Önyargılarda Minimalizm

Önyargılarımızda da minimalist olabilir miyiz?

Bu hafta başıma gelen küçük ama önemli bir olay bana şunu öğretti: Önyargılarımızdan kurtulmak için önyargımız olduğunu fark etmemiz gerekli!

Böyle söyleyince kolay gibi geliyor ama bu “uyanış”ı çoğu kişi yaşamıyor. Yani fark etmediğimiz için hiç önyargımız yok sanıyoruz.

Bu haftaki yazımda bir öğrencimi ve onunla kötü geçen bir dersimi anlatmıştım. Belki de dersin benim adıma kötü geçmesinin sebebinin benim bu tarz öğrencilere karşı olan önyargım olabileceğini yazmıştım.

O öğrencimle bugün yine buluştuk. Ben kendimi nötr tutmaya, ne pozitif ne de negatif bir yargıda bulunmamaya niyetlendim. Tek niyetim ona faydalı olabilmekti. Ders sonunda fark ettim ki, hiç de benim başta düşündüğüm gibi beni yargılamıyordu, söylediğim her şeyi can kulağıyla dinliyordu. Yargılamış olan bendim :). Bir dil okulunda küçük bir sınıfım olacağı için artık ona özel ders veremeyeceğimi söylediğimde çok üzüldü.

Ve sonra, tesadüf mü dersiniz, tevafuk mu, kız benim ders vereceğim okula sonraki dönem kayıt olmayı düşünüyormuş zaten 🙂. Brisbane’da o kadar çok dil okulu var ki, bu gerçekten güzel bir tesadüf, ya da “synchronicity” 🌸 oldu. Benim orada olacağımı duyduğunda da çok sevindi. Eğer kayıt olursa öğretmeni yine ben olacağım.

Bu kız hakkındaki önyargılarımı objektif düşüncelerimden ayırabilmek bana uygulamalı olarak yine ve yeniden gösterdi ki, yalnızca fark etmek bile şifalandırıyor. En büyük öğrenme, kitaplardan, başkalarından değil, kendi içimizden gelen öğrenme.

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz: 
YouTubeinstagramFacebook

52 Küçük Değişiklik 41. Hafta: Yaşam Alanını Düzenle

Bu hafta minimalizmle yakından ilgili küçük değişikliğimiz: yaşam alanını düzenle!

Dört sene önce, minimalizme olan ilgim aslında düzensizliğimden kaynaklanmıştı. Takip ettiğim kitap sitelerinden biri, çok satan Marie Kondo’nun Japonca’dan İngilizce’ye çevrildiğine dair bir mail gönderdi gelen kutuma. Kitabın ismi beni gerçekten çok etkiledi: The Life Changing Magic of Tidying Up 🙂 Kitap Türkçe’ye sonradan “Derle Topla Rahatla” diye çevrilmiş de olsa, aslında “Evi Toplamanın Hayat Değiştiren Büyüsü” motamot çevirisi. Kitabın ismi beni o kadar heyecanlandırdı ki, hemen bilgisayara indirdim kitabı, birkaç günde bitirdim.

Marie Kondo’nun ana tezi beni çok gaza getirmişti: Düzensizliğin asıl sebebi fazla eşyaya sahip olmaktır.

Yani ilk çözüm, fazlalıklardan kurtulmak.

İkinci çözüm ise, her şeyin, ama her şeyin bir yeri olacak.

A-Place-for-Everything-And-Everything-in-Its-Place

Bence dört senelik deneme yanılma sürecinde fazlalıklardan kurtulma konusunda uzuun bir yol kat ettim. Fakat düzen konusunda, tabii eskisine göre kendimi çok geliştirmiş de olsam, henüz istediğim noktada değilim. Şu an evimde, atabilirim diyebileceğim neredeyse bir tek eşya bile yok ama neyi nereye koyduğum konusunda bocalıyorum hâlâ.

O yüzden bu hafta kendimi motive edip, her gün de bloga yazarak evimdeki 5 alanda düzenleme sağlayacağım. Özellikle belirli bir yeri olmayan ve her gün yerini değiştirdiğim objelere odaklanarak. Bakalım sürdürebilecek miyim?

Siz de benimle evinize yeniden göz atmak isterseniz sırayı bu şekilde yapacağım:

  1. Pazartesi: Mutfak
  2. Salı: Giysiler
  3. Çarşamba: Ivır-zıvır, hobi
  4. Perşembe: Banyo ve ecza dolabı
  5. Cuma: Kırtasiye, kalem, kitap

Bu arada çok yapmadığım bir şeyi de yapmaya çalışacağım: Evimin fotoğraflarını çekmek. Brisbane’da taşındığımız ev, 60 metrekare, kutu gibi bir daire. İlk defa bu kadar küçük bir evdeyiz, Ankara’daki evimiz de 2 oda ve bir açık mutfaklı salondan ibaretti ama bu ev Ankara’daki evin salonu kadar sadece. Eğer küçük bir evde nasıl rahat ve ferah yaşanır görmek isterseniz bu haftaki yazıları ve fotoğrafları bekleyin. 🙂

 

52 Küçük Değişiklik 35. Hafta: Cesur Ol

Ne hızlı geçti 2018! Benim için çok hareketli, değişikliklerle dolu ve şükür ki güzel bir yıl oldu. Bu yılın kelimesi benim için “Yaşa” idi, dolu dolu yaşadım, deneyimledim, belki de 30 yıllık ömrümde en değişik deneyimleri yaşadığım bir yıldı.

Bu senenin kelimesi ne olacak diye çok kafa yordum ve dönüp dolaşıp “cesaret” kelimesini düşündüğümü fark ettim.
980x

Cinderella’nın yeni Disney filminde (evet, hala Disney filmlerini seyrediyorum) Cinderella’nın annesi ölmeden ona şöyle der: Cesaretin olsun, ve iyi ol (Have courage, and be kind). Bu iki şey olduktan sonra, hayatta en büyük hazineye sahipmişiz gibi hissediyorum.

img_1030

İşin minimalizm boyutuna bakarsam da, gerçekten de minimalizm hayatımda bambaşka kapılar açtı. Marie Kondo kitabında şöyle diyordu: Evin temiz ve düzenli olunca, içine bakmaktan başka çaren kalmaz. Benim evim hala tam anlamıyla derli toplu olamasa da, eşyaya kafayı takmayı bırakalı beri her geçen sene daha da içime bakıyor, bilincimi yükseltmeye çabalıyorum. Minimalizmin hayatımdaki en büyük katkısı bu oldu.

my post (1)

Belki de çoğumuz içimize dönmekten, orada bulacağımız şeyin hoşumuza gitmemesinden korkuyoruz. Kendimizi dinlersek, çaba sarf edip, iyileşmek, şifalanmak isteyeceğiz ama bu emeği gösterebilecek miyiz, o güç bizde var mı bilmiyoruz. Hiç denemesek daha iyi olur deyip kutuyu kapatıyor, dış dünyaya, tüketime, anlık zevklere döndürüyoruz bilincimizi. İşte kendimizi dinlemek, orada bulacağımız her şeyi tümüyle kabullenmek büyük bir cesaret istiyor. Sizde o cesaret var mı? Bende var mı, açıkçası ben de bilmiyorum. Ama sanırım hazır olmayı beklemeden cumburlop atlamak lazım, ve çoğu zaman atladığımda anlıyorum ki, zaten hazırmışım.

Gerçekten de 2019’da cesur olmamı gerektirecek çok şey olacak diye hissediyorum.
Aynı zamanda bu hafta da sizi cesur olmaya davet ediyorum.

Korkularınızla yüzleşin.

Marianne Williamson diyor ki: Yalnız sevgiyle doğarız. Korkuyu öğreniriz.

Birçok filozof ve hoca da aynı şeyi söyler: Yalnız iki temel duygu vardır, ya sevgi ya korku.

Biz hem bu hafta, hem bu sene, hem hayatımız boyunca, korkudan değil, sevgiden yana olalım! Tabii önce, kendimizi sevgi ve kabulden.

 

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak:

Blumenthal, B. (2015). 52 small changes for the mind: Improve memory, minimize stress, increase productivity, boost happiness.

Artık Satın Almadığım Şeyler- 2: Ev

Bir önceki yazımda minimalizm yolculuğunda almaktan vazgeçtiğim, artık gereksinim duymadığım kişisel ürünlerden bahsetmiştim. Bu yazıda ise eve ve mutfağa yönelik ürünlere bakacağız. Biraz minimalizm, biraz sıfır atık.

Evde Neleri Satın Almayı Bıraktım?

1-Temizlik Malzemeleri

Mutfak tezgahı için, camlar için, fırın için, banyo için, yerler için ayrı temizleyicilerim vardı. Özellikle kokularının yarattığı alerji beni çok rahatsız ediyordu ama vazgeçemiyordum da. 2019’dan Önce 19 adını verdiğim sadeleşme oyununda biten bu ürünlerin yenisini almamaya, evdeki alternatifleri değerlendirmeye karar verdim.

Gördüm ki beyaz sirke ve karbonatla gayet de güzel temizlik yapılıyor. Temizlikte acemi olduğum zamanlar da bu sadeleşmeyi denemiş ama başarılı olamamıştım. Çünkü bu maddeler olmadan yaptığım temizlik temiz gibi gelmiyordu.

Şimdi kendime daha güvenliyim. Bu haftanın yazısında demiştim ya, birçok gereksiz alışveriş özgüven eksikliğinden kaynaklanıyor diye, bu da onlardan biriydi benim için. 🙂

Leke çıkarıcı da almayı bıraktığım ürünler arasında. Oksijenli su, karbonat ve bulaşık deterjanı karışımı harika bir leke çıkarıcı. Yapılışını daha önce instagram hikayelerinde paylaşmıştım, buradan bakabilirsiniz. Bu karışım musluklardaki su lekelerini de çok güzel çıkarıyor.

2-Bulaşık Süngeri

Bulaşık süngerinin verdiği his ve çabucak yıpranması beni çok sinir ediyordu. En pahalı, en kaliteli süngeri alsam da birkaç haftadan fazla dayanmıyordu, sürekli sünger değiştirmek sağlık için gerekli olsa da hem pahalı hem de inanılmaz bir atık sebebi. Asla geri dönüşmeyen şeylerden biri sentetik sünger.

Duş jelinden sabuna dönüşte olduğu gibi süngerde de eski usüle geri döndük: sakal ipten lif ördüm, mis gibi köpürüyor. Aslında polyesterden olduğu için yüzde yüz içime sinmiş değil ama bu ipi annemden alıp değerlendirdim. Elde malzeme varken gidip doğalını alacağım demek atıksız yaşamın ruhuna ters geliyor bana.

Bu arada bulaşık deterjanı tüketimimi de azaltmaya çalışıyorum. Evde bulaşık makinem olmadığından el bulaşık deterjanı yerine, evde oldukça doğal sabun kullanıyorum.

Palm yağından yapılan ticari sabunlar işe yaramıyor ama zeytinyağı ve Singapur’da oldukça ucuz olan hindistan cevizi yağı sabunu (65 cent) çok güzel yağ söküyor, fakat tencere ve tavalarda biraz güçsüz kalabiliyor. Az kirlileri sabunla yıkayınca plastik ambalajlı deterjan kullanımı yarıya iniyor (sabunun diğer avantajı da elleri kurutmaması).

chandrika soap
En iyi sabun budur! Dünyanın bütün meşhurları bu sabunla elini yıkıyor, tıraş oluyor, banyo yapıyor, bulaşık yıkıyor. İngiltere kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele. Hepsi şöhretlerini bu sabuna borçludurlar 🙂 Banyo lifi ve bulaşık süngeri de gördüğünüz gibi. 🙂

3-Banyo Lifi

Banyo lifinin yarattığı histen nefret etmekle beraber vazgeçemiyordum çünkü klasik pamuklu ipten örülen lifler köpürmüyor ya, o hissi de hiç sevmiyorum 🙂 Fakat annemden bulduğum sakallı ip bu konuda da süper oldu.

Bir de ben sürekli elimde bir iş olmasını seven bir insanım. 6 yaşında dantelle başlayan craft maceram, örgü ve kanaviçeyle devam etti. Dikiş, nakış, boncuk… Her el işine biraz bulaştım. Fakat minimalizmle tanıştığımdan beri maymun iştahlı olmamaya, projelerimi dikkatle seçmeye gayret ediyorum, çünkü beceremeyip ya da sıkılıp bıraktığım iş de çok. Lif örmek gibi işler hem zevkli, hem de işlevsel.

4-Mutfak Gereçleri

Kanayan yaramız mutfak gereçleri! Yeni evlenen ya da evlilik hazırlığı yapanlar ne demek istediğimi anlamıştır. Bu büyük bir endüstri gerçekten, özellikle Türk toplumu için. Misafir ağırlamak bizde bir yaşam biçimi olduğundan her şey tam ve mükemmel olsun istiyor, hatta mükemmel hizmet uğruna asıl amacımız olan bir araya gelmenin getirdiği mutluluğu ve paylaşmayı ikinci plana atıyoruz.

çeyiz seti mutfak
Bir gelinin (korkulu) rüyası çeyiz setleri. Neyse ki ben çeyiz seti alacak kadar ileri gitmemiştim ama gereksiz aldığım ıvır zıvır çoktu yine de.

Evlenirken “misafire özel” yemek ve çatal kaşık takımı almamıştım, ki bu bile bir devrim gibiydi! Hatta desensiz, beyaz tabaklar almıştım ki boyası çıkmasın, uzun ömürlü olsun diye. Evleniyorsan yaldızlı takım alacaksın diye bir kafa var bizde maalesef 🙂.

Minimalizm kelimesini duymadan önce de minimalist bir bakış açım vardı yani, ama buna rağmen bir sürü zamazingoyla dolu Ankara’daki mutfağım, atamıyorum da. Limon kesiciden tut maydanoz bıçağına. Herhalde insan evlenirken normalde almayacağı, alamayacağı şeyleri alma hakkı görüyor kendinde. Aslında bu da bir özgüvensizlik örneği. Yapmak istediklerini, almak istediklerini evlenene kadar içinde tutup evlendikten sonra coşan Türk kadını.

Kimseyi eleştirmiyorum çünkü ben de yaptım aynısını. Evlenene kadar dandik tavalarda yemek yerken evlenmeden önce en sağlıklı tava ve tencereyi aylarca araştırmışlığım var. Sanki evlenmeden önce yaşamıyordum!

Tabak çanağa gelirsek, Singapur’daki evimizde 4 kişilik bir takımımız var. 4 kase, geniş tabak ve pasta tabağı. Ben çorbayı kase değil de derin tabaktan içmeyi sevdiğim için bana bir adet derin tabak aldık sonradan 🙂.

Borcamlarda da inanılmaz sadeleştim Singapur’daki evimde. Hatta elimdeki bir fırın kabı kırılınca yenisine gerek duymadım. Düşününce, yenisine gerek duymadıysam baştan almasaymışım.

Kafamız bu şekilde değişti: ihtiyacımız olmadan almayacağız. Olursa zaten her yer gözümüze soka soka alışveriş merkezi, gider alırız. Önceden almaya gerek yok. Mesela limon sıkacağı. Ankara’da sırf yıkamaya üşendiğim için kullanmıyor, elimde sıkıyordum limonları. Burada o yüzden almadım, çünkü biliyorum yine aynısını yapacağım.

Burada misafir kültürü olmadığı için, çocuğumuz da olmadığından iki kişi için dörtlü set yetti. Yeteni bilmek büyük mesele. Yoksa büyük bir aileniz vardır, düzenli misafir alıyorsunuzdur, o zaman tabii ki çoklu setleriniz olacak.

Hala Aldığım Ama Gittikçe Azalttıklarım

1-Kağıt havlu, peçete ve ıslak mendil:

Kağıt havlu yerine kurutma bezlerini gitgide daha çok kullanır oldum. Et ve kızartma olduğunda, zerdeçallı pilav gibi havluları lekeleyen yemekler yaptığımda hala kullanıyorum kağıt havluyu, onlara bir alternatif bulamadım henüz.

Dışarıda yanımda küçük bir mendil taşıyıp elimi onunla kuruluyorum.

Singapur’da küçük ıslak mendil çok nadir satılıyor. Watsons’da var ama Türkiye’den çok daha pahalı, onun yerine ihtiyaç duyduğumda ellerimi yıkamak hem daha temiz, hem daha ucuz bir seçenek. Evde yine büyük bir ıslak mendil kutum var ama bir yıldır üç kutuyu bitiremedim.

Biraz dikkatle, alternatifi varsa kullanmamakla, eskiye kıyasla yarı yarıya azaldı tek kullanımlık peçete ve ıslak mendil kullanımım.

2- ​Hijyenik Pedler:

Üç ay önce adet kabına geçiş yaptım ama yüzde yüz geçmiş değilim. Markalı adet kapları en az 50 dolardan başlıyor, kullanıp kullanamayacağımı bilmediğimden bu kadar büyük harcama yapmak istemedim. 10 dolara daha uygun fiyatlı bir marka aldım, sertifikası var ama bilinen bir marka değil.

Belki çok kaliteli olmadığından, belki benim beceriksizliğimden 2-3 kere sızdırma yaptı adet kabı. Bu nedenle tam kullanımını kavrayana kadar hijyenik pedlerden hâlâ destek alıyorum dışarıda uzun kaldığım günlerde. Yine de tüketimim %75 azaldı diyebilirim. Elimdekiler bitince de bez ped arayışına geçeceğim.

Bu geçişi sadece atığımı azaltmak için değil, sağlığım için de yapıyorum. Hassas cildi olan bilir, diyor, erkek okuyucularım da olduğu için bu kısmı kısa kesiyorum 🙂 Fakat bu konuda herhangi bir sorunuz varsa buradan ya da instagram’dan sorabilirsiniz. Bez pedler hakkında deneyiminiz varsa da dinlemek isterim.

Sizin minimalizm sürecinde almayı bıraktığınız ya da azalttığınız ürünler neler oldu?

2

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Daha Az Kıyafetle Yaşamak

Minimalizm ve basit yaşam beni gerçekten heyecanlandırıyor, çünkü dünyanın en evcimen insanı olabilirim ve Kafka’nın odasını kendi vücudunun bir uzantısı olarak gördüğü ve ekmeğimi suyumu verseniz oradan çıkmam, dediği gibi, ben de evi bir uzantım gibi düşünürüm.

Ama çocukluktan beri dağınık biri olduğum için, kendimi bir yandan da huzursuzluk veren yığınların ortasında buluyorum. Fark ettim ki, bu yığınların hiçbirine gerçekten ihtiyacım yok. O eşyalar olmazsa, zaten dağınıklığın sebebi ortadan kalkacak. Peki yıllardır bağlandığın eşyalardan kurtulmak kolay mı? Tabii ki değil.

priscilla-du-preez-228220.jpgBir minimalist olmayı kafaya takmış çok insan var, ben gerçekten bu kadar insan bulduğuma şaşırdım. Türkiye’de minimalist ve basit yaşam hareketi görece yeni olsa da İngilizce konuşan dünyada kitaplar ve videolar tonlarca mevcut.

Çoğu kişi de işe bu işe kıyafetlerini azaltarak başlamış. 10 item closet, project 333 (3 mevsim- 33 kıyafet), capsule wardrobe bu amaçla başlatılmış projeler. Hepsinde amaç aynı: Birbirine uyan giysiler edinip olabildiğince az giysi ile yaşamak. Sabah uyandığında, bugün ne giysem? sorusunu sormadan güne başlayabilmek. Kendine yakışanı, stilini bilmek ve dolabında senin stilin olmayan şeylerin toz toplamaya devam etmesini engellemek.

Dünyaca ünlü birçok insan da aslında daha az kıyafetle yetinmeyi bir yaşam tarzı haline getirmiş. Yapılacak onca iş varken, giysiler için bu kadar para ve çok daha önemlisi, zaman harcamak niye? Einstein’in bir gri takımı varmış örneğin, Obama ise gri ve lacivert renklerden başka takım elbiseye sahip değil. Steve Jobs ve Mark Zuckerberg de daha bilinen minimalistlerden (Mark Zuckerberg’den bu yazıda da bahsettim).

Hadi onlar dahi, çılgın. Benim ilginç bulduğum, Vera Wang ve Micheal Kors gibi ünlü moda tasarımcılarının da sürekli aynı kıyafetleri giymesi (özellikle siyah ve çok sade). Modayı belirleyen insanların modaya hiç uymamaları gerçekten enteresan. İkisinde de görülen aksesuar sadeliğine de dikkatini çekerim.

Vera Wang minimalist
Gelinlik tasarımında dünyanın bir numarası Vera Wang yalnızca siyah ve çok sade giyinmesi ile tanınıyor.

micheal kors black minimalist
Aynı şekilde o süslü saat ve çantaları tasarlayan Micheal Kors da “black on black”, siyah üstüne siyahtan vazgeçmiyor.

Peki daha az kıyafetle nasıl yaşanır? Yani bu nasıl başarılır 🙂

1. adım: Stilin hakkında düşünmek.

Bu bir erkek için daha kolay ama kadınlar günümüz alışveriş kültürünün hedefi olduğundan modaya daha kolay kapılabiliyor.

Stil belirlemek derken, tabii “bu benim tarzım” programlarındaki gibi değil, yaşam tarzınızı, yaşadığınız iklimi ve sürekli giydiğiniz parçaları düşünün.

Bu konuda çamaşır sepetiniz size yol gösterebilir: En sıklıkta hangi giysileri yıkıyorsanız muhtemelen size en yakın olanlar o giysilerdir.

Gardırobumu küçültüp her sezon kontrol edince hem kendi stilimi daha iyi anladım, hem de giysi alışverişimi çok çok azalttım. Fakat bu yıllar içinde tarzım değişmediği anlamına gelmiyor. İşim, yaşadığım kent, ihtiyaçlarım ve bedenim değiştikçe farklı giysilere ihtiyaç duyuyorum tabii ki. Sayı bazen 40 oluyor (bu yazıda olduğu gibi), bazen 30. Belki ileride 50 olacak, önemli olan sayılar değil, neyin yeterli olduğunu bilmek ve açgözlü olmamak diye düşünüyorum.

Bu da şimdilerde kullandığım 30 parçalık gardırobum (yazısı burada):

pelo gardrob VER2-page-001

Kendi tarzınızı bulduktan sonra yapılacak ikinci şey,

2. Gereksiz tüm kıyafetleri atmak.

Bu ilk başta acı veren bir süreç gibi gözükse de bir yerden sonra öyle bir keyifli hale geliyor ki insan her gün daha da azaltmak istiyor. Yapmak gereken şey evde giysi namına ne varsa (aksesuarlar da dahil) bir yere toplamak.

Ben hepsini yatağın üstüne atıyorum. Zaten daha dolaptan çıkarırken bazılarını direk atmaya karar verebiliyorum. Bu konuda birkaç kriter belirledim:

i. üzerime olmayan HER kıyafet kesinlikle gidecek. Kilo veririm, alırım diye hiçbir giysi dolapta beklemeyecek.

ii. Eskimiş, tamir edilemeyecek durumda olan, tüylenmiş olanlar da gidecek.

iii. Şimdiki tarzıma uymayanlar da gidecek. Çalışmaya başladığım ilk senelerde kumaş pantolon ve daha ciddi giysiler giymem gerekiyordu ama şimdi böyle bir zorunluluğum yok (istesem giyebilecek olmama rağmen bu kumaş pantolon, etek ve gömlekleri üç senedir hiç giymedim, sevmiyorum çünkü).

Bunu bir günde halletmek tavsiye edilse de ben ilk denememde bir iki ayda halledebildim. Yani hepsinden de ilk etapta vazgeçemedim. İlk ve ikinci kategoriye girenlerden daha çabuk kurtuldum. Bu da yaklaşık 50- 60 parçaya tekabül ediyor. Acıyla farkettim ki, bu kıyafetlerin yarıya yakını zaten mahvolmuş, on yıldan beri dolabımdalar. Artık birine verilecek halleri de kalmamış. Bunları mecburen attım ya da temizlik bezine falan çevirdim.

Eski işlerimde giydiğim resmi giysileri de fotoğrafladım ki belki kardeşime bazıları olur. Kardeşim, ki kendisi için giyim ve alışveriş bir yaşam tarzıdır, bu giysileri son üç yıldaki altı taşınmamda nasıl olup da her yere taşıdığıma şaşırdı. Yirmiye yakın parçadan ancak bir ikisine talip oldu. Kalanları da mahallenin yardımlaşma ve dayanışma vakfına bağışladık.

3. Düzenli bir dolaba sahip olmak.

Bu konuda ilk yazımda bahsettiğim Marie Kondo’dan t- shirt ve bluzları asmak yerine kalıplamanın ve çekmecede saklamanın çok daha etkili olduğunu öğrendim. Yine bu konuda bir çok kaynak bulunuyor ama daha sonraki yazılarımdan birinde nasıl yapılacağını göstermek istiyorum.

4. Daha az ve düşünerek alışveriş yapmak.

Bu artık bir yaşam biçimi haline gelmeli. Ben ki “impulsive shopping” denen şeye bayılan bir insandım. Mağazalara dalıp ilk beğendiğim şeyi denemek ve almak.

Bu konuda eşim ve ailesinden çok şey öğrendim: Diyor ki mesela, ben bir trençkot alacağım. İstediği modele karar veriyor, ona göre alışveriş yapıyor. Ben mesela trençkot alacağım diye (Ankara’da bolca olan) alışveriş merkezlerine gidip, bir bluz, bir kot pantolon, bir de ceket alıp, o sene “yine trençkot alamadım” diyip dönerdim.

Artık kendime mevsim başında ihtiyaç belirleyip, sadece o ihtiyaca göre alışveriş yapmayı öğrendim. Örneğin eğer bir sandalet almak istiyorsam, sadece ayakkabıcılara giriyor ve sadece sandalet kısmına yöneliyorum. Böylece alışveriş merkezlerinde daha az zaman geçirmiş ve daha az para harcamış da oluyorum.

Sonuç olarak, dolabımdaki giysilerin yarısından kurtularak (ve bir yıldır tek bir parçasını bile özlemedim) ve daha iyi ve ulaşılabilir şekilde yerleştirmeyi öğrenerek büyük bir rahatlık yaşadım. Yazlık- kışlık diye ayırmama gerek kalmadı, çekmecemi ve dolabımı açtığımda sahip olduğum her şeyi görebiliyor, bulabiliyorum. Bu bloga 2016’da başladığımda amacım, yaklaşık 20- 30 en sevdiğim giysiyle yaşamak ve sabah hala az da olsa yaşadığım “bugün ne giysem” olayını hiç yaşamamak, buradan kazanacağım zamanı daha üretken işlere harcamaktı. Bu konuda epey büyük bir yol kat ettiğime inanıyorum.

Daha az kıyafetle yaşamak ve kapsül gardırop üzerine diğer yazılarım için tıklayınız.

Youtube kanalıma buradan abone olabilirsiniz.