve bizi boğacak eşyalar yerine deneyimlere harcayabiliyoruz paramızı.

Borçları kapatmak ya da para biriktirmek de bir anda çok kolaylaşıveriyor.

Sizin para ile ilişkiniz nasıl? Başka önerileriniz varsa yorumlarda paylaşabilirsiniz.