Gelip Geçiciliği Anlamak

Oturmuş neredeyse her felsefi, tasavvufi düşüncede bu kavram var: gelip geçiciliği anlamak (Tasavvufta bu da geçer ya hu, Budizm’de impermanence).

Çok basit görünen bu kavramı hayatımıza taşıyabilmek için bir ömür gerekli sanırım. Zira her an, bizi ya geçmişe, ya geleceğe taşımaya çalışırken, biz kendimizi güvende hissetmek ve bu anın hissettirdiklerini uzatmak için adımlar atma çabasındayız. Bu an ıstıraplı bir an ise de, kabullenmek yerine yine geçmiş veya geleceğe sığınıyor zihinlerimiz. Bize iyi ya da kötü görünen her şeyin üzerimizden akan su gibi geçeceğini fark edemeden yaşıyoruz.

Ben kendi adıma, güzel deneyimleri uzatmak ve kalıcı kılmak isteğinin pençesine düşüyorum çoğu zaman. Cildimin kırışmasından, sarkmasından korkuyorum mesela. Yaşlanıp kendime yetememekten korkuyorum. Sevdiğim insanların (benim gibi) yaşlanacak ve bir gün bu dünyayı terk edecek olması da beni korkutuyor. Hatta daha günlük hayata indirgersem, aldığım bir parça giysinin bile bozulup eskimesini istemiyorum. Ama o eskimese, ben değişeceğim; bedenim, beğenilerim değişecek. İşte bunu kabullenmek zor geliyor. En büyük korkularımdan birinin bu olduğunu fark ettim.

Ancak hayat öyle ki işte, ben köklenmek, hep aynı kalmak isterken, o benim köklerimi söküyor hep. “Hadi bakalım, bir de bununla başa çık” diyor. “Al sana gelip geçiciliği anlamak için yeni bir fırsat. Ne sevinçlerin, ne de ıstırapların kalıcı olmadığını anla bakalım.” Ben anlayana kadar, bu döngü böyle devam edecek sanırım.

Mental Minimalizm- Zihnimizde Sadeleşmek

Bu hafta mental minimalizmi, yani zihnimizi temizlemeyi, zihinde sadeleşmeyi dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Uzun zamandır konuşmak istediğim bir konuydu ama nereden başlayacağımı bilemiyordum. Louise Hay’in You Can Heal Your Life kitabı bu konuda bana yol gösterici oldu.

Bu konuda daha fazla okumak isterseniz, blogdaki bilinçli farkındalık üzerine diğer yazılara göz atabilirsiniz:

https://minimalistgunluk.com/tag/bilincli-farkindalik/

Önyargılarda Minimalizm

Önyargılarımızda da minimalist olabilir miyiz?

Bu hafta başıma gelen küçük ama önemli bir olay bana şunu öğretti: Önyargılarımızdan kurtulmak için önyargımız olduğunu fark etmemiz gerekli!

Böyle söyleyince kolay gibi geliyor ama bu “uyanış”ı çoğu kişi yaşamıyor. Yani fark etmediğimiz için hiç önyargımız yok sanıyoruz.

Bu haftaki yazımda bir öğrencimi ve onunla kötü geçen bir dersimi anlatmıştım. Belki de dersin benim adıma kötü geçmesinin sebebinin benim bu tarz öğrencilere karşı olan önyargım olabileceğini yazmıştım.

O öğrencimle bugün yine buluştuk. Ben kendimi nötr tutmaya, ne pozitif ne de negatif bir yargıda bulunmamaya niyetlendim. Tek niyetim ona faydalı olabilmekti. Ders sonunda fark ettim ki, hiç de benim başta düşündüğüm gibi beni yargılamıyordu, söylediğim her şeyi can kulağıyla dinliyordu. Yargılamış olan bendim :). Bir dil okulunda küçük bir sınıfım olacağı için artık ona özel ders veremeyeceğimi söylediğimde çok üzüldü.

Ve sonra, tesadüf mü dersiniz, tevafuk mu, kız benim ders vereceğim okula sonraki dönem kayıt olmayı düşünüyormuş zaten 🙂. Brisbane’da o kadar çok dil okulu var ki, bu gerçekten güzel bir tesadüf, ya da “synchronicity” 🌸 oldu. Benim orada olacağımı duyduğunda da çok sevindi. Eğer kayıt olursa öğretmeni yine ben olacağım.

Bu kız hakkındaki önyargılarımı objektif düşüncelerimden ayırabilmek bana uygulamalı olarak yine ve yeniden gösterdi ki, yalnızca fark etmek bile şifalandırıyor. En büyük öğrenme, kitaplardan, başkalarından değil, kendi içimizden gelen öğrenme.

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz: 
YouTubeinstagramFacebook

52 Küçük Değişiklik 50. Hafta: Yoga

Artık yavaş yavaş 52 Küçük Değişiklik serisinin sonuna gelirken bu hafta uzun zamandır yapmak istediğim bir değişikliğe yer vereceğim: Yoga 🙂

Biliyorsunuz bu yazı dizisinin ilham kaynağı 52 Small Changes for the Mind kitabı idi. Bu haftaki değişiklik kitaptan değil, içimden geldi ☺️ Kitaptaki değişiklik, iyi arkadaşlıklar kurmaktı, fakat bu zaten daha önce yazdığım 52 Küçük Değişiklik 34. Hafta: Anlamlı Diyaloglar Kur haftasına çok benziyordu. Böylece ben de uzun zamandır (kendime inanamıyorum gerçekten, ilk yoga dersime katılalı 10 yıl olmuş!) uğraştığım ama hiçbir zaman alışkanlık haline getiremediğim bir uğraş. Meditasyonda olduğu gibi yogada da, o an yaparken çok keyif alıyorum ama sonrasında devam etmeye üşeniyorum, bahaneler türetiyorum. 7 Mayıs 2019, yogaya gerçek anlamıyla başladığım gün olsun bakalım. Zaten annem de 7 Mayıs 2019 çok özel diyordu (şu videodan mütevellit), benim için de böyle bir anlamı olsun. Akshaya Tritiya denen bu özel günde başlanan işler çok uzun soluklu ve hayırlı olurmuş.

Şimdi bir de şöyle bir durum var. Kendime dış bir sorumluluk yükleyince motivasyonum daha çok oluyor. Mesela belki bu yazı dizisini bitirme sorumluluğu hissetmeseydim bloga bu kadar düzenli yazmayacaktım. Sosyal medya ve internetin böyle bir güzelliği var işte, zararları olduğu kadar böyle faydaları da var.

Bir başka dış sorumluluk ise bu amaç için yatırım yapmak oluyor. Mesela internette dolu yoga videosu var, hatta zaman zaman Brisbane’da bedava yoga seansları da oluyor, ama bir iki defadan sonra devamlılık sağlayamıyorum. Bulunduğum mahalledeki bir yoga stüdyosuna yazılmayı hedefliyorum.

Bu hafta siz de yeni bir beceri edinmek için ilk adımı atacak olsanız, ne olurdu? Halihazırda yoga yapıyorsanız, süreklilik için tavsiyeleriniz neler?

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

52 Küçük Değişiklik 6. Hafta: Multitasking’i Unut

Bu haftanın küçük değişikliği, tek bir işe odaklanmak.

Multitasking ve monotasking kelimelerini tam olarak Türkçe’ye çevirmeye çalıştım, ama layığıyla yapamayınca vazgeçtim. Fakat kısaca açıklayayım: Özellikle bilgisayar ve otomatik sistemlerin hayatımıza girmesiyle ortaya çıkan bir kavram multitasking. Aynı anda birden fazla iş yapabilmek anlamına geliyor. Telefonda konuşurken yemek yapmak, ödev yaparken televizyon seyretmek, aynı anda internette on tane sayfanın açık olması buna örnek olarak gösterilebilir. Ben üniversitedeyken mesela çok sevdiğim Avrupa Yakası’nın yeni bölümlerini internetten takip ediyordum. Ama 3 saatlik diziyi izlemeye zamanım olmadığını düşündüğümden bir yandan ödev yapıyor bir yandan diziyi seyrediyordum. Bunu yaparken de kendimi çok zeki falan zannediyordum, hatta o yıllarda multitasking bize güzel bir şeymiş gibi öğretildi. Aynı anda tek bir işe odaklanmak sanki zaman kaybıydı.

Fakat şimdi anlıyorum ki multitasking zihnimizi yoruyor ve performansımızı düşürüyor. Odaklanmadığımız işi gerçekten sindirerek yapamıyoruz. Bir şeyler seyrederken yemek yediğimizde mesela, daha çok yemek yeme ihtimalimiz çok yüksek.

Egzersiz için de bu prensip geçerli. Çok kısa bir süre üniversitenin spor salonuna gitmiştim, sonra aletli sporlar beni sarmadı ama oradaki hocadan çok güzel bir şey öğrendim. Bir hareketi yaparken  hangi bölgeyi çalıştırıyorsanız tüm zihninizle ona odaklanın demişti. O sırada bisiklette de candy crush oynayan bir kız vardı. Hocanın verdiği tavsiyenin, nasıl olmaması gerektiğinin canlı bir örneğiydi kız. Bedeni çalışıyor ama zihni tamamen oyunla ilgili olduğu için hiçbir fayda sağlamıyordu.

Aynı anda birden çok iş yapmanın faydadan çok yarar sağladığını gördüğümden beri bu alışkanlığımı azaltmaya çalışıyorum. Buna mental minimalizm gözüyle bakıyorum. Zihninizdeki kalabalığı azalttıkça, dikkat dağınıklığı da azalıyor ve hafızamız daha iyi işliyor. Rahatça odaklanabildiğimizde ise çok daha verimli oluyoruz.

Tek bir işe odaklanmak için birkaç küçük öneri:

  1. Masada, mutfak tezgahında vs. çalışırken, alanınızı mümkün olduğunca sadeleştirin. Size yapmanız gereken başka bir işi hatırlatan objeler olmasın. Mesela benim çalışma odam (yani evdeki ikinci oda) aynı zamanda ütü odam. Genelde çalışma masasının üzerinde ütülenecek kıyafet yığını olunca canım hiç orada oturup çalışmak istemiyor tabii. Bu hafta buna çalışacağım.
  2. Bilgisayarda çalışırken internet tarayıcınızda yalnızca bir sayfa açık olsun. Diğerleriyle ya hemen ilgilenip kapatın, ya da yer işareti ekleyip sonra bakın.
  3. Yapacaklarınızı listeleyin. Bir sisteminiz olsun ya da olmasın liste fayda sağlayacak. Ben hala liste yapmayı deneme aşamasındayım, ama faydalarını şimdiden görmeye başladım.
  4. Önemli bir işi yaparken telefonu kendinizden uzaklaştırın, mümkünse sessize alın. Telefonda değişik uygulamalar var, örneğin belli bir tip siteyi ya da uygulamayı çok fazla kullanıyorsunuz. Belli bir zaman diliminde onları engelliyor, böylece siz de çalışmaya odaklanabiliyorsunuz.
  5. Bunu söylemişken, özellikle sosyal medya uyarılarını telefonda kapatın, hatta mümkünse uygulamayı silin. Ben uzun bir süredir Facebook uygulamasını kullanmıyorum (bilgisayarda yer işaretlerinden de çıkardım). Artık çok az geliyor aklıma Facebook’a girmek. Benim üretkenliğimi engelleyen şeylerden biriydi Facebook’ta dolaşmak. Yokluğunu da hiç aramıyorum. Bir ara hesabımı sildim ama bazı faydaları da olduğunu keşfettim Facebook’un ve tutmaya, ama zamanımı yemesine izin vermemeye karar verdim. İnstagram’ın ise tüm uyarılarını kapattım. Yalnızca kendim girdiğimde görebiliyorum, o da genellikle sabah metroda işe giderken bir kere, akşam işten dönerken bir kere şeklinde oluyor. Koyacağım bir resim varsa koyuyor ve uygulamayı bir daha açana kadar unutuyorum. Bir de Facebook’ta “arkadaş” ve Instagram’da “takipçi” kavramı olması büyük bir fark bence. Facebook listemden kimseyi silemiyorum ama instagram’da istediğim kişiyi takip ediyorum sadece. Böylece instagram feed çöplük gibi olmuyor. Bir zaman olur da ikisinden de çıkar mıyım, sanırım henüz değil, özellikle de yurtdışında yaşadığım için.

Bu hafta aynı anda birçok iş yaptığımı fark ettiğim anlarda, şimdiye dönüp önümdeki işe odaklanmayı seçeceğim. Eğer yaptığım iki iş de önemli ve unutmamam gereken işler ise geçen hafta hayata geçirdiğim gibi hemen listeme atacağım. Bunu yazarken bile Chrome’da 3 tane tab açık olduğuna göre işim biraz zor gibi. 🙂

Sizin çalışma prensibiniz nasıl? Eğer siz de benim gibi aynı anda birçok işi yapmaya programladıysanız kendinizi, bu hafta monotasking’e bir şans verin!

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz:
YouTubeinstagramFacebook

Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) Nedir?

Özellikle minimalizmle tanıştıktan sonra daha da ilgimi çeken bir kavram mindfulness.

Maalesef Türkçe’de tam bir karşılığı yok. Consciousness: Bilinç ya da bilinçli olma, Awareness ise farkındalık ya da farkında olma olarak çeviriliyor. Mindfulness kavramına ise, en uygun bulabildiğim çeviri Kültegin Ögel’den “yargısız farkındalık” oldu, fakat o da bilim dilinde yalnızca “farkındalık” olarak geçtiğine işaret etmiş. “Anın farkında olma” da güzel bir çeviri olabilir.

my post

Peki, nedir bu yargısız farkındalık? Aslında her yaşta, herkesin yapabileceği, bir kere alışılınca bırakılamıyacak bir alışkanlık. Her anı, anın tadına vararak, yargılamadan yaşamak. Etrafımızdaki her şeyi yüksek bir bilinç seviyesiyle algılamaya çalışmak, algımızı arttırmak. Kendimizi, dünyayı kabullenmek. Ve en önemlisi nefes aldığımızın farkına varmak.

7b8ab7f186362ec1743eae6f52e9aab9

Bir yerde Buddha’yla ilgili şöyle bir hikaye okumuştum. Yalnızca 1 saatliğine nefesimize odaklanmamızı istiyordu. 1 nefes bile kaçarsa, en baştan. Sonra tekrar baştan. Bir denesenize. Bu öyle zor bir şey ki. Tek yaptığın nefes almak olmasına rağmen ona bile odaklanamıyor beynimiz.

Hep bizi başka yönlere çeken şeyler var. İşte bu şeylerin farkında olmaya mindfulness deniyor.

Eğer bu anın farkında olma işini başarabilirsek, kendimizi tanımaya ve geliştirmeye bir adım daha yaklaşıyoruz. Kendini ne kadar kabullenirsen, o kadar geliştirebilirsin paradoksuna bir örnek.

Dedikodu yaparken yargısız bir şekilde kendinizi izlediğinizi düşünün. O an beyninizden neler geçtiğini, aklınızdan çıkan kelimelerin her birini, duyduğunuz karşılığı, kelimelerin hepsinin teker teker toplu bilince işlendiğini… Bunu sonuna kadar yapmayı becerebilirseniz bir sonraki sefer dedikodu yapma ihtimaliniz büyük oranda azalacak. Bunu hem iyi hem de kötü alışkanlıklara uyguladıkça, hayatta kendinize dair ne kadar çok şeyi bilmediğinizin farkına varacaksınız. Çok daha güçlü ve bilinçli hareket edeceksiniz.

 

Minimalizm ve Bağımlılığın Birbiriyle Ne Alakası Var?

o-VIDEO-GAME-ADDICTION-facebook

Daha düzenli ve basit bir hayat yaşamaya karar verdiğinizde, buna evden başlamak çok doğal, hele de ortalama bir insanın hayatının çoğunu evde geçirdiğini düşünürsek. Ve temizlik ve düzen hakkında artık o kadar kafa yormuyorsanız, beklenenden fazla boş vakte sahip olabilirsiniz. Hatta çoğu minimalist bu boş zaman ve getirdiği özgürlük hakkında endişeli. Dikkat etmemiz gereken, bu yeni bulduğumuz özgür zamanımızı bağımlılık yerine iyi alışkanlıklarla bezeyebilmek.

Minimalizm ve bağımlılığın birbiriyle yakından ilişkili olduğunu gözlemledim son zamanlarda. Değersiz bir çok şeyden (maddi ve manevi) kendini kurtardığında, bir boşluk hissi oturuyor yüreğine. Şimdi o boşluğu herşey ile doldurmak mümkün, onca zamandır yazamadığın öykünü yazabilirsin örneğin, ya da gidip arkadaşlarınla buluşup bilinç düzeyi yerlerde sürünen, dedikodu ya da içki muhabbetleri yapabilir, ya da sigara, televizyon ve internet gibi bağımlılıklara kendini kaptırabilirsin. Ama iyi haber, minimalizm insanı yaptığı her şeyi sorgulatmaya ittiği için, bu bağımlılıkların farkına çok rahat varabilir ve bunları sonlandırabilirsin.

Ben örneğin, video oyunları oynamayı çok severdim de, kendime bağımlı demezdim. Ama boşluk duygusuyla karşılaşınca, fark ettim ki, bir gün içinde saatlerimi oyunlara harcıyorum.

Nereden baksan 20 yıldır bu oyun işinin içindeyim. 90lı yıllarda Atari’miz vardı, kardeşim ve kuzenlerle, sıcak yaz günlerinde dışarı çıkmama bahanemizdi. Kış geldiğinde babam atarinin adaptörünü işyerine götürür, ben de derslere dalar oyunları unuturdum.

Üniversitede de gayet iyiydim, yalnızca yazları, işte o boşluk duygusu gelip çattığında, boşluktan kaçmak için oyunlara yöneliyordum. Sims ve Diablo gibi oyunlar beni içine alıyor, yalnızca yemek saatleri için odadan çıktığım günler oluyordu. Ama bu da beni rahatsız etmiyordu, bağımlı gibi gelmiyordum kendime.

Ama 2010’da çalışmaya başladığımda bir şeyler değişti. Artık eğlence için değil, işin stresini atmak için oyun oynamaya başlamıştım. İnsanların sigara ve alkolle yaptıklarını ben oyunlarla yapıyor, oynarken hayata dair her şeyi unutuyordum. Sözde e-kitap okumak için aldığım iPad de oyun arkadaşım olmuştu.

Ama bir gün minimalizmle ilgili videolar seyrederken Leo Gura’nın bir videosuyla karşılaştım. Bu adam, hayata bakış açımı olduğu gibi değiştirdi. Gururla söylüyorum, iki buçuk aydır oyun oynamıyorum (Ama hala bağımlıyım, bunu kabul ediyorum).

Leo’nun kısaca bahsettiği, bağımlılıklardan kurtulmak ve özgürleşmek için, boşlukla barışık olmamız gerektiği. Bunu yapmanın en basit (ama kolay olmayan) yolu ise meditasyon. Rahat bir biçimde bir sandalyeye oturmak ve yirmi dakika içinde hiçbir şey yapmamak. Gelen düşüncelere bile karşı koymamak. Karşı koymaya bile karşı koymamak. Bu gerçekten çok etkili bir yöntem ama göründüğünden daha zor. Herhangi bir şeyi yapmaya karşı büyük bir istek, bir zorlama duyduğunuzda, yalnızca oturun ve kendinizle baş başa kalın. Düşünün, bunu yapmadığınızda hayatınızda ne değişecek?

Ben bir de kendimi 90 yaşında düşünme egzersizini seviyorum. Bir anlamda hayatımdaki şeyleri bir perspektife sokmamı sağlıyor. 90 yaşındaki Pelin’in 27 yaşındaki Pelin’e tavsiyesi ne olurdu? Herhalde bütün gün boynuna, sırtına, beline, gözlerine ve en önemlisi bilincine zarar verecek bir biçimde bilgisayar oyunu oynamamı tavsiye etmezdi. En kısa zamanda hayatımın amacını bulup kendimi gerçekleştirmeye çalışmamı takdir ederdi. Ama aynı zamanda da andan zevk almamı… Komik gelebilir ama eğlenceli bir egzersiz. Bilgisayar oyunları, sosyal medya/internet bağımlılığı, tembellik gibi konularda faydalı olacağını düşünüyorum, sigara için bile kullanılabilir. Tabii ki alkolizm ve daha ciddi bağımlılıklarda profesyonel yardımın gerekli olduğuna inanıyorum.

 

Hayatınızdaki işe yaramaz şeyleri gözden geçirdiğinizde, işe yaramaz eylemleri de gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir, ve konuşmadan kahve içmeye ya da bir şeyler izlemeye kadar her eylemi sorgulama taraftarıyım. Hayatımıza birazcık uzaklaşıp onu izlemek, bize hangi eylemlerin gerçekten faydalı ve keyifli olduğunu, hangilerinin ise dışarıdan eğlenceli görünüp içimizi yiyip bitirdiğini görmek, daha tatmin edici bir hayat yaşamak için gerekli olabilir.

 

 

Yavaşla. Azalt.

image

Bir gün içinde neler yapıyorsun?

Ben örneğin, diyelim ki işe gitmediğim bir gün, yemek yapıyorum, yemek yiyorum, kahve, yetmezse çay, bir-bazen iki kitabı okumaya çalışırken, bir yandan da televizyon izliyorum. Başka bir köşede bir hikaye yazmaya çabalarken, şu bilgisayar oyununu mu oynasam biraz da diyorum. Arada bir el işlerine merak salıyorum, bezler boncuklar ipler dolaşıyor etrafta. Daha bunlar yalnızca kendi başıma yaptıklarım. Sevdiğimle vakit geçirmek, ailemle telefonda konuşmak, arkadaşlarımla buluşmak, telefonda konuşmak var bir de. Bunun dışında hayatımda olmasına gerek olmayan ama bir şekilde bağımı kesmediğim/ kesemediğim tiplerle de vakit geçiriyorum.
Çalıştığım günlerden hiç bahsetmeyeyim. Okula gitmeden önce günümü nasıl planlasam, çıktı alsam fotokopi çektirsem sunu hazırlasam paniği, gidince teneffüs aralarında yapılacak bi dünya iş ve sadece 10 dakika, eve gelince okunacak yazılar, sınavlar vs. Bu kadar şeyi 24 saat içinde nasıl yapar insan? Yapar da sonra ruhu ne gelir? Vücudu nasıl cevaplar bu kaosu?
Artık eşyalarımı azalttığım gibi yaptıklarımı da yavaşlatmaya ve azaltmaya karar verdim. Yaklaşık iki aydır hiçbir oyun oynamıyorum örneğin, bilgisayardan, tabletten, telefondan. Bu benim için büyük bir başarı, yaklaşık 20 yıldır bu tip oyunları oynadığım düşünülürse. İnsanın bu tür bağımlılıkları bir tür boşluk korkusundan oluşuyor aslında. Boşluğa dayanamıyorsun. Ben oyunla dolduruyordum. Kimi sigarayla alkolle dolduruyor. Kimi anlamsız ilişkilerle. Boşluğu sevmeyi öğreniyorum iki aydır. Oturuyorum odada ya da dışarıda, hiçbir şey yapmıyorum ama. Etrafımdakileri olduğu gibi kabul etmeye ve en önemlisi boşluğu kucaklamaya çalışıyorum. Bu öylesine güçlü bir şey ki. Boşluğu kucaklarsan her şey artık kolay geliyor. Böylece hayatından gereksiz aktiviteleri çıkartmak her seferinde kolaylaşıyor. Bir tür meditasyon diyebiliriz buna.
Her şey yavaş yavaş oluyor, ama bir anda. Her şey olması gerektiği gibi. Az, yavaş, ama öz. Yavaş, ama tembel değil asla. Tadını çıkara çıkara. İşte amacım bu.

Boşluktan Korkma. Boşluğu Sev.

water-lilies-40

(Monet, Water Lilies)

Hiçbir şey yapmamanın öyle bir etkisi var ki… Eğer bilinçli olarak yapıyorsan bunu, hayatın hızına karşı koyuyorsan… Aklın bomboş ve berraksa… Hiçbir şey yapmamada büyük bir sır var ve biz, büyükşehirlerde yaşayanlar, 21. yüzyılda yaşayanlar, bu sırrı unuttuk. Hayvanlar hatırlıyor. Bazı ermişler hatırlıyor. Bazılarımızın da hatırlamak için bilinçli bir çaba sarf etmesi gerekiyor.Ama bazen dış dünya öyle bağırıyor ki, iç dünyanın sesini görmezden geliyorsun.

Zorba’da Kazancakis sadece bir şey üzerine odaklanan birinin enerjisiyle mucizeler yaratabileceğinden bahsediyordu. Düşünsene, aklımızda bin küçük tilki dolaşıp birinin kuyruğu öbürüne değmezken, yalnızca tek birine odaklansak nasıl bir enerjiyle sarılırız ona, mucizeler yaratırız gerçekten de. Belki de tüm ritüellerin, duaların, “om”ların amacı buydu. Tek bir şeye odaklanmak. O odaktan mucizeler doğurmak. Dış dünyayı düşünmeden, içine dönmek. Aslında bir nevi akli minimalizm. Kafandaki gereksizleri boşaltmak. “Hiçbir şey”e, boşluğa yer açmak.

Boşluktan korkmadan, boşluğu severek.