Makyaj yapma, kendin ol, böyle çok daha güzelsin!

Makyaj yapmayı hiçbir zaman sevmedim.

Hiçbir zaman.

İlk makyaj deneyimim lisede, okul gezisi için gittiğimiz  İstanbul’da idi. Kaldığımız Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi’nin yatakhanesinde, kızlar birbirlerine göz kalemi çekiyorlar, ben de uzaktan seyrediyordum. Bana da çekeceklerini söylediler, tamam dedim. Ama pek başarılı olamadılar, çünkü gözüm yabancı maddeye hemen tepki vermişti, sürekli kırpıyordum gözlerimi.

Niyeyse sonrasında anlaştığım tek makyaj malzemesi göz kalemi oldu. Üniversitede giysilerime göre mor, mavi, yeşil, siyah göz kalemi kullandım, şimdi yalnızca siyah var.

İlk fondöten ve rimelimi, üniversite son sınıfta, staj için bir liseye gittiğimizde almıştım (İlk kumaş pantolonumu da). Sanki yirmi yaşında olmak suçmuş, ve ben makyajla daha büyük görünmek zorundaymışım gibi kendimi kamufle ediyordum. Öğretmenliğe başladığımda da kamufle durumu değişmedi, küçüktüm, öğrencilerin saygı duymadığını hissediyordum. O zaman da basıyordum fondöteni, allığı, rimeli. Sivilcelerimden de utanıyordum hem, lise öğrencisi gibi, yirmisinden sonra insanın sivilcesi mi çıkar diyordum. İlaçlara, tedavilere rağmen hala bir ergen suratına sahip olmak güvenimi kırıyordu. Hem makyaj yapmayan öğretmen mi olur? Her daim şık şıkırdım olmalısın.

Böyle hissediyordum öğretmenliğin ilk yıllarında. Ama kendime güvenim arttıkça artık makyaj yapmak çok saçma gelmeye başladı. Hem sonra onu temizlemeye hep üşendiğimden sivilcelerim daha da kötü bir hale geliyordu. Radikal bir biçimde değil de, yavaş yavaş azalttım, Makyaj Mezarlığım adlı yazımda ilk kurtuluşumdan bahsetmiştim. Ve şimdi bana bir yüz kremi, bir göz kalemi yetiyor. Bazı günler göz kalemi bile sürmüyorum ama ondan hala vazgeçmiş değilim. Bazı günler de renkli BB krem sürüyorum, özellikle sivilcelerim rahatsızlık derecesinde cildimi işgal ettiğinde, ya da düğün derneğe gidildiğinde. Fakat artık şu rahatlığa sahibim: Bu sabah uyandığımda yalnızca yüzümü yıkayıp dışarı çıkabilirim, ve bu beni hiç mi hiç rahatsız etmez! Dışarı çıkmak için maskeye ihtiyacım yok, insanları etkilemek için ise hiç yok! Hem zaten en çok acı çekenler kendinden uzaklaşmaya çalışanlar değil mi?

Alicia Keys Celebrates Upcoming New Album "HERE" With Special Show in Times Square

Şekil A.1: Makyajsız Alicia Keys

Cilt bakımı konusunda da epey bir ilerleme kaydettim. Elimdeki ürünleri bitirince Yves Rocher’den devam etmeye karar verdim. Ticari bir marka olsa da öncelikle hayvanlar üzerinde test edilmemesi, sonra da paraben ve sülfat içermemeleri bu markayı tercih sebebim.

img_0942

Şekil A-2: Bu kadarı valla yetiyor.

İşte tüm saç-cilt bakımım ve kozmetiğim bu kadar! Lipbalm tarzı şeyleri eklemeyi unutmuşum, dudaklarım çok kuruduğu için olmazsa olmazım: artisan yapım bir balmumu kremim var ki dillere destan.

Dediğim gibi saç ve cilt bakımı için Yves Rocher mutlu etti beni, güneş kremi ve göz kaleminde ise Missha. Missha da hayvan testlerine karşı, Koreli bir kozmetik markası. Keşke BB kremleri de benim cildime uygun olsaydı da Nivea’ya kalmasaydım. Ama şu ana kadar denediğim beş-altı BB krem içinde cildime en uyumlusu, en sivilce çıkarmayanı Nivea, o yüzden şimdilik ondan devam ediyorum. BB kremi tamamen hayatımdan çıkardığımda ona da bay bay diyeceğim. 🙂

Sağ alt köşede gördüğünüz ise Edremitten alınmış zeytinyağı sabunu. Eşim sağolsun, duş jelini hiç sevmez, beni o alıştırdı sabuna. Aslında bu kadar alerjik bünyesi olan ben senelerce neden duş jeli kullandım onu da anlamıyorum, mis gibi sabun varken. Evde varsa zeytinyağı sabunu, yoksa da kalıp banyo sabunlarından kullanıyoruz (duru’nun gliserinli zeytinyağlı sabunu ve hacı şakir’in hamam sabunu süper kokuyor laf aramızda, ama doğal zeytinyağı sabunu bulunabiliyorsa baş tacı tabii ki!)

Son birkaç senedir, hayatımda ilk defa, yüzüme bakıyor ve aynaya yansıyan bu yüzü seviyorum. Ergenlik döneminde, hiç sevmiyordum dış görünüşümü, sivilceli ve gözlüklü olarak bir ezik klişesini yerine getirdiğimi düşünüyordum. Şimdi de sivilceli ve gözlüklüyüm, ama güveniyorum artık kendime. O yüzden artık maskelere de ihtiyacım yok. Ne güzelmiş kendin olmak!

Makyaj Mezarlığım

Minimalizm hakkında birşeyler öğrenmeye çalıştığım son iki yıldır çok farklı sebeplerle bu işe girişenlerle karşılaştım: borcu olanlar, alışveriş bağımlısı olanlar, çocukları olup evin durumu almış başını gitmiş olanlar, depresyondakiler, ya da benim gibi dağınık olup aslında amaçları aklını düzene sokmak olanlar. Ama sonuç çoğunda aynı oluyor, büyük bir rahatlama. Neyi neden satın aldığımızın farkına varma. Bende de aynen böyle oluyor.

Ben giysilerimi saymadım, ama eşim Koray’ı da eklersek beraber yüzlerce parçadan kurtulduk ve mevsim değiştikçe gözden geçirip biraz daha parçadan kurtulmaya devam ediyoruz. Benim için giysi dolabımda önemli olan tarzımı belirlemek ve sahip olduğum her parçayı sevmekti. Bunu başardığımı düşünüyorum. Artık başka alanları düşünmeye başlayabilirim.

image

Makyaj mezarlığı. Sanırım gerçekten de bir mezarlık yaratmışım yıllar içinde. Tüm makyaj, cilt bakım ve tırnak bakım malzemelerimi yatağın üzerine yığdım bir Cumartesi günü ve bir süre onları seyrettim. Ne saçma bir yığındı! Ben işe giderken makyaj bile yapmıyorum, krem ve göz kalemi dışında. Ama yine de bu kadar çok ürünü toplamayı başarmıştım. Bazı şeylerden bolca vardı, mesela 3 adet göz kalemi, 3 adet yüz maskesi, 2 bb krem, 1 fondöten gibi. Yüz temizleme ürünleri de cabası. Oje dersen 20den fazla var. Fark ettim ki ben bunları kullanmayı değil, yalnızca sahip olmayı seviyorum. Yıllardır çektiğim sivilce problemine yönelik örneğin, bir sürü – ve bazıları gerçekten işe yarayan -ürünler almışım ama kullanmadığım için tabii ki bir sonuç alamıyorum. Sadece almak sanki beni tatmin etmiş. Tıpkı alıp giymediğim elbiseler gibi. O yüzden bu topluluk bana bir mezarlık gibi göründü.

Tarihi geçen ve artık kullanılmayı kesinlikle düşünmediğim malzemeler çöpü boyladı. Sonrasında bir liste yaptım ve toplamda 66 parça ürünün olduğunu gördüm. Yanlarına hatırladığım fiyatları yazdığımda ise sonuç daha felaketti: 1000 liranın biraz üzerindeydi! Yıllardır borçları olan ben, seyahat etmek için param olmadığından yakınan ben, 1000 lirayı kozmetiğe harcayıvermiştim! Ve neredeyse hiçbirini kullanmıyorum, 66 parçanın içinden günlük olarak kullandığım makyaj temizleyici, bb krem, göz kalemi, rimel, parfüm, bu kadar, 5 parçaydı.

Sorun şu ki bu kadar para verdiğim için atmaya kıyamadım. Günlük olarak kullanabildiklerimi, özellikle maske, yüz temizliği gibi ürünleri içinde en az kalandan itibaren kullanmaya başladım. Cildim de aslında bu ürünleri düzenli olarak kullandığım için yeni sivilceler vermeyerek bana karşılık verdi. Tam bir kazan-kazan oldu açıkçası. Ve elimdekiler bitene kadar kesinlikle yeni bir şey almayacağıma kendime söz verdim.

Bu deneme bana şunu öğretti: üzerine düşünmeden, evde buna benzer bir şey olup olmadığını kontrol etmeden yeni alınan her eşya yalnızca para ve dünyanın kaynaklarının azalmasına sebep oluyor. Kredi kartı borçları arttıkça artıyor ve insanın hayallerini gerçekleştirebilmesinin önüne geçiyor.

Şu an 3 haftalık bir tatildeyim, ve bavula sığdırma kaygısı aslında insanın gerçekten neyi sevdiğini ve neye ihtiyacı olduğunu gözden geçirmek için iyi bir fırsat. Tatile getirdiğim tüm kozmetik şunlardan ibaret:

IMG_20160713_202919_edit

Bir temizleyici, bir güneş kremi, bir dudak parlatıcı, bir parfüm. Bir de göz kalemi ve rimel getirdim ama keşke getirmeseymişim, hiç kullanmadım. İşte tatilde değilken bile bu kadar az şeye ihtiyaç varken dolapları kozmetikle doldurmak niye?

Herkesin bir zaafı var, benimkinin cilt bakımı olduğunu fark etmem biraz geç olsa da faydalı oldu. Tavsiyem, sizin zaafınız ne düşünün. Örneğin hiç okumayacağınız kitaplar mı alıyorsunuz (ben de biraz böyleyim), belki de elinizdekiler bitene kadar yenisini almamalı, ya da kitap beklentilerinizi karşılamadıysa kendinizi zorlamaktansa sevebilecek birine hediye etmelisiniz. Ya da çok fazla dekoratif ürün sahibiyseniz belki bazılarını elden geçirip hatta meraklılarına gittigidiyor’dan satıp ek gelir elde edebilirsiniz. Kozmetiklerinizi bile, örneğin tüplü kremler, tonikler ve parfümler, sevecek arkadaşlarınıza verebilirsiniz.

%d bloggers like this: