52 Küçük Değişiklik 40. Hafta: Yardım Çağrısı Gönder

Bu haftaki küçük değişikliğimiz, kendimizi açıp yardım isteyebilmek. Sting’ciğimin daha ergenken dediği gibi: Sending out an SOS to the world 🙂

Bu benim için yıllarca çok zor oldu. Hep kendime yetmek istedim, her şeyi kendi başıma yapmak istedim.

Hep yardım ettim ama çok az yardım istedim.

Bakalım hep beraber; yardım istemekten korkmamızın sebepleri nelermiş:

Güçsüz görünmek: Egolarımız o kadar büyük ki, güçsüz görünmekten çok korkuyoruz. Halbuki eksik olduğumuz bir konuda yetersizliğimizi kabul edip yardım istemek güçlü olmayı gerektiriyor. Yardım istediğimiz için değil, istemediğimiz için zayıf duruma düşüyoruz.

Reddedilme korkusu: Uzun zaman önce yazdığım “Hayır Demek Neden Bu Kadar Zor” yazısını aklıma getirdi bu madde. Reddedilmek birçoğumuzun büyük korkusu. Hayır diyememek de, yardım isteyememek de reddedilme korkusundan kaynaklanıyor. Fakat gerçek şu ki birçok insan yardım etmeyi seviyor. Hatta yukarıda benim de dediğim gibi, yardım istemektense etmeyi seviyorum. Nasıl bir ego tuzağı değil mi? Çünkü yardım istemek ve reddedilme korkusu egomu yaralarken, yardım etmek egomu şişiriyor.

Toplumda birçok kişinin böyle olduğunu varsayarsak, insanlar eğer sizi reddediyorsa sizi sevmedikleri için falan değil, ya zamanı olmadıkları ya da belki gerçekten yardım edebilecek altyapıya sahip olmadıkları için reddediyorlardır. Dört Anlaşma’nın ikinci anlaşmasının dediği gibi: Hiçbir Şeyi Kişisel Algılama.

Karşıdaki algıdan korkmak: Ofiste, okulda hep olur böyle bir tip. Sürekli yardım isteyen. Örneğin hep yüksek not alıyordur ama illa herkesin notunu ister, fotokopi çektirir. Tezini teslim etmeden önce herkese okutan biri vardı mesela tanıdığım. Köşe bucak kaçıyorlardı insanlar bana da okutmasın diye 🙂

İşte böyle bir insan olarak algılanmaktan korktuğumuz için yardım isteyemiyoruz bazen. Fakat yukarıda verdiğim örnekler bu işi başka bir boyuta taşıyan insanlara ait. Yoksa günlük hayatta azıcık yardımınızı isteyen kime bu muameleyi yapıyorsunuz? Kimseye. O zaman sizin de kaçmanıza gerek yok.

Borçlu hissetmek: Ben bunu pek yaşamadım, siz yaşadınız mı? Karşıdaki kişiye borçlu kalırım diye yardım istemekten çekinmek. Bunu engellemek için olabildiğince fazla iyilik yapın diyor yazar Blumenthal.

Kontrolü kaybettiğini hissetmek: Eğer mükemmeliyetçiyseniz, başkasına anlatana kadar kendim yaparım diyor olabilirsiniz. Fakat bu insanın üzerine büyük bir yük bindiriyor. Belki sizin için o işi zevkle yapacak biri var, ama siz kontrolü kaybetmekten korktuğunuz için ekstra zaman ve emek harcıyor olabilirsiniz. Bu konuda haklı da olabilirsiniz, belki karşınızdaki kişi sizin kadar yetkin değil. Ama belki de ondan yardım isteyerek onun da gelişimine katkıda bulunabilirsiniz. Doğru zaman ve yardım isteyecek doğru insanı bulmak çok önemli oluyor burada.

Yardım İsterken Nelere Dikkat Etmeli?

İlk olarak teknolojiyi kullanmaktansa yüzyüze görüşme imkanınız varsa çok daha iyi. Yoksa telefon, ama email, mesaj ve sosyal medya son çare olmalı.

Hem kibar hem de açık olmalıyız: Ne istediğimizi tam olarak ifade edemezsek, sonra istediğimiz gibi yapılmadı diye şikayet etmeye hakkımız yok.

Yardım istediğimiz kişiyi yönetmemeliyiz: Buna “micromanaging” deniyormuş. Yani hem yardım istiyorsun, hem de kabul eden kişinin burnundan getiriyorsun. Sonra da bi daha kimse sana yardım etmiyor 🙂

Teşekkür etmeliyiz: E bunu da artık hatırlatmaya ne gerek var, ama düşünsenize hayatınızda yardım edip de bir teşekkür bile almadığınız kaç zaman oldu… Teşekkürde cömert davranabiliriz, zararı yok faydası çok.

Bu hafta kabuğumuzu biraz açalım dostlar, dünyanın tüm yükü sırtımızda gibi hissederken, bizimle paylaşmaya gönüllü olan kişilere kapılarımızı açalım. Aslında yardım istemek değil, yardıma izin vermek bile diyebiliriz buna. Hem de sadece insanlardan değil, dünyadan da yardım isteyebiliriz. Yine Sting’e dönersek 🙂

I’ll send an SOS to the world. I hope that someone gets my message in a bottle.

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

dipnot: Amanda Palmer’ın TED konuşması bu konuda mükemmel. Arkadaşım Hülya önermişti, bunu da buraya bırakayım. Video seçeneklerinden Türkçe altyazıyı açabilirsiniz. İstemek nasıl bir sanata dönüştürülür, müzisyen ve performans sanatçısı (söylemeden edemeyeceğim, Neil Gaiman’ın da eşi) Amanda’dan dinleyelim:

Faydalandığım Kaynaklar:

Blumenthal, B. (2015). 52 small changes for the mind: Improve memory, minimize stress, increase productivity, boost happiness.

Hayır demek neden bu kadar zor?

E50A3BF6-11D4-4C84-ACF9-792EE97E5B04

8 yıl önce vejetaryen olduğumda hayır demenin ne denli zor ama gerekli olduğunu anlamıştım (artık vejetaryen değilim ama o üç sene bana çok şey kattı). Ete hayır demeliydim, bununla beraber çoğunlukla dışarıda yemeye, mangal pikniklerine, kurban bayramına da hayır demeliydim. Hayır demek,  bazen daha azına razı olmak, ama standartlarımı ve limitlerimi bilmek anlamına geliyordu. Önceleri zordu, ama sonra alıştım ve standartlarımı belirlemenin beni özgürleştirdiğini hissettim.

Fakat hayatımın diğer yönlerine bunu kolaylıkla uygulayamadım. Mesela birisi o akşam boş musun diye sorduğunda, boş olmana rağmen o akşam onunla vakit geçirmek istemiyorsan, Sheldon’ın yaptığı gibi yapamamak:

-Pardon, geç kaldım.

-Ne oldu?

-Hiç. Sadece gelmek istemedim.

tumblr_moczovoxcD1sp0cpeo4_250.gif

Böyle bir davranış sıfır süper ego, yani toplumu hiç umursamamayı gerektirir ki dağın başında inzivaya çekilmedikçe çok kolay olduğunu sanmıyorum. Fakat eğer minimalist bir hayat yaşamaya, ya da belli standartlar içinde yaşamaya karar verdiyseniz, bir sürü şeye ve insana hayır demek gerek.

Bence hayır diyememenin altındaki nedenleri anladıkça, evetlere hemen atlamak yerine kendi iyiliğimiz için, evet ya da hayır demeyi seçebiliriz.

Hayır diyemememizin altında yatan 4 neden:

 

1. Reddedilmekten korkuyoruz.

Birini  reddettiğimizde sanıyoruz ki o kişi bizi reddedecek ve artık sevmeyecek. Peki neden bu kadar kendimize güvensiziz? Biz o kişiye değer veriyorsak, o kişinin de bize ve hayat tarzımıza değer vermesi gerekli. Zaten bizi kabullenemiyorsa ortaya büyük bir illüzyon var demektir.

Anlamlı ve karşılıklı anlayışa dayalı ilişkilerde, yargılama ya da reddetme korkusu olmamalı. Eğer bir kişiye hayır diyemiyorsak, belki de, o kişiyle o kadar derin bir ilişkiye sahip değilizdir.

2. Kaba biri olarak görülmekten korkuyoruz.

Hayır diyemediğimiz için bir şeyleri kabul ettiğimizde, aslında kendimize ve önceliklerimize ihanet ediyoruz. Kibarlık ve nezaketin her zaman savunucusu olmuşumdur, ama nezaket önümüze gelen her şeyi kabul etmek değildir.

980x.gif
Cinderella (2015). Her zaman cesur ve nazik olmalıyız, değil mi?

Kabul ettiğimiz şey iş yerinde bize uzatılan küçük bir şeker olabilir örneğin. Aslında şeker yemek istememenize rağmen kaba olmamak için kabul ediyorsunuz. Aslında, bu bedeninize kaba olmaktır. Ya da size bir derneğe bağış için ricada bulunuyorlar. Herkes para verirken siz vermezseniz ayıp olacak gibi geliyor, siz de birkaç lira veriyorsunuz. Aslında o dernekle ilgili bir bilginiz veya bağış yapma isteğiniz olmasa bile. Bu gibi küçük kararlar bile kendimize içerlememize, özsaygımızı zedelememize sebep oluyor. Bu nedenle Cinderella’nın tavsiyesi benim çok hoşuma gidiyor: Hem hayır diyebilecek kadar cesur olmalı, hem de hiçbir zaman nezaketi elden bırakmamalı.

Bazı durumlarda, cevabı ertelemek de iyi bir seçenek. Düşünüp taşınıp o insana geri dönersek doğru cevabı vermesi daha kolay olabilir. Fakat hiç cevap vermemek direkt olarak hayır demekten daha kaba bir davranış diye düşünüyorum.

3. Yüzleşmelerden ve kavgalardan kaçıyoruz.

Bazen sadece karşımızdaki insanla kavga etmemek ya da yüzleşmemek için evet diyebiliyoruz. Bu, özellikle yakınlarımızla çok yaşadığımız bir durum. Kavga edersek ilişkiyi zedeleyecekmişiz gibi hissettiğimizden, susmak ve kabullenmek daha kolay geliyor.

Aslında bu hepimizi ilgilendiren çok ciddi bir mesele. Eğer duygularımızı bu şekilde bastırmaya devam edersek, bu sesimizin hiç duyulmayacağı, ilişkide gitgide pasifleşeceğimiz anlamına geliyor. Kanımca bunun iyi büyük sonucu var: İlk olarak, kendimize ve dolaylı olarak karşıdakine olan nefretimiz, içerlememiz günden güne büyüyor. Sevilmediğimiz ve kabullenilmediğimiz hissi uyandırıyor. İkinci olarak, belki haklıydınız ama sesinizi duyuramadınız. İlişkiniz adına yanlış bir karar verilmesine göz yumuyor olabilirsiniz. Yani, sonunda münakaşa da olsa, karşıdaki insanın en azından iki seçeneği de değerlendirmesini sağlamak gerek.

4. Bencil olmaktan korkuyoruz.

tenor

Bu aslında en büyük sebeplerden biri. İnsanların her isteğini kabul ederek bencillikten ve egodan uzaklaştığımızı zannediyoruz. Kötü bir insan olmaktan ve sevilmemekten korkuyoruz. Aslında bu daha bencilce bir davranış, çünkü istemediğimiz anlarda bir şeylere evet diyorsak, bunu karşıdaki kişinin sevgisi ve onayı için yapıyoruz demektir. Bir nevi kurban psikolojisine giriyoruz. Bu yine kendimize olan saygımızı azaltıyor, kullanılıyoruz hissi uyandırıyor.

Peki ne yapabiliriz?

ac10-tech

getty images

Önümüze gelen, bize sunulan her şeye evet demek ne kadar saçma ise hayır demek de öyle. Dediğim gibi, bazı kararlarda zaman istemek en mantıklısı. Bu şekilde daha açık bir şekilde düşünebilir, gerekirse başkalarının fikrini alabilir ve daha gerçekçi ve objektif bir bakış açısıyla karar verebiliriz.

Sadece bu sebepleri anlayabilmek bile, o anda verdiğimiz kararların farkında olabilmek için faydalı. Davranışlarımızın ardındaki örüntüleri görebilirsek daha bilinçli olabilir, daha doyum sağlayan bir hayat yaşayabiliriz.

Nezaketin her zaman çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir insana karşı hem kibar olup hem de hayır diyebilmek mümkün. Bu arada, hayır aslında bize Farsça’dan gelen bir sözcük. Türkçe’de yok sözcüğü, hem hayır hem de olmayış sözcüklerini kapsıyor. Yok sözcüğü hayır‘ın aksine daha yumuşak, bu sözcüğü hayatımıza daha çok katabiliriz.

dipnot: Bu konuda yazmam için bu videodan çok şey öğrendim, size de tavsiye ederim. Video İngilizce.