Minimalist Oldun. Peki Ya Şimdi?

Bu haftanın videosunda aslında uzun zamandır konuşmak istediğim, ama neresinden başlasam bilemediğim bir konuya değiniyorum. “The Minimalists” Joshua ve Ryan sağolsunlar ilham oldular bana.

Son soru-cevap videolarında minimalist olma hedefini gerçekleştirmiş, ama sonrasında gelen boşluk duygusuyla baş edememiş bir dinleyicinin sorusunu yanıtlıyorlardı. Bence bu çok anlaşılır ve doğal bir duygu, hatta minimalist hayatı denemek isteyenlerin bir korkusu da aynı zamanda.

“Ya bu eşyalar benim için sandığımdan daha önemliyse? Ya onları kaybedince bana dair bir şeyler de kaybolursa?” Bu korkular çok haklı korkular. Videoda bunlardan ve minimalizmin bir amaç mı, yoksa hedeflerimizi gerçekleştirmek için bir araç mı olduğundan bahsediyorum.

Bu arada Joshua ve Ryan’ın yaptığı gibi sizin de sorularınız olursa bir sonraki videoda cevaplayabilirim. Videonun altına ya da bu sorunun altına yorum olarak bırakabilirsiniz.

Bir Minimalistin Gözünden, Para Biriktirmek

Bu haftanın videosu para biriktirmek üzerine. Para biriktirmek ve varsa borçlarınızı kapatmak üzerine etkili beş yöntem paylaşıyorum sizlerle.

Minimalist yaşamak, benim için hem kaliteli hem de tutumlu yaşamak anlamına geliyor. Kaliteli derken, hem zamanı kaliteli geçirmek, hem de kaliteli ürünlere para harcamayı kast ediyorum. Eğer paramızı neye harcayacağımızı bilirsek, önceliklerimizi doğru belirlersek, çok az para da kazansak, o para bereketlenir, çoğalır.

Umarım bu videodaki ipuçları size de yardımcı olur 🙂 Yazı olarak okumak ya da not almak isterseniz de Para Biriktirmek İçin Beş İpucu adlı yazıma göz atabilirsiniz.

Videodaki yöntemlerden birini halihazırda uyguluyor musunuz? Peki sizin para biriktirme yöntemleriniz neler? Yorumlarınızı bekliyorum.

Artık Satın Almadığım Şeyler- 2: Ev

Bir önceki yazımda minimalizm yolculuğunda almaktan vazgeçtiğim, artık gereksinim duymadığım kişisel ürünlerden bahsetmiştim. Bu yazıda ise eve ve mutfağa yönelik ürünlere bakacağız. Biraz minimalizm, biraz sıfır atık.

Evde Neleri Satın Almayı Bıraktım?

1-Temizlik Malzemeleri

Mutfak tezgahı için, camlar için, fırın için, banyo için, yerler için ayrı temizleyicilerim vardı. Özellikle kokularının yarattığı alerji beni çok rahatsız ediyordu ama vazgeçemiyordum da. 2019’dan Önce 19 adını verdiğim sadeleşme oyununda biten bu ürünlerin yenisini almamaya, evdeki alternatifleri değerlendirmeye karar verdim.

Gördüm ki beyaz sirke ve karbonatla gayet de güzel temizlik yapılıyor. Temizlikte acemi olduğum zamanlar da bu sadeleşmeyi denemiş ama başarılı olamamıştım. Çünkü bu maddeler olmadan yaptığım temizlik temiz gibi gelmiyordu.

Şimdi kendime daha güvenliyim. Bu haftanın yazısında demiştim ya, birçok gereksiz alışveriş özgüven eksikliğinden kaynaklanıyor diye, bu da onlardan biriydi benim için. 🙂

Leke çıkarıcı da almayı bıraktığım ürünler arasında. Oksijenli su, karbonat ve bulaşık deterjanı karışımı harika bir leke çıkarıcı. Yapılışını daha önce instagram hikayelerinde paylaşmıştım, buradan bakabilirsiniz. Bu karışım musluklardaki su lekelerini de çok güzel çıkarıyor.

2-Bulaşık Süngeri

Bulaşık süngerinin verdiği his ve çabucak yıpranması beni çok sinir ediyordu. En pahalı, en kaliteli süngeri alsam da birkaç haftadan fazla dayanmıyordu, sürekli sünger değiştirmek sağlık için gerekli olsa da hem pahalı hem de inanılmaz bir atık sebebi. Asla geri dönüşmeyen şeylerden biri sentetik sünger.

Duş jelinden sabuna dönüşte olduğu gibi süngerde de eski usüle geri döndük: sakal ipten lif ördüm, mis gibi köpürüyor. Aslında polyesterden olduğu için yüzde yüz içime sinmiş değil ama bu ipi annemden alıp değerlendirdim. Elde malzeme varken gidip doğalını alacağım demek atıksız yaşamın ruhuna ters geliyor bana.

Bu arada bulaşık deterjanı tüketimimi de azaltmaya çalışıyorum. Evde bulaşık makinem olmadığından el bulaşık deterjanı yerine, evde oldukça doğal sabun kullanıyorum.

Palm yağından yapılan ticari sabunlar işe yaramıyor ama zeytinyağı ve Singapur’da oldukça ucuz olan hindistan cevizi yağı sabunu (65 cent) çok güzel yağ söküyor, fakat tencere ve tavalarda biraz güçsüz kalabiliyor. Az kirlileri sabunla yıkayınca plastik ambalajlı deterjan kullanımı yarıya iniyor (sabunun diğer avantajı da elleri kurutmaması).

chandrika soap
En iyi sabun budur! Dünyanın bütün meşhurları bu sabunla elini yıkıyor, tıraş oluyor, banyo yapıyor, bulaşık yıkıyor. İngiltere kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele. Hepsi şöhretlerini bu sabuna borçludurlar 🙂 Banyo lifi ve bulaşık süngeri de gördüğünüz gibi. 🙂

3-Banyo Lifi

Banyo lifinin yarattığı histen nefret etmekle beraber vazgeçemiyordum çünkü klasik pamuklu ipten örülen lifler köpürmüyor ya, o hissi de hiç sevmiyorum 🙂 Fakat annemden bulduğum sakallı ip bu konuda da süper oldu.

Bir de ben sürekli elimde bir iş olmasını seven bir insanım. 6 yaşında dantelle başlayan craft maceram, örgü ve kanaviçeyle devam etti. Dikiş, nakış, boncuk… Her el işine biraz bulaştım. Fakat minimalizmle tanıştığımdan beri maymun iştahlı olmamaya, projelerimi dikkatle seçmeye gayret ediyorum, çünkü beceremeyip ya da sıkılıp bıraktığım iş de çok. Lif örmek gibi işler hem zevkli, hem de işlevsel.

4-Mutfak Gereçleri

Kanayan yaramız mutfak gereçleri! Yeni evlenen ya da evlilik hazırlığı yapanlar ne demek istediğimi anlamıştır. Bu büyük bir endüstri gerçekten, özellikle Türk toplumu için. Misafir ağırlamak bizde bir yaşam biçimi olduğundan her şey tam ve mükemmel olsun istiyor, hatta mükemmel hizmet uğruna asıl amacımız olan bir araya gelmenin getirdiği mutluluğu ve paylaşmayı ikinci plana atıyoruz.

çeyiz seti mutfak
Bir gelinin (korkulu) rüyası çeyiz setleri. Neyse ki ben çeyiz seti alacak kadar ileri gitmemiştim ama gereksiz aldığım ıvır zıvır çoktu yine de.

Evlenirken “misafire özel” yemek ve çatal kaşık takımı almamıştım, ki bu bile bir devrim gibiydi! Hatta desensiz, beyaz tabaklar almıştım ki boyası çıkmasın, uzun ömürlü olsun diye. Evleniyorsan yaldızlı takım alacaksın diye bir kafa var bizde maalesef 🙂.

Minimalizm kelimesini duymadan önce de minimalist bir bakış açım vardı yani, ama buna rağmen bir sürü zamazingoyla dolu Ankara’daki mutfağım, atamıyorum da. Limon kesiciden tut maydanoz bıçağına. Herhalde insan evlenirken normalde almayacağı, alamayacağı şeyleri alma hakkı görüyor kendinde. Aslında bu da bir özgüvensizlik örneği. Yapmak istediklerini, almak istediklerini evlenene kadar içinde tutup evlendikten sonra coşan Türk kadını.

Kimseyi eleştirmiyorum çünkü ben de yaptım aynısını. Evlenene kadar dandik tavalarda yemek yerken evlenmeden önce en sağlıklı tava ve tencereyi aylarca araştırmışlığım var. Sanki evlenmeden önce yaşamıyordum!

Tabak çanağa gelirsek, Singapur’daki evimizde 4 kişilik bir takımımız var. 4 kase, geniş tabak ve pasta tabağı. Ben çorbayı kase değil de derin tabaktan içmeyi sevdiğim için bana bir adet derin tabak aldık sonradan 🙂.

Borcamlarda da inanılmaz sadeleştim Singapur’daki evimde. Hatta elimdeki bir fırın kabı kırılınca yenisine gerek duymadım. Düşününce, yenisine gerek duymadıysam baştan almasaymışım.

Kafamız bu şekilde değişti: ihtiyacımız olmadan almayacağız. Olursa zaten her yer gözümüze soka soka alışveriş merkezi, gider alırız. Önceden almaya gerek yok. Mesela limon sıkacağı. Ankara’da sırf yıkamaya üşendiğim için kullanmıyor, elimde sıkıyordum limonları. Burada o yüzden almadım, çünkü biliyorum yine aynısını yapacağım.

Burada misafir kültürü olmadığı için, çocuğumuz da olmadığından iki kişi için dörtlü set yetti. Yeteni bilmek büyük mesele. Yoksa büyük bir aileniz vardır, düzenli misafir alıyorsunuzdur, o zaman tabii ki çoklu setleriniz olacak.

Hala Aldığım Ama Gittikçe Azalttıklarım

1-Kağıt havlu, peçete ve ıslak mendil:

Kağıt havlu yerine kurutma bezlerini gitgide daha çok kullanır oldum. Et ve kızartma olduğunda, zerdeçallı pilav gibi havluları lekeleyen yemekler yaptığımda hala kullanıyorum kağıt havluyu, onlara bir alternatif bulamadım henüz.

Dışarıda yanımda küçük bir mendil taşıyıp elimi onunla kuruluyorum.

Singapur’da küçük ıslak mendil çok nadir satılıyor. Watsons’da var ama Türkiye’den çok daha pahalı, onun yerine ihtiyaç duyduğumda ellerimi yıkamak hem daha temiz, hem daha ucuz bir seçenek. Evde yine büyük bir ıslak mendil kutum var ama bir yıldır üç kutuyu bitiremedim.

Biraz dikkatle, alternatifi varsa kullanmamakla, eskiye kıyasla yarı yarıya azaldı tek kullanımlık peçete ve ıslak mendil kullanımım.

2- ​Hijyenik Pedler:

Üç ay önce adet kabına geçiş yaptım ama yüzde yüz geçmiş değilim. Markalı adet kapları en az 50 dolardan başlıyor, kullanıp kullanamayacağımı bilmediğimden bu kadar büyük harcama yapmak istemedim. 10 dolara daha uygun fiyatlı bir marka aldım, sertifikası var ama bilinen bir marka değil.

Belki çok kaliteli olmadığından, belki benim beceriksizliğimden 2-3 kere sızdırma yaptı adet kabı. Bu nedenle tam kullanımını kavrayana kadar hijyenik pedlerden hâlâ destek alıyorum dışarıda uzun kaldığım günlerde. Yine de tüketimim %75 azaldı diyebilirim. Elimdekiler bitince de bez ped arayışına geçeceğim.

Bu geçişi sadece atığımı azaltmak için değil, sağlığım için de yapıyorum. Hassas cildi olan bilir, diyor, erkek okuyucularım da olduğu için bu kısmı kısa kesiyorum 🙂 Fakat bu konuda herhangi bir sorunuz varsa buradan ya da instagram’dan sorabilirsiniz. Bez pedler hakkında deneyiminiz varsa da dinlemek isterim.

Sizin minimalizm sürecinde almayı bıraktığınız ya da azalttığınız ürünler neler oldu?

2

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Adım Adım Minimalizm [Bir Minimalist Yaşam Rehberi]

Az ve öz. Minimalizmin felsefesi bu.

Anlatması kolay, uygulaması emek istiyor.

Bu yolda en büyük düşman, emeklemeden koşmaya çalışmak. Kendi ilerlememizi, başkalarıyla karşılaştırmak, yetersizlik hissi.

Bu yazıda, eski yazılarıma da atıflar yaparak, özellikle yeni başlayanlar, ya da başlayıp bırakanlar için küçük bir minimalist yaşam rehberi hazırlamayı hedefledim.

Marie Kondo’dan (Derle Topla Rahatla kitabı) esinlenenler olsun, #minsgame gibi The Minimalists‘in yönteminden esinlenenler olsun, işe azaltmadan başlıyorlar. Ben biraz daha farklı bir yöntem önereceğim.

 

1. Satın Alma Alışkanlıklarını Fark Et

Sade ve minimalist yaşamı benimsemeye, azaltarak değil, alışveriş alışkanlıklarınızı gözden geçirerek başlayın. Bilinçli alışveriş, minimalizm ve sade yaşamak adına atabileceğiniz en iyi adım.

Alışveriş bağımlılığını çözmeden minimalist olmaya çalışmak, her zaman geri teper. Bugün gardırobunuzu üçte birine indirir, ertesi gün bir çılgınlık yaşayıp iki katına çıkarabilirsiniz. Bu nedenle önce kendinizi tanıyarak başlayın sadeleşmeye.

Minimalizm dışardan bakıldığında fiziksel bir süreç gibi geliyor (eşyalarda ve yaşam tarzında sadeleşme). Fakat aslında büyük oranda psikolojik bir süreç. Sizi bu kadar alışveriş yapmaya iten şey ne? Şık görünmemekten, işyerinde dalga konusu olmaktan, akrabaların dedikodusundan, ya da karşı cins tarafından ilgi görmemekten mi korkuyorsunuz? Hayalinizdeki imajınız gerçekliğe uymuyor, aldığınız eşya ve kıyafetlerle bu açığı kapatmaya mı çalışıyorsunuz? Hayatınızda eksik olan ne, sizi her dışarı çıktığınızda yeni bir satınalma ile eve döndüren?

Kendinizi dinleyin. Nelere para harcıyorsunuz, kağıt kalemi alıp her gün not alın (ya da telefonunuzun notlar kısmına yazın). Her maddenin yanına, kattığı değerle ilgili bir iki kelime karalayın. Örneğin:

Ekmek: Karnımı kolayca doyurma yolu. Fakat fazla yersem şişkinlik yapıyor. Kendim yapsam daha ucuz ve katkısız olabilir, ama daha zahmetli.

Spor şortu: Spor yapacak şortum yoktu. Bu yeni giysinin beni spor yapmaya teşvik etmesini umuyorum.

Yeni bir tişört: Aslında baktım da, dolabımda altı tane daha tişörtüm varmış. Haftada bir kere çamaşır yıkadığıma göre, her gün tişört de giysem buna çok da ihtiyacım var gibi durmuyor. Ama deseni çok güzeldi. Belki eski tişörtlerimden giymediklerimi gözden geçirmeliyim.

İlk başladığım zamanlarda, bunu hep yapıyordum. Bu egzersizi yapmak, bana yıllardır hiç düşünmeden para harcadığımı gösterdi. Kendimi tanımadan, davranışlarımın ardındaki nedenleri tam anlamadan yaşamıştım yıllarca. Bunu bir kere fark edince, eski alışkanlıklara geri dönmek istemiyorsunuz. Aldığınız her şeyin bir değeri oluyor, böylece ömürleri de uzun oluyor.

2. Satın Almaya Bir Süre Ara Ver.

Fark ettiyseniz azaltmaya daha başlamadık. 🙂

Bir nevi alışveriş orucu tavsiye ediyorum, ama kendinizi yıpratmadan ve yoksun bırakmadan. Bir süre (bu bir ay olur, on gün olur) bilinçli olarak yeni bir şey almamaya çalışın. Bu halihazırda evinizde olan eşyaları daha iyi tanımanız ve kullanmanız için bir fırsat.

Benim için bu ara verme işi, özellikle mutfak için çok faydalı oluyor. Çünkü yemek yapmayı çok seviyorum ve mutfağı istiflemeye meyilliyim (bunun nedenlerini de düşünmek gerek). Kuru bakliyat, unlar, muhtelif kuru gıda ben tüketene kadar bozuluyor. Bir süre markette sadece en temel ihtiyaçları almaya odaklanırsam ancak bitirebiliyorum.

Bloga ilk başladığımda, no buy november adı altında bir deneme ayı yapmıştım. O zaman fark ettim ki insan almamaya alışırsa öyle devam ediyor. O yazılardan beri 2 yıl geçti, ama benim öyle alışveriş hevesim hiç olmadı.

Alışveriş orucunuz bir anda her şeyi almayı bırakıyorum gibi olmamalı, kendinize kriter belirlemeniz önemli.

Örneğin, ben 2016’da yaptığım denemede, kendime 4 kriter belirlemiştim. Bu 4 madde en çok kaçamak yaptıklarımdı.

img_0820

Satın Almama Ayı- Kasım

  1. Giysi almak yok (ayakkabı, aksesuar dahil)
  2. Makyaj ve cilt bakım ürünü yok (o zaman en çok aldıklarımdandı)
  3. Kitap ve kırtasiye yok (o ay kaçamak yaptığım tek alan yeni kalem ve defter olmuştu)
  4. Internet alışverişi yok, özellikle indirim hiç yok!

Sadece temel ihtiyaçlar alınacak: yiyecek, benzin, temizlik malzemesi, faturalar

Burada internet alışverişine dikkatinizi çekmek istiyorum. Minimalizm adına şimdi, hemen yapabileceğiniz en kolay eylem, telefon ve epostanıza gelen reklamları engellemek. En sevdiğiniz marka dahi olsa, acımadan engelleyin. Zaten bir ihtiyacınız olursa o markanın sitesine girebilirsiniz. İndirimler sürekli telefonunuza geldiğinde, oradan bir şey almadığınızda kendinizi para kaybediyor gibi hissediyorsunuz.

Size gelen tüm reklam mesajları ve postalarının en altında üyelikten çıkma (unsubscribe) butonu var. Yeni bir mesaj geldikçe, üyelikten çıkmaya basın. Bir deneyin, sizi alışveriş bağımlılığından kurtaracak en önemli şeylerden biri bu olacak.

Yalnız satın almaya ara vereyim derken cimri olmayın. Bu konuyla ilgili de yazmıştım, tutumluluk, cimrilik ve minimalizm arasında gri çizgiler var.

Hadi Artık Azaltmaya Başlayalım!

En eğlenceli, ya da bazıları için en acılı süreç azaltma. Fakat eğer ilk iki adımda ilerleme sağlamış, alışveriş döngüsünden kendinizi biraz kurtarabilmiş, ve hayır demeyi öğrenebilmişseniz, o kadar da acılı olmayacak.

Bu noktada, kimsenin mükemmel olmadığını, benim de hala bir ve ikinci adımlarda zorluk yaşadığım zamanlar olduğunu belirtmeliyim. Bu iki adımı tamamen fethetmeden üçüncü adıma geçebilirsiniz. Özşefkat çok önemli. Kendinize fazla yüklenmeyin, buraya kadar okuduysanız bile bu işe niyetlendiğiniz anlamına gelir. Yolu yarılamış sayılırsınız. 🙂

Azaltma ile ilgili önerebileceğim en iyi kaynak tabii ki Marie Kondo, Derle Topla Rahatla kitabı. Onunla beraber aşağıda yazmış olduğum başlangıç yazılarından faydalanabilirsiniz.

Minimalizm ve Basit Yaşamak

Makyaj Mezarlığım

Deodoranta Elveda.

Seven Day Decluttering Marathon- Yedi Günlük Azaltma Maratonu

Özellikle kıyafet ve kapsül gardırop ile ilgili olanlar:

Daha Az Kıyafetle Yaşamak (blogun ilk yazılarından, ama en çok okunan yazı bu. Demek ki milletimiz en çok kıyafetlerde sadeleşmek istiyor 🙂 )

Nereden Başlayacağım? Kapsül Gardırop 1

40 Parçalık Yaz Gardırobum: Kapsül Gardırop 2

Neden sizin de bir kapsül gardırobunuz olmalı? Kapsül Gardırop 3

Başa Dönelim: Neden Minimalizme Baş Koymuştuk?

Minimalizm benim için çok derin, hayat boyu sürecek bir yaşam tarzı. Bu üç adım sadece okyanusa ayaklarınızı sokmanızı sağlayacak. Bu adımlar birbirini takip eden değil, bir süre sonra birbiriyle iç içe geçmiş adımlar olarak hayatınızda yer alacak.  Düşündükçe, içe döndükçe, dışarıdan onay ve beğeni aramaktan vazgeçince hayatınız başka bir kanala doğru akacak. Umarım bu yaşam tarzına bir şans verirsiniz. Unutmayın, bu sizin yolculuğunuz, kimseninkine benzemek zorunda değil.

Önemli Bir Not: Eğer yalnız yaşamıyorsanız, bu hayat tarzına aile üyelerinizi zorlamaya sakın çalışmayın. Sadece örnek olun, zaten büyük ihtimalle takip edecekler sizi. Sakın birinin eşyasını haberi olmadan atmayın. Bu yolda yapılabilecek en büyük hata bu sanırım. 🙂

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

Mini Röportaj : Practigal Blog

Daha önce çok sevdiğim iki blog olan Turk Isi Minimalizm ve Basit ve Mutlu Yasam ile röportaj yapıp sizlerden de güzel geri dönüşler almıştım. Bu sefer Amerikalı bir blogger ile yaptım mini röportajımı: Practigal Blog. Ben cevaplarından hem çok şey öğrendim, hem çok zevk aldım. Eminim sizin de hoşunuza gidecek, özellikle içe donuk biriyseniz ve minimalizme ilginiz varsa. Buyrunuz efendim 🙂  Röportajın İngilizce orijinalini buradan okuyabilirsiniz.

Untitled

Minimalizm yolculuğun nasıl başladı?

Aslinda minimalizm yolculuğum minimalizmin ne olduğunu bilmeden yıllar önce başlamıştı. Yasamaktan mutlu olduğum bir hayati yasamak istiyorsam, beni bundan alıkoyan her şeyi bırakmam gerektiğini fark ettim. 7 sene önce, stresli ve yorgun olduğum donemde, yavaş yavaş azaltma yapmaya başladım. Hem eşyalarımı, hem de yapacaklar listemi azaltiyordum. Zaman içinde, sahip olmak istediklerimin sayisi da azaldi. Azaltma hayatımda tekrarlayan bir surec haline geldi ve hala öyle.

Minimalizmi iki yıl önce keşfettim. Zaten yapmakta olduğum bir şeye isim vermek amacımı çok daha açık bir şekilde görmemi sağladı aslında. Diğer minimalistlerin hikayelerini okumak ve onlara ne kadar faydalı olduğunu görmek harikaydı. Doğru yolda olduğumu işte o zaman anladım.

Yani sen oyuna bir sıfır önde başlamıştın. Peki anne olmak hayat tarzını nasıl etkiledi?

Minimal bir hayat sürmeye çalışan bir anne olmak her zaman esnek ve anlayışlı olmayı öğretti bana. Yaklaşımımda daha yumuşak olmalıydım. Onlarda da minimalist anlayışın yerleşmesini istedim ve her şeyde olduğu gibi, bunu da zamana yaymaya çalıştım.  Benim için en önemlisi, çocuklardaki “daha fazlasına ihtiyacım var’ alışkanlığını “daha fazlasını istiyorum” a ve en sonunda “ihtiyacımdan fazlasına sahibim” e dönüştürmek oldu.

Üç çocuğumun her biri çok farklı ve bu nedenle tepkileri de farklı oldu. Yapmaya çalıştığım en önemli şey, onlara örnek olmak, ve minimal yaşamın artılarını benim gördüğüm gibi onların da görmesini sağlamak.  

Eşyaları atma ya da tutma konusundaki kriteriniz nedir?

Azaltmaya olan yaklaşımım hem o eşyanın hem maddi hem de kişisel değeri ile alakalı. Evdeki herhangi bir eşyaya baktığımda bende uyandırdığı hisse bakıyorum. Bu yaklaşım benim için azaltmada çok faydalı oldu, birçok eşyadan bu sayede kurtulabildim. Simdi ise hayatıma dürüst bir şekilde bakmaya çalışıyorum, ve sadece en sevdiğim ve en çok kullandığım eşyaları tutuyorum.

Eğer bir seyin varlığını unuttuysam, gidebilir.

Hep işlerimi zorlaştırıyorsa, gidebilir.

Bana yarardan çok stres getiriyorsa, gidebilir.

Meet Sheila

4. Azalttıktan sonra hayatında ne gibi değişiklikler yaşadın?

Daha basit bir hayat tarzını benimseyince, hayatımda sakinlik ve neşeye yer açtım! Hep stresli bir yaşamdan simdi neredeyse hiç stresi tatmadığım bir yaşama geçtim. Genellikle sakinimdir çünkü elimden gelenin fazlasını yapmaya kalkışmıyorum. Yapmayı sevmediğim, yemek yapmak ve temizlik gibi isler hayatımı ele geçirmiyor artık. Her şeyi olduğu kadar basit tutmaya çalışıyorum ki sevdiğim şeylere ve insanlara zaman ve enerjim kalsın. Ve bu nedenle de, anda kalmayı ve andan zevk almayı daha iyi başarıyorum.
Ayrıca, hayatıma nelerin girmesine izin vereceğim konusunda fikrim tamamen değişti. Artık alışveriş yaparken daha bilinçliyim, ve eskiye nazaran çok daha az alışveriş yapma ihtiyacı duyuyorum. Bir seyi yapacaklar listeme koymadan önce zaman ayırıp düşünüyorum: bu aktivite bana ya da aileme nasıl bir değer katacak? Eşyaların gerçek değerini de düşünmeye başladım.

Benzer bir şekilde yeme, yemek yapma ya da uyku alışkanlıklarında bir değişiklik oldu mu?

Genel olarak zamanımı daha verimli kullanıyorum. Eskisine nazaran kendime bakmaya daha çok vakit ayırmaya başladım ve bunu bir rutin haline getirdim. Artık bedenim de önceliklerimden biri; daha iyi yiyorum ve daha çok hareket ediyorum. Uyku konusuna gelirsek, artık her akşam aynı saatte yatağa girip aynı saatte kalkıyorum. Bu tutarlılık bana gün içinde çok daha fazla enerji veriyor!

You must practice self-care in order to be healthy and present your best self. Learn how to prioritize self-care, even when you are super busy. Plus, get 20 simple self-care ideas for the busy woman that you can easily add into your routine.
an article on how to practice self-care on practigal blog

Sanırım bu benim de yapmak istediğim şeylerden biri. Bir sonraki sorum aile hakkında. Aile üyelerin ve arkadaşların da bu değişimin bir parçası oldular mı?

Bu süreçte başlangıçta ailemden neredeyse hiç destek almadığımı söylemeliyim. Evdekiler beni anlamadılar çünkü çalışmanın amacının, daha fazla, daha büyük şeylere sahip olmak gerektiğini düşünüyorlardı. Zaman içinde, eşim yavaş yavaş anlamaya başladı. Sanırım ilk önce emin olması gerekiyordu. Evdeki ve benim ruh halimdeki değişikleri görünce o da bana katıldı.

Azaltma sürecinde en kolay ve en zor kurtulduğun şeyler nelerdi? Yeni başlayanlara ilk hangi kategoriyi önerirsin?

Benim için en kolayı mutfak eşyalarıyla vedalaşmaktı. Çok sık yemek yapıyorum, ama aslında hiç sevmiyorum, pek iyi de değilim zaten. Yani o kadar acayip küçük el aletlerine falan ihtiyacım yokmuş. Hiç kullanılmıyorlardı.
En zor ayrıldıklarım hediyeler oldu. Düğünde gelmiş, 4 yıldır kullanılmayan o kadar çok hediye vardı ki… Ama hepsi güzel şeylerdi ve kullanmalıyım diye düşünüyordum, bu yüzden onları atmıyordum. En sonunda onlardan ayrılmayı da başardım. Gerçek bir nedeni olmadan onlara tutunmak anlamsızdı.
Yeni başlayanlar için, evi bir dolaşmalarını tavsiye ederim. Muhtemelen her odada işinize yaramayan ve sizi strese sokan şeyler bulacaksınız. Sonrasında, günlük olarak o size en çok rahatsızlık veren yerlere el atın. Bir odayı bitirmeden öbürüne geçmeyin.

Bu tavsiye gerçekten hoşuma gitti, başlamak işin zor yanı gibi duruyor. Eğer her odaya hızlıca bakarsak başlamak daha kolay olacak gibi.

Azaltmadan konuşmuşken, vazgeçmeyi düşünmediğin objeler var mı?

  
Çocuklarımın yaptığı bazı resim ve projeleri muhtemelen hiç atamayacağım. Neden bilmiyorum ama hafızam pek iyi değil, bu yüzden bu objeler hatırlamama yardımcı oluyor. Aşağıda paylaştığım resim ortanca kızımın yıllar önce çizdiği, kendi sanat galerisini açma hayalini anlattığı resim. Sanırım bunu hiç atmayacağım, çünkü hala aynı hayali kuruyor.

2
photo credit: Sheila Price

Bir de düğün pastamızın üzerindeki bu tablo var. Bu da artık evimizin dekorunun bir parçası haline geldiği için bundan da ayrılmayı düşünmüyorum.

1
photo credit: Sheila Price

“Ben azaltmaya başlarken keşke bunu bilseydim” dediğin bir ipucu/öneri var mı?

En büyük tavsiyem, bunun SİZİN yolculuğunuz olduğunu hatırlayın. Diğerlerini kopyalamaya, kendinizi başkalarıyla karşılaştırmaya çalışmayın. Şimdiki hayatınız ve yaşamak istediğiniz hayata yönelik seçimler yapmak çok önemli, bu yüzden başkalarına bakmak problemleri çözmüyor. Sizin için doğru olanı yalnızca siz bilebilirsiniz. Seveceğiniz hayata sizi yönlendirecek adımları yalnızca siz atabilirsiniz. Hepimiz farklıyız ve hepimizin hayatına neşe katan, doyum veren şeyler farklı.

Son olarak, daha kişisel bir soru. Blogunda içe dönük olma ile ilgili yazılar da yazıyorsun. İçe dönüklük ve minimalizm ilişkisini anlatabilir misin?

easton-oliver-569386-unsplash
Photo by Easton Oliver on Unsplash

Bence minimalizm herkes için uygun bir yaşam biçimi. Özellikle içe dönüklerden bahsediyorsak, minimalizm onların üretkenliğine ve insanlarla daha derin bağlar kurmalarına yardımcı oluyor. Sadece sevdiğiniz eşyalardan oluşan sade bir ev içe dönük bir insanın mabedi gibi, orada insanlarla vakit geçirmek için gereken enerjiyi toplayabilirsiniz. Sade bir hayat odağınızın başka şeylere kaymasını engeller ve daha üretken olmanızı sağlar. Son olarak da, ilişkilerde minimalist olmak, yani gerçekten sevdiğiniz insanlarla vakit geçirip sağlıksız ilişkileri minimize etmek içe dönük bir insanın zamanını ve dikkatini daha iyi kullanmasını sağlıyor.
Sheila’nın cevapları benim için çok doyurucu oldu, umarım siz de beğenmişsinizdir. Daha fazlası için blogunu ziyaret edebilirsiniz.

Sunday Quote #10 / Pazar Alıntısı #10

Bugünkü Pazar Alıntısı İngiliz tasarımcı Vivienne Westwood’dan: “Daha az satın al, iyi seç.

Uzun süre kullan.

Nicelik değil, nitelik.

Herkes gereğinden çok fazla kıyafet alıyor.”

Tutumluluk, Cimrilik ve Minimalizm

Daha önce para biriktirmek ve bilinçli alışveriş için ipuçları paylaşmıştım. Benim minimalizm yolculuğum, gereğinden fazla eşya ile yaşadığımı fark etme, azaltma, satın alma konusunda bilinçlenme ve borçlarımın yok olduğunu, yeni borçlanma yapmadığımı fark etmem üzerine oldu. Yani daha minimalist yaşadıkça para biriktirebiliyor olmak benim için bir artı oldu ama amacım aslında bu değildi.

Son zamanlarda hem Türkçe, hem de İngilizce sosyal medya hesaplarında, tutumluluk, cimrilik ve minimalizmin çok karıştırıldığını görüyorum. Minimalizmin tam olarak ne olduğunu anlamadan, sadece borç kapatabilmek ya da para biriktirmek, ya da belki de yalnızca deney yapmak adına günlük ya da haftalık bütçeler koyup, sonra da gerçekçi olmayan bu bütçelerle geçinemedikleri için kendini paralayanlar çok bu ara sosyal medyada.

Minimalizm tamamen kendini kabullenmek ve içinde bulunduğun küçük-ve büyük- dünyayı sevmek üzerine kuruluyken, kendini kısıtlayıp harcama yapmamak bu olayın çok uzağında bir yere düşüyor. Bu nedenle bu üç kavram üzerinde kesin bir ayrım yapmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.

My Post

Minimalizm cimrilik değildir.

Minimalizm güzel para harcama sanatıdır. Hatta geçen gün reddit’te “minimalist olacak kadar param yok” adlı bir tartışma bile vardı. Eğer bir şeyin/hizmetin gerçekten size değer katacağını düşünüyorsanız o konuda para harcamanızın hiçbir sakıncası yok. Benim için bu mesela, görmek istediğim yerler, konser/tiyatro bileti, kaliteli bir giysi, kakao oranı yüksek bir çikolata 🙂 olabilir. Yıllarca kullanabileceğiniz bir minimalist gardırop icin başta epey para harcamanız gerekebilir ya da. Harcadığım paraya acımam, deriz ya, size gerçekten değer katacak bir şey için harcadığınız paraya acımayın. Fakat onun dışında paranızı vereceğiniz her şeye şüpheyle yaklaşın.

Cimrilik söz konusu olduğunda, harcadığınız parayı her yönden sorgulamaya başlıyorsunuz. Bu da para harcamamak için sosyalliğinizi ve daha kötüsü sağlığınızı da etkilemeye kadar gidebiliyor. Bir, iki haftalık deneyler kulağa hoş gelse de cimrilik bir hayat tarzıysa bence çok tehlikeli olabilir. Sıkıcı da aynı zamanda, sonuçta sevdiğimiz şeyleri elde edebilmek için para harcamak da lazım bazen. 🙂

Minimalizm tutumluluk da değil.

Üzgünüm ama değil. Minimalistlerin çoğunun artık para harcayarak bir şey bulamaması, minimalizmin tutumluluk anlamına geldiğini göstermez. Minimalizmi dünyaya tanıtan, The Minimalists adıyla bildiğimiz Joshua ve Ryan, her gittikleri şehirde konserlere katılıp en güzel kahveyi yapan mekanı bulmaya çalışıyorlar mesela. Eşyalara değil, deneyimlere para harcıyorlar ama harcıyorlar nihayetinde. Yani pek tutumlu bir hayat sürdükleri söylenemez. Aynı zamanda eşyalarından kurtulduktan sonra dünyayı gezmeye başlayan, kimi bunu bir hayat tarzı haline bile getirmiş birçok insan var. Para harcıyorlar: yalnız materyallere değil, uçak bileti, kalacak yer ve benzeri deneyimlere para harcıyorlar.

Tutumluluğun bir sakıncalı yanı bazen istifçiliğe varabilmesi. Misal hep kullandığınız tuvalet kağıdı %70 indirime girmiş. Bir minimalistseniz bu çok önemli olmayabilir, ama tutumlu biriyseniz gidip yılların stoğunu alabilirsiniz. Epey de iyi kâr edersiniz. İşte aradaki en büyük farklardan biri bu. Minimalistler daha çok anı yaşarken, tutumluların yüzü geleceğe dönük oluyor. Bu yüzden indirim takibi tutumluların başlıca zevklerinden biri. Bende de ara sıra tezahür eden bir özellik bu. 🙂

chris-lawton-346402-unsplash
Ne kadar para harcadığın değil, neye para harcadığındır önemli olan. Ne kadar para harcadığına kafayı çok takarsan para araçtan çok amaca dönüşür.

Peki hangisi daha iyi?

Bu sorunun doğru cevabı bence başka bir soru: Şu an hayatımda hangisine ihtiyacım var? Hayatının belli bir döneminde ihtiyacın olan tek şey para biriktirmek olabilir; o zaman cimriliğe varan tasarruflar yapabilirsin. Örneğin borçlarını kapatmaya ya da ev almaya çalışıyorsundur.

Ama eğer ekonomik açıdan bir problemin yoksa o zaman tutumlu mu, savurgan mı, yoksa daha sade ve minimalist mi yaşayacağına karar verebilirsin. Benim hayatımın bu döneminde gittiğim yol, çevreye en az etkide bulunan, aza sahip olduğum ve az tükettiğim bir yaşam biçimi; fakat ihtiyacım olan her şeye de sahibim. İhtiyaç kavramı da kişiden kişiye, kültürden kültüre ve hatta cinsiyetten cinsiyete çok değiştiği için bu konuda herkesin standardı ancak kendisi olabilir.

Zero Waste: Atıksız Yaşam İçin Küçük Adımlar

İnanıyorum ki minimalist bir yaşam sürmek atıksız bir yaşam sürmekle doğrudan bağlantılı. Çünkü evlerimize ve hayatlarımıza ne girdiği kadar ne çıktığı da önemli. Zaten eşyanın döngüsüne kafa yormaya başladıkça insan ister istemez üzülmeye başlıyor. Çünkü petrolden plastik yapabilmemiz insanlık tarihi için hem çok talihli hem çok talihsiz. Talihli diyorum çünkü ucuz üretim yapılmaya başlandığında, artı değer hiç olmadığı kadar arttı ve bu da bilim, astronomi ve tıpta yapılacak gelişmeler için kaynak oluşturdu. Talihsiz diyorum çünkü en kısa anlatımıyla dünyanın içine ettik. Bir insanın ona can veren anne babasını öldürmesi gibi bir şey bu. Hayat kaynağımızı hızlı bir şekilde öldürüyoruz.

Öğrenciyken Çevre Topluluğu üyesiydim, o zamanlardan çevre için büyük bir kaygı duyuyor ve isyan ediyor, nükleere karşı yürüyüşlere katılıyor, paneller konferanslar düzenleyip yeme döngüsünden tutun hidroelektrik santrallere her türlü konuyla ilgileniyor, sesimizi çıkarmaya çalışıyorduk. Fakat o zamanlar benim adıma biraz yanıldığım kısım, çevre konusunda büyük şirketlerin bireylerden daha fazla sorumluluk sahibi olduğunu düşünmemdi. Evet gerçekten de büyük bir sorumlulukları var büyük şirketlerin, ama onları büyütenler de bizleriz ve bizim taleplerimiz.

Biraz alakasız görünebilir ama size son seyahatlerimden olan Bali’den bahsedeceğim. Türklerin kafasında Bali cennet gibi bir yer. Bizim için de öyleydi, instagramdaki fotoğrafları görünce gerçeküstü bir yere gideceğimizi sanıyorduk. Gördük de, el değmemiş yerleri gerçekten güzeldi. Ama şehir merkezindeki kumsalların kirliliği dayanılacak gibi değildi. Güzelim bembeyaz kumların üzerinde cips poşetleri, diş macunları, şampuan şişeleri, ne çöp ararsanız vardı. Kirli diye internette okumuştuk ama bu kadarını gerçekten beklemiyorduk. Bu çöp yığını için Balililer Jawa’dan geliyor diyor, Jawalılar onlar sizin otel pisliğiniz diyor. Kim ne derse desin ortada büyük bir problem var. Bu büyük şirketlerin falan değil, senin benim pisliğim, ve hiçbir zaman doğaya karışmayacaklar.

Gözümüzün önünde böyle bir manzara görünce ne kadar çöp ürettiğimizi fark edebiliyoruz. Aslında sorun bu çöpün kumsallara atılması değil. Bali düzgün bir şekilde bu çöple başa çıkabilseydi bile bu çöp yine var olacaktı. Sadece biz görmeyecektik ve içimiz rahat olacaktı. Plastiğin geri dönüşümü mümkün olsa da geri dönüşme oranı çok çok az oluyor aslında. Yani en akıllıca seçenek mümkün olduğunca atıksız yaşamak. Tabiat ana zaten yaralı deyip biz de yaralamaya devam edebiliriz, ya da en azından bizim tarafımızdan yaralanmasını engelleyebiliriz.

Bu konuda atabileceğimiz küçük adımlar var. Zaten yapabileceğimiz en güzel şey küçük adımlar atmak. Peki neler yapabiliriz?

su şişesi, zero waste, atıksız yaşam
en kolay adımlardan biri, dayanıklı bir su şişesi edinip dışarıda plastik şişeden su almayı bırakmak.

1) Almadan önce düşün.

Sormamız gereken sorular:

Alacağım şeye gerçekten ihtiyacım var mı? Almazsam hayatımın kalitesi düşecek mi?  Eğer cevabı evetse,

  • Evdeki herhangi bir şeyi bu alacağım ürün yerine kullanabilir miyim? (dudak balmı yerine hindistan cevizi yağı veya vazelin kullanmak gibi)
  • Evdeki herhangi bir şeyle ihtiyacım olan şeyi yapabilir miyim? (diy ve upcycling projeleri, derya baykal stayla)
  • Bir kullanımlık bir ihtiyaçsa (matkap, tornavida, hatta gece elbisesi gibi) ailem ya da en yakın arkadaşlarım gibi teklifsiz olduğum kişilerden ödünç alabilir miyim?
  • Bu şeyi ikinci el bulabilir miyim? (İkinci el alacağınız şey ambalajsız olacağı ve size veren kişi atmaktansa size vereceği için atıksız yaşama katkısı büyük)
  • Ambalajsız, poşetsiz, doğada çözünebilir, geri dönüştürülebilir versiyonu var mıdır?

2) Aldıktan Sonra, Çöpe Atmadan Önce Sormamız Gereken Sorular

  • Geri dönüştürebiliyor muyum?
  • Yeniden dönüştürebiliyor muyum?
  • Özgür dönüşüme katabiliyor muyum, bir sevdiğime verebiliyor muyum, ya da satabiliyor muyum?

Maalesef aldıktan sonraki işimiz almadan öncekine nazaran daha zor. Yani alımlarımızı gitgide bilinçli yapmaya başladığımızda aldıktan sonra çok da düşünmemize gerek kalmayacak.

Bazı konular maalesef bizim dışımızda gelişiyor ve belli bir orana kadar etki edebiliyoruz. Geri dönüşüm bunlardan biri örneğin. İnsanlar geri dönüşüm konusunda çok üşengeç. Çöp yığınlarıyla nasıl başa çıkıldığını görmediğimiz için geri dönüşümle falan hiç uğraşmıyoruz. Türkiye’de nadiren gördüğümüz geri dönüşüm kutularının içi çöp dolu (şunu da söyleyeyim, Singapur’da geri dönüşüm kutuları daha yaygın ,her binada bir tane var, ama içlerinde alakasız çöpler var yine). ODTÜ bu konuda çok çok iyi bir iş başarıyor (sonradan gelen düzeltme: artık sandığım kadar verimli değilmiş ODTÜ’de de).

Keşke Ankara ve Türkiye’de geri dönüşüm eğitimleri yapılsa ve toplumda yaygınlaşsa. Çünkü çöp kutuma baktığımda genelde yarıdan fazlası geri dönüşebilecek atıklar oluyor. Maalesef ki Ankara’da çözümü ben cam, karton ve plastiği ayrı bir poşete koymakta bulmuştum. Umudum geri dönüşüm işçilerinin en azından daha az uğraşarak ulaşmasıydı aradıkları geri dönüşebilir atıklara.

İleri Dönüşüm:

6a00d8341e223753ef013487720e78970c-800wi

İleri dönüşüm (upcycling) bence geri dönüşümden daha umut verici. Çünkü aynı zamanda eve yeni ve ambalajlanmış, fişi kesilmiş ürün girişini azaltıyor. Derya Baykal’ın yaptıklarıyla bazen dalga geçiyoruz ama aslında hem ev ekonomisi hem de atığımızı azaltma anlamında güzel projeler bunlar. Tabii yapmış olmak için ihtiyacımız olmayan bir şeyi de yapmamak lazım ama, dediğim gibi, bir şeye ihtiyacımız olduğunda, evdeki şeyleri gözden geçirip, evdeki herhangi bir eşyayı dönüştürerek kullanabiliyor muyuz bakmak lazım.

Ben Atıksız Yaşam Konusunda Neler Yapıyorum?

Tabii ki daha başlangıç aşamasındayım ama atılacak her adım bizi daha iyiye taşıyor diye düşünüyorum.

Öncelikle alacağım şeyi sorguluyorum. Genelde alışverişe ihtiyaçtan ötürü çıkıyorum, ve ne alacağımı bildiğim için sadece o mağazalara girip işi hızlıca çözmeye çalışıyorum. Daha önce aklıma gelmemiş, o anda görüp beğendiğim şeylerle arama mesafe koyuyorum.

Poşetler:

Bez poşetleri küçücük katlayıp çantama koyuyorum, bir şey aldığımda poşet istemiyorum. Büyük market alışverişlerinde bu daha zor oluyor, o zaman annelerimizin pazar çantası vardı, hatırlarsınız, onun gibi büyük bir ikea torbası götürüyoruz.

Daha önceki alışverişlerimizde kullandığımız plastik poşetleri de yırtılana kadar, en az yedi-sekiz sefer kullanabiliyoruz markette.

frakta-shopping-bag-large-blue__79087_PE202617_S4
akarı kokarı yok, çok memnunuz.

Tabii bu çabalarımız bile eve poşet girişini tamamen engellemiyor. Benim de aklıma bu poşetleri değerlendirmek geldi. Eğer #plarn (plastic yarn) diye ararsanız, plastik poşetleri şeritler halinde keserek nasıl örgü yapılacağını bulabilirsiniz. Ben bir sürü deneme yaptım, en çok işime yarayanlar, bulaşık süngeri/ lavabo silme bezi oldu.

Aynı zamanda dışarıda kağıt havlu kullanımını azaltmak için diktiğim mendile minik bir kılıf ördüm:

Su Şişesi ve Kahve Kupası

samule-sun-471854-unsplash

Her daim su şişemi yanımda taşıyıp dışarıdan su almamaya gayret ediyorum. Singapur’un bir güzel yanı da şişemizi doldurmak için toplu alanlarda, parklarda, iş yerlerinde çeşme bulunması. Evdeki su da güvenli diyorlar ama Ankara’dan sonra korktuğumuz için çay kahve hariç şişede alıyoruz suyu hala. O şişeleri de içine toprak koyup mini saksılara ya da su doldurup mini vazolara çeviriyorum. Marketten alıp suda köklendirdiğim adaçayını daha büyük bir saksıya ihtiyaç duyana kadar bu mini saksıda yetiştireceğim.

İş yerinde,okulda ve kahvecilerde karton bardaklar yerine kahve kupamızı getirmek de çok önemli. Çünkü içilmiş bir karton bardak asla geri dönüşmüyor. Köpüğe hiç girmiyorum bile, onun geri dönüşümü zaten imkansız, ayrıca sıcak içeceklerle kullanımı sağlığa zararlı. Starbucks vb. yerlerde, eğer orada içecekseniz karton bardak yerine kupa isteyebilirsiniz. Karton ve plastikten kahve içmek bence çok zevksiz zaten. Ayrıca kendi kupanızı götürüp doldurmalarını da rica edebilirsiniz.

Yemek Artıkları:

Demlenmiş kahve telvesi ve çay yapraklarını atmıyor, bitki dibine doğrudan gömüyorum. Geçen hafta da bu çay kahve artıklarını muz kabukları, yumurta kabukları gibi organik atıklarla karıştırıp kompost yapmaya başladım, bakalım nasıl gidecek… (aylar sonra gelen ekleme: Evet komposta dönüştü ama aylar sonra :))

Keşke bir bahçem olsa da büyük bir kompost kutusu oluştursam, ama balkonda ancak bu kadar. Apartmanda kompost yapma deneyiminiz olduysa dinlemek isterim.

Marul ve taze soğan gibi bitkilerin köklerini çöpe atmadan bir iki hafta suda bekletip bir tur daha yeşillenmelerini sağlıyorum. Bu hafta bir taze soğanı minik bir plastik şişe saksıma ektim, bakalım burada daha mı mutlu olacak 🙂

IMG_8128
suda bu kadar hızlı büyümüyordu, toprakta birkaç günde bu kadar büyüdü. Plastik şişeyi kestikten sonra ucunu çakmakla yakıyorum ki ele batmasın.

Kayınvalidem de yediği çekirdekli yiyeceklerin çekirdeklerini atmayıp yıl boyu biriktiriyor. Ayvalığa giderken yol kenarında durup tarlalara savuruyor. Hem kuşlar hem de toprak nimetleniyor bu çekirdeklerden.

Limonu sıktıktan sonra kabuklarını hemen çöpe mi atıyorsunuz? Limon kabukları ile yapabileceğiniz o kadar çok şey var ki.

Kitaplar:

Ankara’da satın aldığımdan çok kütüphaneden aldığım ya da tablete indirdiğim kitapları okuyordum. Singapur’da ise her adım başı kütüphane var (hatta alışveriş merkezi ve metrolardan bağlantısı var), içinde gezmek, dışarı çıkarmadıkça kitap okumak ücretsiz. Fakat yıllık üyeliği 50 dolar. Şimdilik özellikle bulamadığım kitap olmadıkça üye olmayı erteledim, ama dışarının sıcağından bıkmışken içeride küçük bir mola verip öne çıkan yayınlardan okumak çok zevkli.

Geçenlerde üye olduğum fb gruplarından birinde taşınacak olan biri kitaplarını paylaşıyordu. İçinde özellikle okumak istediğim iki kitap (The Girl On The Train ve The Signature of All Things) vardı; ben de hemen atladım ve diğer kitapları da istedim. 🙂 Bitince de yeni sahiplerine ulaştıracağım ve döngüyü böyle devam ettireceğim.

IMG_8129

beni epey götürür bunlar.

Elektronikler:

Cep telefonu, aksesuarlar, bilgisayarlar, televizyonlar, piller… Aslında elektroniklerin içinde geri dönüşebilecek çok hammadde bulunuyor, alüminyum, demir, bakır gibi. Bunlar kağıt ve plastiğin aksine yüzde yüze yakın geri dönüşebiliyor. Bu yüzden elektronik atıklarınızı lütfen çöpe atmayın. Media Markt’lara götürebilirsiniz. Ben en son Ankara’daki Çiğdemim Derneği‘ne bırakmıştım, Çankaya tarafında oturuyorsanız kolay bir seçenek.

Giysiler:

Giysiler için en önemli şey başta kaliteli ürünler satın alıp al-istifle-at döngüsünden uzaklaşmak. Uzun yıllar giyebileceğimiz, zamansız moda tabir edilen giysileri tercih etmeliyiz. Eğer yırtıldıysa veya söküldüyse tamir etmeliyiz. Bu konularda son zamanlarda bulduğum eğlenceli bir instagram hesabı visible mend. Yama olayını başka bir boyuta taşımış.

Peçete ve Kağıt Havlu

Japonya’da hiçbir tuvalette kağıt havlu bulunmuyordu. Bizdeki gibi “bitti ve yerine yenisi takılmadı” gibi değil, Japonlar genel olarak umumi tuvaletlerde kağıt havlu kullanmıyorlardı. Hepsinin çantasında minik kumaş mendiller vardı, ben de oradayken bir tane aldım (özel mendilci dükkanları var çok tatlı, desen desen).

Hem nemli havada yüzünü silmek, hem de elleri yıkadıktan sonra kurulamak için bu mendilleri kullanıyorlar. Bu fikri çok sevdim, Singapur’a taşındıktan sonra daha da bir benimsemeye karar verdim çünkü hava öyle nemli ki, metroya yürüyene kadar bile insanın yüzü sırılsıklam oluyor. Kağıt havlu falan fayda etmiyor. Zaten buradaki tuvaletlerin büyük bölümünde de kağıt havlu yok, sadece kurutucu var.

Ben de artık çantamda minik kumaş mendilimi taşıyacağım. Sizin de küçüklükten kalma mendiliniz varsa ya da evde artık kumaşınız varsa peçeteleri siz de hayatınıza katabilirsiniz. Hatırladınız mı, küçükken hepimizin çantasında bu mendillerden olurdu. 🙂

FullSizeRender
Kyoto’dan aldığımız, Kyoto ruhuna yaraşır mendiller.

Peki sizin atıksız ve plastiksiz bir ev için önerileriniz neler? Yorumlarda benimle paylaşın, bilgiyi çoğaltalım.

Kaynaklar:

Konu hakkında daha çok okumak isteyenler için Türkçe ve İngilizce Kaynaklar:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Sıfır Atık El Kitabı: http://webdosya.csb.gov.tr/db/sifiratik/icerikler/k-tapc-k-2017-1-20180129130757.pdf

‘Life is so different here now’ – Inside Japan’s ‘zero-waste’ village: https://www.telegraph.co.uk/news/2018/03/04/life-different-now-inside-japans-zero-waste-village/

Zero-waste bloggers: the millennials who can fit a year’s worth of trash in a jar: https://www.theguardian.com/environment/2016/apr/22/zero-waste-millennial-bloggers-trash-greenhouse-gas-emissions

Shops offer discounts, free food, when you use your own bag, container: https://www.todayonline.com/singapore/get-discounts-free-food-top-ups-with-BYO-receptacles-at-220-shops

zero waste, sıfır atık

Daha Az Kıyafetle Yaşamak

Minimalizm ve basit yaşam beni gerçekten heyecanlandırıyor, çünkü dünyanın en evcimen insanı olabilirim ve Kafka’nın odasını kendi vücudunun bir uzantısı olarak gördüğü ve ekmeğimi suyumu verseniz oradan çıkmam, dediği gibi, ben de evi bir uzantım gibi düşünürüm.

Ama çocukluktan beri dağınık biri olduğum için, kendimi bir yandan da huzursuzluk veren yığınların ortasında buluyorum. Fark ettim ki, bu yığınların hiçbirine gerçekten ihtiyacım yok. O eşyalar olmazsa, zaten dağınıklığın sebebi ortadan kalkacak. Peki yıllardır bağlandığın eşyalardan kurtulmak kolay mı? Tabii ki değil.

priscilla-du-preez-228220.jpgBir minimalist olmayı kafaya takmış çok insan var, ben gerçekten bu kadar insan bulduğuma şaşırdım. Türkiye’de minimalist ve basit yaşam hareketi görece yeni olsa da İngilizce konuşan dünyada kitaplar ve videolar tonlarca mevcut.

Çoğu kişi de işe bu işe kıyafetlerini azaltarak başlamış. 10 item closet, project 333 (3 mevsim- 33 kıyafet), capsule wardrobe bu amaçla başlatılmış projeler. Hepsinde amaç aynı: Birbirine uyan giysiler edinip olabildiğince az giysi ile yaşamak. Sabah uyandığında, bugün ne giysem? sorusunu sormadan güne başlayabilmek. Kendine yakışanı, stilini bilmek ve dolabında senin stilin olmayan şeylerin toz toplamaya devam etmesini engellemek.

Dünyaca ünlü birçok insan da aslında daha az kıyafetle yetinmeyi bir yaşam tarzı haline getirmiş. Yapılacak onca iş varken, giysiler için bu kadar para ve çok daha önemlisi, zaman harcamak niye? Einstein’in bir gri takımı varmış örneğin, Obama ise gri ve lacivert renklerden başka takım elbiseye sahip değil. Steve Jobs ve Mark Zuckerberg de daha bilinen minimalistlerden (Mark Zuckerberg’den bu yazıda da bahsettim).

Hadi onlar dahi, çılgın. Benim ilginç bulduğum, Vera Wang ve Micheal Kors gibi ünlü moda tasarımcılarının da sürekli aynı kıyafetleri giymesi (özellikle siyah ve çok sade). Modayı belirleyen insanların modaya hiç uymamaları gerçekten enteresan. İkisinde de görülen aksesuar sadeliğine de dikkatini çekerim.

Vera Wang minimalist
Gelinlik tasarımında dünyanın bir numarası Vera Wang yalnızca siyah ve çok sade giyinmesi ile tanınıyor.

micheal kors black minimalist
Aynı şekilde o süslü saat ve çantaları tasarlayan Micheal Kors da “black on black”, siyah üstüne siyahtan vazgeçmiyor.

Peki daha az kıyafetle nasıl yaşanır? Yani bu nasıl başarılır 🙂

1. adım: Stilin hakkında düşünmek.

Bu bir erkek için daha kolay ama kadınlar günümüz alışveriş kültürünün hedefi olduğundan modaya daha kolay kapılabiliyor.

Stil belirlemek derken, tabii “bu benim tarzım” programlarındaki gibi değil, yaşam tarzınızı, yaşadığınız iklimi ve sürekli giydiğiniz parçaları düşünün.

Bu konuda çamaşır sepetiniz size yol gösterebilir: En sıklıkta hangi giysileri yıkıyorsanız muhtemelen size en yakın olanlar o giysilerdir.

Gardırobumu küçültüp her sezon kontrol edince hem kendi stilimi daha iyi anladım, hem de giysi alışverişimi çok çok azalttım. Fakat bu yıllar içinde tarzım değişmediği anlamına gelmiyor. İşim, yaşadığım kent, ihtiyaçlarım ve bedenim değiştikçe farklı giysilere ihtiyaç duyuyorum tabii ki. Sayı bazen 40 oluyor (bu yazıda olduğu gibi), bazen 30. Belki ileride 50 olacak, önemli olan sayılar değil, neyin yeterli olduğunu bilmek ve açgözlü olmamak diye düşünüyorum.

Bu da şimdilerde kullandığım 30 parçalık gardırobum (yazısı burada):

pelo gardrob VER2-page-001

Kendi tarzınızı bulduktan sonra yapılacak ikinci şey,

2. Gereksiz tüm kıyafetleri atmak.

Bu ilk başta acı veren bir süreç gibi gözükse de bir yerden sonra öyle bir keyifli hale geliyor ki insan her gün daha da azaltmak istiyor. Yapmak gereken şey evde giysi namına ne varsa (aksesuarlar da dahil) bir yere toplamak.

Ben hepsini yatağın üstüne atıyorum. Zaten daha dolaptan çıkarırken bazılarını direk atmaya karar verebiliyorum. Bu konuda birkaç kriter belirledim:

i. üzerime olmayan HER kıyafet kesinlikle gidecek. Kilo veririm, alırım diye hiçbir giysi dolapta beklemeyecek.

ii. Eskimiş, tamir edilemeyecek durumda olan, tüylenmiş olanlar da gidecek.

iii. Şimdiki tarzıma uymayanlar da gidecek. Çalışmaya başladığım ilk senelerde kumaş pantolon ve daha ciddi giysiler giymem gerekiyordu ama şimdi böyle bir zorunluluğum yok (istesem giyebilecek olmama rağmen bu kumaş pantolon, etek ve gömlekleri üç senedir hiç giymedim, sevmiyorum çünkü).

Bunu bir günde halletmek tavsiye edilse de ben ilk denememde bir iki ayda halledebildim. Yani hepsinden de ilk etapta vazgeçemedim. İlk ve ikinci kategoriye girenlerden daha çabuk kurtuldum. Bu da yaklaşık 50- 60 parçaya tekabül ediyor. Acıyla farkettim ki, bu kıyafetlerin yarıya yakını zaten mahvolmuş, on yıldan beri dolabımdalar. Artık birine verilecek halleri de kalmamış. Bunları mecburen attım ya da temizlik bezine falan çevirdim.

Eski işlerimde giydiğim resmi giysileri de fotoğrafladım ki belki kardeşime bazıları olur. Kardeşim, ki kendisi için giyim ve alışveriş bir yaşam tarzıdır, bu giysileri son üç yıldaki altı taşınmamda nasıl olup da her yere taşıdığıma şaşırdı. Yirmiye yakın parçadan ancak bir ikisine talip oldu. Kalanları da mahallenin yardımlaşma ve dayanışma vakfına bağışladık.

3. Düzenli bir dolaba sahip olmak.

Bu konuda ilk yazımda bahsettiğim Marie Kondo’dan t- shirt ve bluzları asmak yerine kalıplamanın ve çekmecede saklamanın çok daha etkili olduğunu öğrendim. Yine bu konuda bir çok kaynak bulunuyor ama daha sonraki yazılarımdan birinde nasıl yapılacağını göstermek istiyorum.

4. Daha az ve düşünerek alışveriş yapmak.

Bu artık bir yaşam biçimi haline gelmeli. Ben ki “impulsive shopping” denen şeye bayılan bir insandım. Mağazalara dalıp ilk beğendiğim şeyi denemek ve almak.

Bu konuda eşim ve ailesinden çok şey öğrendim: Diyor ki mesela, ben bir trençkot alacağım. İstediği modele karar veriyor, ona göre alışveriş yapıyor. Ben mesela trençkot alacağım diye (Ankara’da bolca olan) alışveriş merkezlerine gidip, bir bluz, bir kot pantolon, bir de ceket alıp, o sene “yine trençkot alamadım” diyip dönerdim.

Artık kendime mevsim başında ihtiyaç belirleyip, sadece o ihtiyaca göre alışveriş yapmayı öğrendim. Örneğin eğer bir sandalet almak istiyorsam, sadece ayakkabıcılara giriyor ve sadece sandalet kısmına yöneliyorum. Böylece alışveriş merkezlerinde daha az zaman geçirmiş ve daha az para harcamış da oluyorum.

Sonuç olarak, dolabımdaki giysilerin yarısından kurtularak (ve bir yıldır tek bir parçasını bile özlemedim) ve daha iyi ve ulaşılabilir şekilde yerleştirmeyi öğrenerek büyük bir rahatlık yaşadım. Yazlık- kışlık diye ayırmama gerek kalmadı, çekmecemi ve dolabımı açtığımda sahip olduğum her şeyi görebiliyor, bulabiliyorum. Bu bloga 2016’da başladığımda amacım, yaklaşık 20- 30 en sevdiğim giysiyle yaşamak ve sabah hala az da olsa yaşadığım “bugün ne giysem” olayını hiç yaşamamak, buradan kazanacağım zamanı daha üretken işlere harcamaktı. Bu konuda epey büyük bir yol kat ettiğime inanıyorum.

Daha az kıyafetle yaşamak ve kapsül gardırop üzerine diğer yazılarım için tıklayınız.

Youtube kanalıma buradan abone olabilirsiniz.