Meditasyon Çeşitleri

Meditasyon, şimdiyle bağlantı kurmak, anda yaşamak ve duygularımızı kontrol edebilmek adına yapabileceğimiz en güzel şeylerden biri.

Bu yazımda, meditasyonu hiç denememiş, ya da birkaç kez deneyip kendine uygun olmadığına karar vermişleri de düşünerek, meditasyon türlerine yer vereceğim. Aslında hepsinin sağladığı faydalar aynı:

  • daha iyi konsantrasyon,
  • rahatlama,
  • hayattaki yerini ve amacını daha iyi anlayabilme,
  • geçmiş ve geleceğin etkilerinden mümkün olduğunca sıyrılıp ana odaklanabilme

bunlardan bazıları. Fakat yapılış yöntemi birbirinden çok ayrılan birçok meditasyon türü var. Biri size uygun gelmediyse diğerini deneyebilirsiniz.

Bir rehber ses eşliğinde yapmak özellikle ilk zamanlarda olayı anlamak, fark etmeden dikkatiniz dağılırsa ana dönmek, ve farklı türleri görmek açısından faydalı.

Bir kez daha belirtmeliyim ki, meditasyon hiçbir dinin aleti, ibadeti olmayıp aslında dini inancınız fark etmeksizin meditasyondan faydalanacağınızı düşünmekteyim. Şimdi gelelim meditasyon çeşitlerine:

1) Nefes Meditasyonu

En basit ve nerede olursanız olun yapabileceğiniz bir meditasyon. Bunu yapmak için illa sessiz, sakin bir yere gidip bağdaş kurmanıza gerek yok. Ben metroda ayakta dururken bile yapıyorum. Nefes meditasyonu hem mindfulness (bilinçli farkındalık) hem de doğu geleneklerinden gelenler tarafından sıkça kullanılıyor. Ayrıca yoga yapanlar, ve hatta psikiyatrlar da kullanıyor özellikle anksiyete için.

Ayakta, yürürken, otururken, yatarken başlayabilirsiniz. Amaç, nefes alıp verirken nefesi tümüyle hissetmek ve nefeste kalmak. Nefes meditasyonu içinde bir dolu teknik var. Nefesi en çok hissettiğiniz yerde odaklanabilirsiniz örneğin, burun, göğüs boşluğu, karın olabilir.

Diğer bir teknik de sayma tekniği.  Nefes alırken 1, nefes verirken 2. Bu şekilde dikkatiniz dağılmadan, sadece 1 ve 2,ye odaklanarak meditasyon yapma tekniği yanlış hatırlamıyorsam Thich Nhat Hanh’ın Farkındalığın Mucizesi kitabında geçiyordu (o meditasyon demiyor, basitçe oturmak diyor). Bir diğer nefes tekniği de nefesleri saymak. 10 nefes (ya da kendi belirlediğiniz bir sayı) bittiğinde başa dönüyorsunuz.

Bu teknik kalp atışımızı da düzenlediği için panik ve anksiyeteye müsait bir bünyeniz varsa, deneyebilirsiniz.

Türkçe bir örnek için bu videoya bakabilirsiniz.

Bu konuda okuduğum başka bir yöntem ise konuşma ile alakalı. Meşhur bir söz vardır, başkasını dinlerken aslında dinlemiyor, ne söyleyeceğimizi planlıyoruz diye. Ne söyleyeceğimizi, ve bazen haklı çıkmak için ne söylememiz gerektiğini planladığımızdan aslında neredeyse hiçbir zaman karşıdakini tümüyle dinlemiyoruz. Aklımız gelecekte cirit atıyor, şimdide değil. O yüzden dinlerken şimdide kalmak için nefes almayı hatırlayabiliriz. Daha da iyi bir tavsiye, konuşmadan önce duraksayıp bir nefes almak.  Bir nefes ne çok kısa, ne de garip karşılanacak kadar uzun bir süre. Ağzımızdan çıkan şeylerden pişman olmamak için -ki benim bu konuda çok fırın ekmek yemem lazım- bu yöntem baş tacı.

2. Beden Tarama Meditasyonu

Beden tarama, benim için en aydınlatıcı deneyimlerden biri diyebilirim. Böyle bir tarama yapmadan önce, kendi bedenimi ne az tanıdığımı ve ne az dinlediğimi fark ettim. O nedenle sıklıkla yapmaya çalışıyorum. 1. maddedeki nefes çalışmalarıyla başlayıp beden taramaya geçebilirsiniz.

Bazı beden tarama meditasyonları çakralar üzerinden ilerliyor, bazıları ise tamamen uzuvlar ve bedenin farklı kısımları üzerinden. Baştan ya da ayaklardan başlayabilirsiniz. Yöntem şu şekilde:

Diyelim ki başımızdan başladık. Başımızda şu an bir şey hissediyor muyuz? Ağrı olabilir, sıcaklık olabilir, üşüme olabilir. Hiçbir şey hissetmiyor olabiliriz, dinlemek önemli. Oradan alna, gözlere, kulaklara… Bu şekilde ayaklara kadar devam ediyoruz.

Bazen bedenimizde olan bitene hiç kulak asmıyoruz. Bu meditasyonu yaparken bedenimden gelen küçük sinyalleri anlama fırsatım oldu. Dişlerimi ve çenemi çok sıktığımı fark ettim örneğin. Çok sık olan boyun ve omuz tutulması problemim azaldı. Sadece fark etmek bile bazı sorunları çözmek için yeterli belki de.

Bu benim için en faydalı çalışmalardan biri. Türkçe bir örneği burada, İngilizce bir örneğini burada bulabilirsiniz.

3.Farkındalık Meditasyonu (Mindfulness)

Sanırım ilk denediğim yöntemlerden biri farkındalık meditasyonuydu. Bu yöntem 1 ve 2’ye benzemekle beraber onları kapsıyor. Dikkatimizi dünyada olan bitene, ayaklarımızın yerle birleştiği noktaya, seslere, renklere, içimizdeki hislere yönlendiriyor. Anda kalmak önemli.

Bu meditasyonda düşüncelerimizi tıpkı dışarıdan gelen bir veriymiş, üzerinde değiştirme hakkımız yokmuş gibi izliyoruz. Geri çekilip bir gözlemci oluyoruz.

Düşünceleri, kaygıları dalgalar gibi düşünebiliriz. Bilincimiz bir okyanus, dibi tamamen sessiz ve huzurlu. Ama yüzeyde dalgalar birbiriyle boğuşuyor. Biz dalgalar değil, okyanusuz. Günlük hayatın koşturmacasında bunu unutuyoruz, düşünceler için kendimizi yargılıyor, cezalandırıyoruz. Bu meditasyonu yaparken, okyanus olduğunuzu, ve ne yaparsanız yapın, dalgaların yani düşüncelerin akışına engel olamayacağınızı hatırlayın. Ama unutmayın, düşünceler ortaya çıktığında, analiz etmeyin ya da yargılamayın. Sadece gözlemci olun.

Bu konuda bir Türkçe örnek için buraya, İngilizce bir örnek için buraya bakabilirsiniz.

Bu üçü, benim en çok tecrübe ettiğim meditasyon türleri. Bunların dışında henüz denemediğim onlarca yöntem var. Sahaja yoga meditasyonu, Kundalini yoga meditasyonu ve Transandantal meditasyon Hint kültüründen doğan meditasyon çeşitleri ve dünya çapında destekçileri çok.

4. Diğer Meditasyon Çeşitleri

Sahaja Yoga Shri Mataji tarafından 70lerde bulunmuş ve tüm dünyaya meditasyonu yaymak istediğinden eğitimleri de bedava ve internette birçok bilgi bulunuyor. Birkaç defa denememe rağmen hala skeptiğim sanırım, ama ilginç bir şekilde rahatlama sağlıyor yaptıktan sonra. Bu meditasyon belli hareketler (elini çakra noktalarına koyma gibi) ve tekrarlanan cümleler-mantralar içeriyor (mantralar Türkçe). Daha fazla bilgi için derneğin youtube kanalına göz atabilirsiniz.

Kundalini, en basit tanımıyla, bedenimizde uyuyan bir enerji. O enerjiyi uyandırabilirsek Aydınlanma’yı yaşabileceğimize inanılıyor. Hiç denemedim, ama kundalini yoga ve meditasyonu denemek istiyorum.

Mantra meditasyonu, dünyada özellikle Deepak Chopra tarafından üne kavuşmuş bir meditasyon türü. Sanskritçe mantralar üzerinden yürüyor. Deepak Chopra’nın çoğu meditasyonu ücretli, ama Oprah ile birlikte belirli aralıklarla 21-day Meditation Experience yapıyor, bunlar ücretsiz oluyor. Ben bunları takip etmeye çalışıyorum.

Aşağıdaki videoda da mantra meditasyonunun bir örneğini görebilirsiniz. Ben bunları çok rahatlatıcı buldum.

Transandantal Meditasyon, en yeni yöntemlerden biri olmakla beraber en eski geleneklere dayanıyor. Anladığım kadarıyla mantra ve imajlarla yürüyen bir meditasyon türü. Anladığım kadarıyla diyorum çünkü bu meditasyon türünde öğretmenden öğrenmeye inanılıyor, ve belli bir para karşılığında eğitim alıyorsunuz. Aslında anlayabiliyorum para istemelerini, çünkü bu meditasyonun destekçileri meditasyonun tıpkı futbol oynamak, piyano çalmak gibi öğrenilebilir bir yetenek olduğunu, iki video dinleyerek bunu kendi başınıza yapmanın çok zor olduğunu düşünüyor. Bu nedenle bire bir öğrenmenin gücüne inanıyorlar. Denemediğim için nasıl olduğu hakkında bir fikrim yok, ama denemek isterseniz sitelerine göz atabilirsiniz.

Son üç senedir meditasyonu hayatıma katmak için aktif bir çaba gösteriyorum. Fakat bu konudaki en önemli eksiğimin planlama ve belirli bir zaman dilimini, her gün meditasyona ayırmama olduğunu düşünüyorum. Daha düzenli bir insan oldukça bu problemin de üstesinden geleceğim umarım.

Bahsettiğim yöntemlerden birini denediniz mi? Ya da burada bahsetmediğim yöntemlerle ilgili olumlu ya da olumsuz bir deneyiminiz oldu mu? Sizden duymak, öğrenmek isterim.

Mindfulness ve meditasyon üzerine diğer yazılarımı okumak için bilinçli farkındalık kategorisine göz atabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

Gelip Geçiciliği Anlamak

Oturmuş neredeyse her felsefi, tasavvufi düşüncede bu kavram var: gelip geçiciliği anlamak (Tasavvufta bu da geçer ya hu, Budizm’de impermanence).

Çok basit görünen bu kavramı hayatımıza taşıyabilmek için bir ömür gerekli sanırım. Zira her an, bizi ya geçmişe, ya geleceğe taşımaya çalışırken, biz kendimizi güvende hissetmek ve bu anın hissettirdiklerini uzatmak için adımlar atma çabasındayız. Bu an ıstıraplı bir an ise de, kabullenmek yerine yine geçmiş veya geleceğe sığınıyor zihinlerimiz. Bize iyi ya da kötü görünen her şeyin üzerimizden akan su gibi geçeceğini fark edemeden yaşıyoruz.

Ben kendi adıma, güzel deneyimleri uzatmak ve kalıcı kılmak isteğinin pençesine düşüyorum çoğu zaman. Cildimin kırışmasından, sarkmasından korkuyorum mesela. Yaşlanıp kendime yetememekten korkuyorum. Sevdiğim insanların (benim gibi) yaşlanacak ve bir gün bu dünyayı terk edecek olması da beni korkutuyor. Hatta daha günlük hayata indirgersem, aldığım bir parça giysinin bile bozulup eskimesini istemiyorum. Ama o eskimese, ben değişeceğim; bedenim, beğenilerim değişecek. İşte bunu kabullenmek zor geliyor. En büyük korkularımdan birinin bu olduğunu fark ettim.

Ancak hayat öyle ki işte, ben köklenmek, hep aynı kalmak isterken, o benim köklerimi söküyor hep. “Hadi bakalım, bir de bununla başa çık” diyor. “Al sana gelip geçiciliği anlamak için yeni bir fırsat. Ne sevinçlerin, ne de ıstırapların kalıcı olmadığını anla bakalım.” Ben anlayana kadar, bu döngü böyle devam edecek sanırım.

Önyargılarda Minimalizm

Önyargılarımızda da minimalist olabilir miyiz?

Bu hafta başıma gelen küçük ama önemli bir olay bana şunu öğretti: Önyargılarımızdan kurtulmak için önyargımız olduğunu fark etmemiz gerekli!

Böyle söyleyince kolay gibi geliyor ama bu “uyanış”ı çoğu kişi yaşamıyor. Yani fark etmediğimiz için hiç önyargımız yok sanıyoruz.

Bu haftaki yazımda bir öğrencimi ve onunla kötü geçen bir dersimi anlatmıştım. Belki de dersin benim adıma kötü geçmesinin sebebinin benim bu tarz öğrencilere karşı olan önyargım olabileceğini yazmıştım.

O öğrencimle bugün yine buluştuk. Ben kendimi nötr tutmaya, ne pozitif ne de negatif bir yargıda bulunmamaya niyetlendim. Tek niyetim ona faydalı olabilmekti. Ders sonunda fark ettim ki, hiç de benim başta düşündüğüm gibi beni yargılamıyordu, söylediğim her şeyi can kulağıyla dinliyordu. Yargılamış olan bendim :). Bir dil okulunda küçük bir sınıfım olacağı için artık ona özel ders veremeyeceğimi söylediğimde çok üzüldü.

Ve sonra, tesadüf mü dersiniz, tevafuk mu, kız benim ders vereceğim okula sonraki dönem kayıt olmayı düşünüyormuş zaten 🙂. Brisbane’da o kadar çok dil okulu var ki, bu gerçekten güzel bir tesadüf, ya da “synchronicity” 🌸 oldu. Benim orada olacağımı duyduğunda da çok sevindi. Eğer kayıt olursa öğretmeni yine ben olacağım.

Bu kız hakkındaki önyargılarımı objektif düşüncelerimden ayırabilmek bana uygulamalı olarak yine ve yeniden gösterdi ki, yalnızca fark etmek bile şifalandırıyor. En büyük öğrenme, kitaplardan, başkalarından değil, kendi içimizden gelen öğrenme.

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz: 
YouTubeinstagramFacebook

Kaosu kabullenebilir misin?

Yaklaşık 4 aydır “52 Küçük Değişiklik” başlığı altında yazılar paylaşıyorum. Bir alışkanlığı hayata geçirmek değil bir hafta, bir aydan bile fazla zaman istiyor bana sorarsanız. O nedenle alışkanlıklarımızı değiştirip yerine daha etkili olanları koymak aslında 52 haftalık değil, hayat boyu devam edecek bir süreç.

Bazen düzenli bir insan olmayı çok arzuluyorum: Öyle bir insan hayal ediyorum ki, günlük bir rutini var, spora, sağlıklı beslenmeye, sosyalliğe ve daha birçok şeye vakit ayırabiliyor. Bu insanın aniden ortaya çıkan hiç bir problemi yok ve hayatı bir Shinkansen gibi (Japon hızlı treni) pürüzsüz bir şekilde ilerliyor. Her şey dakik. O hayata girmek isteyenler biletlerini alıyor, sadece duraklarda duruyor ve ayrılması gerektiği anda ayrılıyor, istisna yok.

Fakat kendi hayatıma bakıyorum, daha çok dolmuşa benziyor. Herkes, her şey hayatıma elini kolunu sallaya sallaya giriyor, bir dolma noktası yok, bir düzen yok, hatta şoför kesin birilerinin parasını almamıştır, öyle bedavadan gidiyordur. Ani frenler, trafikte arka sokaklara dalıp kısayol yapma çabaları, kapanan yollar vesaire.

Sonra bakıyorum, sadece benim değil ki, herkesin hayatı dolmuş gibi. Tamam, kimimizinki Gölbaşı dolmuşu, kimimizinki Çayyolu, ama nihayetinde hepimizin hayatı kaos ve düzensizlik ile dolu. Shinkansen gibi olmayı istemek yalnızca bir hayal. Doğada olmayan düzeni istemek sadece daha çok şikayeti ve reddedişi getiriyor beraberinde. Reddettikçe de gelişemiyoruz.

Peki ne yapacağız? Kabullenip öylece bırakacak mıyız?

Evet ilk adım kabullenmek. Şunu anlamalıyız ki, gelecekte hiçbir şey ama hiçbir şey daha basit olmayacak. Her şey şimdi ne kadar karmaşıksa, ileride de o kadar karmaşık olacak. O yüzden ilk olarak bunu kabullenmekle başlayalım işe.

İkinci olarak, harekete geçmemiz gerekli. Mesela ben, her gün meditasyon yapmak, mümkünse sabah yapmak istiyorum ama haftanın ortalama 4 günü, onu da akşamları yapabiliyorum. Belki de sabahları yapmayı üstelemek gereksiz, çünkü zaten altı buçuk gibi uyanıyorum ve daha da erken uyanmam için gece daha da erken yatmam lazım, ama evde uyumayan biri varsa ben de sürekli uyanıyorum. Bu durumu kabullenip, yapacağım ne varsa akşama koymak en mantıklısı gibi duruyor.

Peki bir hafta, iki hafta götürdüm bu alışkanlığı. Sonra bir akşam misafir geldi, öteki akşam markete gittik, ertesi gün tüm gün dışarıda gezdik eve çok geç geldik, geldiğimiz gibi uyuduk diyelim. Tekrar birinci adıma döneceğiz mecbur. Evet, tamam hayatın kaosu içinde rutinimden çıktım, ama dönmeye hazırım diyebilmeliyiz.

Bunu sağlıklı beslenmede, diyette, eşya ve alışverişi azaltmaya çalışmada da çok yapıyoruz. Bir gün iki gün kaçınca insan hemen eski alışkanlıklara geri dönmek, bırakmak eğiliminde oluyor. O yüzden tekrar birinci aşamaya dönebilmek çok çok önemli. Evet bir an kendinden geçip alışveriş çılgınlığı yapmış olabilirsin. Aldığın şeylerin bir kısmı da gerçekten gerekli şeyler olabilir. Fakat büyük ihtimalle çoğu gereksizdi ve bu yüzden de kendine ve sürece ihanet ettin gibi geliyor. Hayır. Tekrar başa dön, kabullen, harekete geç.

Hayatımızın bir kaos olduğunu kabullenmek zor, ama imkansız değil. Kabullendikçe, biraz daha sadeleşebiliriz, çoğu psikoloğun dediği gibi, iyileşme, kabullenmeden başlamayacak.

Bu yazıya ilham olan zenhabits‘e teşekkürlerimle.

52 Küçük Değişiklik 17. Hafta: Şükran Duy

Şu an çalıştığım okulda her İngilizce kuru 4 haftada işleniyor. Yani her ay öğrencilerim değişiyor, fakat ben aynı seviyeyi öğretiyorum. Bu ay, öğrencilerimin İngilizcesi gerçekten çok kötüydü, ve ben bu 4 haftayı öğrencilerimden yakınarak geçirdim. Dahası, yalnızca 4 öğrencim vardı. Bunlardan biri, sürekli yüksek notlar alan, konuşmaya ve gelişmeye hevesli, zeki bir öğrenci olmasına rağmen diğer üçü içler acısıydı. Yirmi kişilik bir sınıfta üç adet vasat öğrenci göze batmıyor, ama dört öğrenciden üçü halihazırda başarısızsa birbirlerini de kötü etkiliyorlar.

Ne kadar uğraşsalar da İngilizce onlar için farklı bir dünya. Bir gün, sırf denemek için environment kelimesinden environmental kelimesine çevirmeyi değişik örneklerle, tekrarlayarak, görsellerle, kelime öğretiminde ne metot varsa hepsini kullanarak çalıştık. Bir günde bu kelimeleri elli kere kullanmışızdır. Ertesi günkü sınavda da, yine aynı kelimeyi verip onlardan environmental kelimesine çevirmelerini istedim. Yapamadılar. Gerçekten hayal kırıklığına uğradım.
Geçen Cuma, kursun son günüydü. Sınıfın en başarısız öğrencisi içeri girdi, beline kadar eğilerek selamladı beni (Koreli ve Japon öğrenciler genellikle böyle selamlıyorlar). O zaman fark ettim ki, aslında bu öğrencilerim için şükran duyabileceğim ne çok şey var. Dört öğrencimin ikisi Koreli, biri Çinli ve biri de Taylandlı. Bu güne kadar bana saygıda en ufak bir kusur bile etmediler. Her zaman anlamasalar da beni dikkatle dinlediler. Örneğin cep telefonları öğrenmenin önüne geçiyor diye okul her öğretmene bir kutu verip telefonları o kutuda tutmayı önerdi. Türkiye’de olduğu gibi Güney Asya’da da oyun bağımlısı çok öğrenci var, bir kere bir öğrencim, hem de quiz esnasında, telefonunu aldım diye agresifleşmişti. Fakat bu sınıfımda böyle bir problem hiç olmadı. Ben de onlara okulun böyle bir politikası olacağını, ama benim için çantalarına koymalarının yeterli olduğunu söyledim. Daha cümlem bitmeden telefonları çantadaydı, bir daha da çıkmadı. Böyle bir sınıf bulmak ne kadar nadir. Şükretmem gerek.

img_9868
Bu dönemki öğrencilerim 🙂

Şükran duyacak bu kadar çok şey olduğunu fark ettiğimde sürekli şikayet ettiğim için biraz üzüldüm. Okulun son günü, onlara bu kadar iyi öğrenciler oldukları ve hep nazik oldukları için teşekkür ettim, çok duygulandılar.

Bu sabah da Eckhart Tolle‘nin bu sözleri e-postama düştü: (beni son zamanlarda instagram’dan takip ettiyseniz sürekli bu adamdan konuştuğumu biliyorsunuzdur)

Mutsuzluğun baş sebebi hiçbir zaman durum değil, senin o durum hakkında düşüncelerindir.

unnamed

Hepimizin şükretmesi gereken o kadar çok şey var ki… Bu hafta günlüğümüze küçük küçük bunların notlarını alalım. Bazen fark ediyorum ki günlüğümü yalnızca şikayet etmek için kullanıyorum. Halbuki her an, her dakika etrafım şükredeceğim şeylerle dolu. Ailem, sağlığım, para kazanabilecek kuvvetim olması, hayatımdaki insanlar ilk aklıma gelenler. Fakat çok küçük şeyler de var. Okulun bahçesindeki dev Hint kauçuğu ağacı örneğin. Öyle güzel bir ağaç ki, bu bina inşa edilirken onu kesmediklerine şükrediyorum (Hatta bir kere rüyamda müdür ağacı kesmeye kalkıyordu da ben çıldırıyordum). Ya da Koray’la beraber, parklarda, sokaklarda özgürce bisiklet sürebilmemiz. Ankara’da yapamadığımız bir şeydi ve burada bu şansa sahip olduğumuz için çok mutluyum.

img_9950
Okulun bahçesindeki güzel kauçuk ağacı.

Şükretmenin benim için bir artısı daha oldu minimalizm anlamında. Hayatımıza giren ve çıkan şeyleri takdir etmeye başladıkça, ihtiyaç mentalitesinden çıkıyor insan. Elindeki eşyalara da, evine de o gözle bakmaya başlıyor. Bu nedenle yeni şeyler satın almaya hiç mi hiç heveslenmiyorum artık. Çünkü aldığım şeylerin değil, yaptığım şeylerin beni ben yaptığını fark ediyorum artık. Böylece ihtiyaç illüzyonundan kurtulmak daha kolay oluyor.

Peki siz hayatınızda nelere şükran duyuyorsunuz? Büyük şeylerin, ailenin, çocukların, sağlığın yanında (ki onlara her zaman şükretmemiz lazım) hayatımıza renk katan küçük şeyleri de düşünmeye ve yazmaya davet ediyorum sizi bu hafta.

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

52 Küçük Değişiklik 8. Hafta: Meditasyon

Bugün meditasyondan konuşacağım için epey heyecanlıyım aslında. Uzun zamandır etrafında dolandığım ama konuşmaya henüz cesaret edemediğim bir konu meditasyon. Maalesef henüz alışkanlık haline getirebilmiş değilim, aslında neredeyse her gün meditasyon yapıyorum; yalnızca düzenli bir rutine oturmuş değil.

İki yıl önce bu bloga başlamamın ardında da meditasyon ve bilinçli farkındalık yatıyor aslında. Minimalizmle ilk tanıştığım aylarda, özellikle evde, deli gibi  Konmari metodu, azaltma vb. konularda video seyrediyordum. Bir gün ütü yaparken açtım tableti karşıma. Kendi kendine üç beş dakikalık videolar bittikçe bir sonrakine geçiyor. Karşıma şu video çıktı:

Marie Kondo hayatımı düzenleme ve fiziksel çevremi basitleştirme konusunda değiştirdiyse, Leo Gura da beni hayatıma yukarıdan bakmamı sağlayarak geri dönülemiyecek şekilde değiştirdi. Mindfulness, yani birçok psikolog gibi benim de bilinçli farkındalık dediğim kavramla ve meditasyonla tanışmamı sağladı. Beni mental minimalizmle tanıştırarak her şeye bambaşka bir bakış açısıyla bakmamı sağladı Leo. Keşke vaktim ve çeviri yeteneğim olsa da şu videoyu Türkçe’ye çevirebilsem (daha önce Leo’nun daha kısa bir videosunu çevirmeye kalktım ve sonuç rezaletti. Benden çevirmen olmuyormuş).

Peki şimdi meditasyonla, bilinçli farkındalıkla minimalizmin ne alakası var, dediğinizi duyar gibiyim. Aslında beni en başından takip ediyorsanız biliyorsunuzdur ki ben en az minimalizm kadar bilinçli farkındalık üzerine de karalıyorum. Ama bu konuda maalesef insanın hissettiklerini yazması fiziksel minimalizm kadar kolay olmuyor.

Bu hafta bu konuda kafanızı ütüleyeceğim, o yüzden kendi hikayemi şimdilik bir yana bırakıp bu yazıyı biraz kısa tutacağım. Meditasyon nedir, ne değildir, onlardan konuşalım biraz.

Öncelikle, meditasyon bir dine ait değildir.

Meditasyonun, dinle, dua ile hiçbir alakası yok. Dindar olmak ya da inançsız olmak meditasyona engel değil. Meditasyonun amacı, kendi bilincinizi tanımak. Bu nedenle Buda gibi bağdaş kurarak oturmak zorunda değilsiniz. Hatta çoğu zaman en rahat ve dik oturma şekli olan sandalyede oturma öneriliyor.

Meditasyonun amacı nedir?

Meditasyonun amacı, dediğim gibi öncelikle kendini, bilincini tanımak. Anda olmak, konsantrasyonu ve odağı arttırmak, zihnimize hakim olabilmek. Gün içinde biz farkında olmadan zihnimiz bir yerlere uçup gidiyor. Bazen geçmişe, çoğu zaman gelecek ihtimallere kayıyor düşüncelerimiz. Meditasyon bizi her neredeysek alıp buraya getiriyor.

Meditasyonun faydaları neler?

Zihin berraklığı, hafızada gelişme, kaygı ve agresyonda azalma meditasyonun bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları. Sporcular, müzisyenler büyük performanslardan önce meditasyon yapıyor, bazen iki saate varan uzun süreler.

Benim için, önce de belirttiğim gibi en önemli faydası kendimi tanımak, bilincimi izlemek oluyor. Bilinci matruşkaya benzetiyorum bazen, içine girdik mi çıkmak zor. Bunun üzerine yazacağım.

Meditasyon düşünmemek mi? Tam sessizlik mi?

Hiç de değil. Belki usta haline gelirsek bir gün, tam sessizliği yaşayabiliriz. Ama ulaşmanız gereken bir yer yok. Nereye gidersen, oradasındır, demiş Jon Kabat-Zinn (wherever you go, there you are). Şu anda, olduğun halinle zaten bütünsün. Sadece bunu hissetmen gerekiyor.

Meditasyon teknikleri neler?

Leo Gura’nın en sevdiği yöntemlerden biri, 20 dakika boyunca hiçbir şey yapmamak. Hareketsiz bir yirmi dakika. Sadece zihninin gittiği yeri izliyorsun. Zihnine dur demek de bir şey yapmaya girdiği için bunu da yapmamaya çalışıyorsun. Ama bir şey yapmamaya çalışmak da bir şey yapmak. Dedim ya, matruşka gibi diye. 🙂

Çok popüler yöntemlerden biri nefesini çapa olarak kabul etmek. Nefesine saplanıp onu takip ediyorsun. Zihnin birçok yere gidip gelse de, sen bedeninde nefesi takip etmeye devam ediyorsun.

Başka bir yöntem de vücut tarama. Bu özellikle gece uyumadan önce, uzanarak yapılabilir. Baştan ya da ayaktan başlayarak, tüm vücutu yavaş yavaş odaklanarak hissetmek. Orada bir rahatsızlık varsa rahatlamaya çalışarak.

Dediklerimin hepsi, ve daha birçok meditasyon türü ile ilgili artık youtube sağolsun sayısız meditasyon örneği bulabilirsiniz. Maalesef Türkçe videoların sayısı daha az ama gittikçe artıyor. Hatta telefon uygulamaları bile var. Birkaç farklı çeşit deneyip sevdiğinizi bulabilirsiniz.

Bu bahsettiğim pratiklere formal meditasyon adı veriliyor. Bir de bunun daha serbest olanı var ki, günün her saatinde, boşluk bulduğunuz, aklınıza gelen her anda kullanabilirsiniz. Şimdiye dönmek, geçmiş ve geleceğin bağlarından uzak, anı, nefesi, içinizdeki sizi keşfetmek (burada ney ya da yanık bir hint müziği girsin) Böyle konuşunca da kendimi televizyona çıkıp ürün satanlar gibi hissettim! Dedim ya, anlatmakla olmuyor, kendiniz yaşamanız lazım diye. Bu hafta beş dakika bile olsa meditasyon yapmayı deneyin. Otobüste, yatakta, tek başınıza kaldığınız herhangi bir anda olabilir. Ben de fırsat bulduğum zamanların yanı sıra her gün yatmadan önce 15-20 dakika yapmaya çalışacağım.

Deneyimlerinizi duymak isterim, bana yazın. 🙂

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Four Reasons We Can’t Say No

When I became a vegetarian eight years ago (I’m not vegetarian now, but it was a valuable 3 years’ experience), it first hit me that saying no is difficult but necessary. I had to say no to meat directly, but indirectly I had to say no to dinners out when veggies aren’t available, barbeques, “sacrifice fest” which Muslims celebrate by sacrificing an animal, so basically any gathering. Saying no meant not settling for less, and knowing my standards and limits. At first it was very difficult, then it got really easy and felt I was validating myself.

However, I couldn’t apply these standards to other aspects of my life that easily. Like when someone asks if you are free that evening, you are, but you don’t want to spend it with that person. You just can’t say, “I don’t feel like going out with you.” like Sheldon does:

tumblr_moczovoxcD1sp0cpeo4_250.gif

That would require like zero super-ego, which is almost impossible unless we live a solitary life.

And when you decide to live a minimalist life, you’ll have to say no to lots of things/people. This will make the process of living a simpler life much easier.

I think if we understand the underlying reasons of why we can’t say no, we can choose if we are saying yes or no to things for the sake of our well-being. So here are 4 reasons we just can’t say no:

1. We fear being rejected.

We feel like when we say no to someone, they will reject us and no longer love us. Why are we so insecure and needy? If we value them, they need to value us and our lifestyle. If they just can’t accept who we are, then there’s something wrong.

If you have a meaningful relationship and reciprocal understanding, then this person won’t judge or reject you. The people we can’t say no to might be, sadly, people that we can’t connect on a deeper level.

2. We fear sounding rude.

When we say yes out of fear of saying no, we actually betray ourselves and our priorities. I am a firm believer in being kind and polite at all times, but being kind doesn’t have to mean you never reject anything that is offered to you.

980x.gif
Cinderella (2015)

Maybe it’s as simple as a candy offered by your coworker. If you believe candies are bad for your health but you don’t want to be rude, you accept it. But actually, you are being rude to your body. Or, it may be a request for a charity donation whose cause you don’t believe in. You contribute a few dollars, just not to stand in the crowd. But inside, you fill with resentment, you start to hate yourself for not being brave enough to stand for your priorities. So, I think Cinderella’s advice is really valuable: Have courage, and be kind. If we practice enough, we can do both at the same time.

A good piece of advice that I read about this topic is delaying giving an answer. If you feel an immediate no will be quite rude, you can say “I’ll get back to you.” But some people just get away with this, never giving an answer. I think this is ruder than saying no immediately.

3. We avoid confrontation and conflict.

Saying yes is much easier than no because sometimes we are too tired to face confrontations or conflicts. This is especially true with the people closest to us. We fear if we end up fighting, it is going to be bad for our relationship, so we just shut up and agree with the other party. This is actually very very serious. If we suppress our feelings every time we need to make decisions that involves other people, it means our voice is never heard. This has two big consequences. First, the feeling of resentment towards yourself and the other person gets bigger and bigger, at the end possibly harming your relationship. Second, maybe you were right in the first place. No was the correct answer. By saying yes in order to avoid conflict, you ruined the chances of making the right decision for you. So, even if it causes conflict, try to make the other person consider the choices before you say yes or no.

4. We fear being selfish

If a person asks for help and for some reason we are unavailable, we are afraid to say no because we’re afraid it’ll look selfish. We’re afraid of being a bad person and not being loved again. This is indeed very selfish, because when we say yes when we aren’t available, we simply cry for the love and the approval of the other person. We sacrifice ourselves, not out of pure love, but out of the need for being loved and valued. This also results in resentment because you are not true to yourself. When you think of it that way, this really is pathetic, isn’t it?

What can we do about it?

ac10-tech
getty images

I don’t really suggest you start saying no to any offer or request in your life, but I think saying yes to everything, everything we don’t really want is a big problem. So as I said before, requesting for some time before you make a decision is really a great idea. That way, you can think about it more clearly and make your decision from a realistic and objective point of view.

Seeing the reasons that I talked about helped a great deal for me, I think it’ll help you, too. Realizing the patterns and the motives behind our behavior makes us more mindful, creating the path to a more fulfilling life.

Being polite is always important, but just don’t say no for fear of being rude. You can still validate your friend or loved one without agreeing with their every idea or decision. It is tricky but I believe we can come up with millions of different ways of saying no without hurting the other person.

p.s. I was inspired by this video to think and write about this topic. I also got the four main subtopics from Teal. So I really recommend watching it. 🙂

In between all the rush…

hacogixt5cc-pandu-ior

Just pause.

For maybe 10 seconds.

Or maybe 10 minutes.

Pause as much as you can.

And ponder.

How Small you are, in the Universe.

Just a grain in the powder.

And how Big you are.

So big that you carry all the Universes

just inside one cell of yours.

And that you can change everything,

Everything that you are.

If you have the energy to tilt your head,

You have the energy to change everything

That things are.

Tilt your head and look above,

Tilt your head and look inside.

via Daily Prompt: Pause

17 Before 2017- and thoughts on 2016

Earlier in September, I set seventeen goals for myself to accomplish before 2017 starts. Here is what it looked like:

 

img_0728

November and December was crazy at work, so I can’t say I was great at making all of these goals come true. Let’s see how it went:

Goals 1 to 4: Minimalism

These were the goals related to my minimalism journey. Although my kitchen and vanity are quite compact as they are, I wanted to declutter them once again. However, apart from giving away empty jars and throwing away unused make-up, I haven’t been quite successful in these.

And again, although I know what to wear pretty much every day, I couldn’t set a time to organize my wardrobe just for work. I do love my winter sweaters, though!

My fourth goal was to finish 7 skincare and make-up products before 2017. I finished 2 of them, threw away 2, and working on the other 3.

 

Goals 5-9: Mind Goals

These are goals related mostly with mind. I started a novel about 4 years ago but never touched it for 3 years until I went back this year. But I am not sure if I like it anymore. I am like 5000 words in, and I’ll maybe go on, maybe not. Anyway, I would like to write an independent short story no matter what happens in my novel journey.

This is what I set out on. I’m proud to say that I wrote more than one story, in fact, I wrote 3 stories and I’m working on the 4th one. Plus, I registered for a creative writing course, which has been my highlight of the year.

FutureLearn: I managed to finish three courses at FutureLearn, which has been so great and informative. The courses are: Nutrition and Well-being, Start Writing Fiction and Mindfulness for Well-being and Peak Performance. These courses are given every two or three months, they are entirely free and given by professors all around the world, and are interactive so you get to participate in a lot of discussions. I strongly recommend the platform and these courses in particular.

In addition to writing, I wanted to read 50 books, but I could only finish 29. This is pretty big for me, I had set a rather impossible goal anyways.

And for my blog:

My blog of course is among my goals. Keeping a record here really helps me put things in perspective. Right now I have 100 followers, I want to double it by the end of the year.

I couldn’t spare much time on blogging since October, so I am a bit disappointed with myself. I have only 53 posts and 134 followers at the moment, which isn’t much progress since September. I hope I can work more on it in 2017.

Goal 10: Job

I started my new job on January 6th, and towards the New Year the committee will decide whether I will be permanent or not. Fingers crossed!

I have my final examination on Wednesday, so still fingers crossed!

Goals 11-14: Health

 

Oh I feel so guilty about this! I haven’t had my check-up, nor did I practice much yoga.

Goal 15: Crafts

I did finish the table cloth I started! Here is a close-up:

humming

Goals 16-17: Spirit

I’m still working on making meditation a daily habit. I think my main problem is that my days can be unpredictable, so it can be difficult to set a routine. But I am hopeful 2017 will be a better year for me to practice more mindfulness.

And last but not least, finishing the year in gratitude is so important to me. This year has been both challenging and rewarding for me. I got into a new job, and I went through a very interesting training process. Some parts of it I loved (like getting to know yourself first and being more mindful), while some parts I couldn’t really make sense. Serenity was my key word last year, yet I was more stressed than ever. Still, it is very interesting for me to see that every passing year I am growing as a teacher and a person, and it feels like I am getting more self-confident. I make more conscious choices, and behave more responsibly. I guess I have become an adult without even realizing!

As I am writing these, I am worried as well as excited for 2017. It hasn’t been a good beginning in Turkey (mass shooting at a night club in İstanbul) and it seems we can’t escape terrorism: it’s in our daily lives now. It is very distressing to live with it and go to public places, as there has been 3 massive suicide bombings in Ankara, where I live. There has been students in my school who lost their lives at the age of 18. It is just hope sometimes that keeps you alive, so my wish for the new year is to never stop hoping.

No-Spend November: Final Update

November was one busy and difficult month for me. I had so many responsibilities at work that I wasn’t surprised that sometimes I forgot about I wasn’t buying anything in November on some days. I wish that we had some sort of a winter break here in Turkey, but even New Year’s Eve falls on a Saturday. Here is a handwritten report on how November was:

15193475_10154188508411325_6851593492867023161_n

So, I made 5 purchases in total:

1. an iPhone 6S. I wasn’t sure about it, but it turns out I like my new iPhone a lot, but I have to agree I miss BlackBerry Hub and the awesome BlackBerry keyboard. I’m still not on good terms with iOS keyboard and autocorrect, especially when I  write half-Turkish half-English and don’t check what I wrote before posting. I did send some meaningless texts!

img_0844

2. A red block note for my mother-in-law. She loved it and was looking for a way to make it a permanent notebook by writing quotes or verses in it.

3. Teacher’s day gift for my teacher trainer: A journal and a nice pen in a box.

4. Rhodia pad (A6 size): I am so happy with this small notebook. The paper is the stuff dreams are made of!

img_0223

 

5. and finally, some cartridges for my Platinum Preppy.  (and in the photo you’ll see my beautiful Christmas plant that decided to blossom a month before Christmas)

When I set out, I had 5 criteria for things I won’t be buying this month and yeah, stationery was one of them. Apparently I spend much more money on stationery in a regular month, but although I was mindfully trying to keep out, I couldn’t. Even the two gifts I bought this month are notebooks and pens. I knew I liked paper and pen and ink all right, but this challenge helped me see that this is my weak spot.

Awareness is the key, after all.

Living Life on Auto-Pilot, and Taking Control

 

times_square

Have you realized we live most of our lives on auto-pilot? How many people remember if they washed their faces or not this morning? Or how they walked/drove/commuted to work? We probably did all of them, being on auto-pilot, but without any awareness. Unless there is an  unpleasant experience, we could go on default mode all day. Without one drop of consciousness; we could go to work and come back home, chat with people and watch the news, cook and wash the dishes. This is our lovely brain’s gift to us.

Days, months, and years pass like this and one day we realize we never enjoy life, haven’t accomplished our dreams, and in fact have led a very mundane life. Worse yet, we may not realize this until the end of our lives. Most don’t. Realizing is just the beginning. And solution is not so far away.

The closest and the most permanent solution is mindfulness. Being fully aware of what is going on each moment. Not what might happen, not what has happened, just what is going on right now. If you are breathing, breathe, eating, eat, waiting for a bus, you got the point. Be one with that moment and discover it again and again. While on auto-pilot we can’t do that. And the difference is huge.

One of the teachers in the mindfulness course I am taking said this: “Focus on what is, rather than what if.” It is very memorable and effective.

The effects of mindfulness are scientifically proven, too. The best known effects are increasing performance and productivity. There is, for example, a study on university students mindfully washing dishes and enjoying it. It’s a chore many, including me, hate to do, but being aware of the moment beautifies it.

I think one of the most important effects of being mindful and taking control again is on talking and listening. This is the most difficult for me as I like talking and sometimes I realize I talk nonsense, and just chatter; only to realize afterwards. I noticed while I am not very talkative in groups, when there is the famous awkward silence, I throw a few words in. I can’t handle the silence. I also interrupt sometimes if I get impatient. What experts suggest here is to remember to breathe. When the person before you finishes speaking, take a moment to breathe. It doesn’t last a second or two, but you reset the auto-pilot and take control. So you don’t interrupt and say useless things. Although I have a long way to go in order to achieve it, I believe one day I will get there.

Just being aware is enough most of the time.

 

Oto-pilot Modunda Yaşamak

Hayatımızın çoğunu oto-pilot modunda yaşadığımızı fark ettiniz mi? Sabah kalktığında gerçekten yüzünü yıkayıp yıkamadığını hatırlayan kaç kişi vardır? Ya da işe/okula giderken nasıl yürüdüğünü/araba kullandığını/otobüse bindiğini hatırlayan? Eğer olumsuz bir tecrübeyle karşılaşmıyorsak günümüzün çoğunu otomatik modda yaşayabiliriz. Tek bir bilinç zerresi gerekmeden işe gidip gelebilir, insanlarla muhabbet edip haberleri izleyebilir, yemek yapıp bulaşıkları yıkayabiliriz. Bu bize insan zihninin bir armağanı. Sıfır farkındalıkla günler, aylar, yıllar geçer, ve biz yıllar sonra hayattan zevk almadığımızı, istediklerimizin gerçekleşmediğini, yavan, ot gibi bir yaşam geçirdiğimizi fark ederiz. Daha da kötüsü, yaşamımızın sonuna kadar bunu fark da etmeyebilirdik. Çoğu etmiyor. Bir şeylerin yanlış olduğunu fark etmek yalnızca bir başlangıç. Ve çözüm noktası da çok uzakta değil.

En yakın ve kalıcı çözüm noktası anın farkında olmak. O an gerçekten neler olduğunu, neler olabileceğini, geçmişte ne olmuş olduğunu, gelecekteki olasılıkları değil, yalnız o anı düşünmek. Yaptığın nefes almaksa nefes almak, yemek yemekse yemek yemek, otobüs beklemekse o. O anla bütünleşmek ve her yönüyle o an’ı keşfetmek. Oto-pilottayken bunu yapamıyoruz işte. Ve aradaki fark o denli büyük ki…

Anın farkında olmanın, yani mindfulness’ın etkileri bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda. En önemli etkileri olarak yapılan her işte yüksek performans ve üretkenlik gösteriliyor. Farkında olarak bulaşık yıkamayla ilgili bile bir çalışma var örneğin. Ben dahil çoğu insanın nefret ettiği bir iş, onu bile güzelleştiriyor anın farkında olma.

Bence en önemli etkilerinden biri de konuşma ve dinleme üzerine. “Ağzından çıkanı kulağın duysun” deriz ya, hatta kulağımız değil konuşmadan önce aklımız duysun. Benim için en zor olan şeylerden biri konuşurken anın farkında olmak. Çünkü konuşmayı çok seviyorum ve bazen de boş konuştuğumun farkına maalesef sonradan varıyorum. Toplu gruplar içinde çok konuşkan olmasam da ortamda garip bir sessizlik oluştuğunda o rahatsızlıktan kurtulmak için saçmasapan bir şey atıveriyorum ortaya. Bunu engellemek için uzmanların önerdiği şey nefes almayı hatırlamak. Karşıdakinin konuşması bittiğinde sen konuşmaya başlamadan önce bir küçük nefes al. Bir iki saniye bile sürmüyor ama beyin o arada reset atıp otomatik pilottan kurtuluyor. Yine sen devreye giriyorsun. Böylece söz kesmiyor, gereksiz şeyler söylemiyorsun. Benim bu konuda uzmanlaşmama daha çok da olsa bu noktaya gelebileceğime inanıyorum.

Yalnızca farkında olmak bile yeterli çoğu zaman.

17 before 2017

As fall starts, we have a little more than 3 months until 2017. Fall and winter are my favorite times of the year. And it is a perfect time to  review my year and my goals. This year I changed jobs, I am a little freer now so I had a chance to focus on my personal goals more easily. This list also sums what I was trying to achieve this year. Minimalism, mindfulness, writing, blogging and all.

I got the idea from BohoBerry, such a wonderful idea.

So here is the list. I don’t have to finish all of them of course, but having a list make my goals visual. And actually all of them are thought in detail. I read a lot about setting goals recently, and I will share my insights on setting goals in a future post as well.

Let me talk a bit about each:

Goals 1 to 4: Minimalism

These are the goals related to my minimalism journey. For the past couple of months I didn’t spend much time at home and it will be great if I could finish decluttering my kitchen and vanity before ’17.

Also having a capsule wardrobe dedicated to work is very crucial for me. I made some new purchases and let go of some pieces, so I want to organize a wardrobe with accessories and all and never think about what to wear to work ever again.

My fourth goal, if you have heard of these challenges, will sound very familiar. I want to finish these skincare and make-up products before 2017. The products are:

  1. Sebamed Q10 Lifting Eye Cream (best affordable eye cream so far)
  2. Neostrata Oily Skin Solution (I really like it, except it is twice the price in Turkey now and I won’t be repurchasing just because of the price. I will most likely replace it with plain soap for now.)
  3. Oriflame Red Lipstick (just love this. but it is I guess maybe more than 5 years old (eww) but I can’t just let it go because I haven’t found a red lipstick just like this. So I’ll toss when I finish)
  4. Skin 79 Sué Hydrating Water (it is a very nice moisturizer but not very practical. I would expect a spray bottle instead of squirt, so I won’t be repurchasing this either.)
  5. Sally Hansen Salon Manicure Malt (2 years old, love it, I wouldn’t mind wearing it everyday)
  6. Isana Aceton-free nail polish remover (just put it because I have one more nailpolish remover at home)
  7. Diadermine Zero Tolerance Face Cleanser (no side effects so far, but not very effective either, will replace with bar soap again)

The reason why I chose them is that although they have survived my decluttering splurges for two years, they are the oldest products that I have (except Neostrata, it is like 6 months old). And because I have (or I don’t need) replacements for them it would be nice if I could get them out of my way. The trick in these challenges is that you should put all the products of these kinds away for the time being. It will be exhilarating to finish them till the end of 2016!

Also very interesting to see I have products from all around the world (Germany, Sweden, Korea, US) I think I should consider making more local choices next time I buy this kind of products.

Goals 5-9: Mind Goals

These are goals related mostly with mind. I started a novel about 4 years ago but never touched it for 3 years until I went back this year. But I am not sure if I like it anymore. I am like 5000 words in, and I’ll maybe go on, maybe not. Anyway, I would like to write an independent short story no matter what happens in my novel journey.

I would also like to read 50 books this year in total. This was the goal I set on my Goodreads account. So far I have finished 23, but I still want to keep it to see how far I will get.

My blog of course is among my goals. Keeping a record here really helps me put things in perspective. Right now I have 100 followers, I want to double it by the end of the year.

Goal 10: Job

I started my new job on January 6th, and towards the New Year the committee will decide whether I will be permanent or not. Fingers crossed!

Goals 11-14: Health

These goals are about Yoga and health in general. Yoga has been really helpful to me, so I wish to make it a daily habit.

I have recently been drinking a mixture of ginger- honey-lemon- ACV (and garlic if I’m not going out). Among all benefits, it’s helping me with sinus infections and allergies so I would like to keep it going for as much as I can.

Goal 15: Crafts

I am really into cross-stitching this year. There is one project I would like to finish this year and it is the table runner that I started.

Goals 16-17: Spirit

I started meditating for about 4 months ago but I haven’t made it a daily habit yet. I wish to do so as soon as possible.

And last but not least, finishing the year in gratitude is so important to me.

I hope you enjoyed reading about my goals and I will be more than happy if this inspires you to set some goals for yourself!

Love,

Pelin

 

Want to learn more about mindfulness?

I recently registered to a website called “FutureLearn“, where universities around the world offer free online courses on a variety of topics ranging from business and science to nutrition and social sciences. I had heard about it from some friends over the years but I don’t know why, I never bothered to check it out.

When I finally got to it this summer, I loved it. I even got too excited and signed up for courses I won’t continue, but I sticked up for one course called Nutrition and Well-being. I’ll finish it next week!

While I was browsing, I saw a new course that started today, and I thought some of you might be interested as well. It’s called Mindfulness for Wellbeing  and  Peak Performance and it is offered by two professors at Monash University in Melbourne, Australia. I am sure I will learn a lot so if you are interested join me on this journey for 6 weeks.

Here is the course:

https://www.futurelearn.com/courses/mindfulness-wellbeing-performance/

Just so you know, all the courses are free, you only pay if you want a printed certificate from the university. And be sure to check the website out for some very interesting courses.

Love,

Pelin