Meditasyon Çeşitleri

Meditasyon, şimdiyle bağlantı kurmak, anda yaşamak ve duygularımızı kontrol edebilmek adına yapabileceğimiz en güzel şeylerden biri.

Bu yazımda, meditasyonu hiç denememiş, ya da birkaç kez deneyip kendine uygun olmadığına karar vermişleri de düşünerek, meditasyon türlerine yer vereceğim. Aslında hepsinin sağladığı faydalar aynı:

  • daha iyi konsantrasyon,
  • rahatlama,
  • hayattaki yerini ve amacını daha iyi anlayabilme,
  • geçmiş ve geleceğin etkilerinden mümkün olduğunca sıyrılıp ana odaklanabilme

bunlardan bazıları. Fakat yapılış yöntemi birbirinden çok ayrılan birçok meditasyon türü var. Biri size uygun gelmediyse diğerini deneyebilirsiniz.

Bir rehber ses eşliğinde yapmak özellikle ilk zamanlarda olayı anlamak, fark etmeden dikkatiniz dağılırsa ana dönmek, ve farklı türleri görmek açısından faydalı.

Bir kez daha belirtmeliyim ki, meditasyon hiçbir dinin aleti, ibadeti olmayıp aslında dini inancınız fark etmeksizin meditasyondan faydalanacağınızı düşünmekteyim. Şimdi gelelim meditasyon çeşitlerine:

1) Nefes Meditasyonu

En basit ve nerede olursanız olun yapabileceğiniz bir meditasyon. Bunu yapmak için illa sessiz, sakin bir yere gidip bağdaş kurmanıza gerek yok. Ben metroda ayakta dururken bile yapıyorum. Nefes meditasyonu hem mindfulness (bilinçli farkındalık) hem de doğu geleneklerinden gelenler tarafından sıkça kullanılıyor. Ayrıca yoga yapanlar, ve hatta psikiyatrlar da kullanıyor özellikle anksiyete için.

Ayakta, yürürken, otururken, yatarken başlayabilirsiniz. Amaç, nefes alıp verirken nefesi tümüyle hissetmek ve nefeste kalmak. Nefes meditasyonu içinde bir dolu teknik var. Nefesi en çok hissettiğiniz yerde odaklanabilirsiniz örneğin, burun, göğüs boşluğu, karın olabilir.

Diğer bir teknik de sayma tekniği.  Nefes alırken 1, nefes verirken 2. Bu şekilde dikkatiniz dağılmadan, sadece 1 ve 2,ye odaklanarak meditasyon yapma tekniği yanlış hatırlamıyorsam Thich Nhat Hanh’ın Farkındalığın Mucizesi kitabında geçiyordu (o meditasyon demiyor, basitçe oturmak diyor). Bir diğer nefes tekniği de nefesleri saymak. 10 nefes (ya da kendi belirlediğiniz bir sayı) bittiğinde başa dönüyorsunuz.

Bu teknik kalp atışımızı da düzenlediği için panik ve anksiyeteye müsait bir bünyeniz varsa, deneyebilirsiniz.

Türkçe bir örnek için bu videoya bakabilirsiniz.

Bu konuda okuduğum başka bir yöntem ise konuşma ile alakalı. Meşhur bir söz vardır, başkasını dinlerken aslında dinlemiyor, ne söyleyeceğimizi planlıyoruz diye. Ne söyleyeceğimizi, ve bazen haklı çıkmak için ne söylememiz gerektiğini planladığımızdan aslında neredeyse hiçbir zaman karşıdakini tümüyle dinlemiyoruz. Aklımız gelecekte cirit atıyor, şimdide değil. O yüzden dinlerken şimdide kalmak için nefes almayı hatırlayabiliriz. Daha da iyi bir tavsiye, konuşmadan önce duraksayıp bir nefes almak.  Bir nefes ne çok kısa, ne de garip karşılanacak kadar uzun bir süre. Ağzımızdan çıkan şeylerden pişman olmamak için -ki benim bu konuda çok fırın ekmek yemem lazım- bu yöntem baş tacı.

2. Beden Tarama Meditasyonu

Beden tarama, benim için en aydınlatıcı deneyimlerden biri diyebilirim. Böyle bir tarama yapmadan önce, kendi bedenimi ne az tanıdığımı ve ne az dinlediğimi fark ettim. O nedenle sıklıkla yapmaya çalışıyorum. 1. maddedeki nefes çalışmalarıyla başlayıp beden taramaya geçebilirsiniz.

Bazı beden tarama meditasyonları çakralar üzerinden ilerliyor, bazıları ise tamamen uzuvlar ve bedenin farklı kısımları üzerinden. Baştan ya da ayaklardan başlayabilirsiniz. Yöntem şu şekilde:

Diyelim ki başımızdan başladık. Başımızda şu an bir şey hissediyor muyuz? Ağrı olabilir, sıcaklık olabilir, üşüme olabilir. Hiçbir şey hissetmiyor olabiliriz, dinlemek önemli. Oradan alna, gözlere, kulaklara… Bu şekilde ayaklara kadar devam ediyoruz.

Bazen bedenimizde olan bitene hiç kulak asmıyoruz. Bu meditasyonu yaparken bedenimden gelen küçük sinyalleri anlama fırsatım oldu. Dişlerimi ve çenemi çok sıktığımı fark ettim örneğin. Çok sık olan boyun ve omuz tutulması problemim azaldı. Sadece fark etmek bile bazı sorunları çözmek için yeterli belki de.

Bu benim için en faydalı çalışmalardan biri. Türkçe bir örneği burada, İngilizce bir örneğini burada bulabilirsiniz.

3.Farkındalık Meditasyonu (Mindfulness)

Sanırım ilk denediğim yöntemlerden biri farkındalık meditasyonuydu. Bu yöntem 1 ve 2’ye benzemekle beraber onları kapsıyor. Dikkatimizi dünyada olan bitene, ayaklarımızın yerle birleştiği noktaya, seslere, renklere, içimizdeki hislere yönlendiriyor. Anda kalmak önemli.

Bu meditasyonda düşüncelerimizi tıpkı dışarıdan gelen bir veriymiş, üzerinde değiştirme hakkımız yokmuş gibi izliyoruz. Geri çekilip bir gözlemci oluyoruz.

Düşünceleri, kaygıları dalgalar gibi düşünebiliriz. Bilincimiz bir okyanus, dibi tamamen sessiz ve huzurlu. Ama yüzeyde dalgalar birbiriyle boğuşuyor. Biz dalgalar değil, okyanusuz. Günlük hayatın koşturmacasında bunu unutuyoruz, düşünceler için kendimizi yargılıyor, cezalandırıyoruz. Bu meditasyonu yaparken, okyanus olduğunuzu, ve ne yaparsanız yapın, dalgaların yani düşüncelerin akışına engel olamayacağınızı hatırlayın. Ama unutmayın, düşünceler ortaya çıktığında, analiz etmeyin ya da yargılamayın. Sadece gözlemci olun.

Bu konuda bir Türkçe örnek için buraya, İngilizce bir örnek için buraya bakabilirsiniz.

Bu üçü, benim en çok tecrübe ettiğim meditasyon türleri. Bunların dışında henüz denemediğim onlarca yöntem var. Sahaja yoga meditasyonu, Kundalini yoga meditasyonu ve Transandantal meditasyon Hint kültüründen doğan meditasyon çeşitleri ve dünya çapında destekçileri çok.

4. Diğer Meditasyon Çeşitleri

Sahaja Yoga Shri Mataji tarafından 70lerde bulunmuş ve tüm dünyaya meditasyonu yaymak istediğinden eğitimleri de bedava ve internette birçok bilgi bulunuyor. Birkaç defa denememe rağmen hala skeptiğim sanırım, ama ilginç bir şekilde rahatlama sağlıyor yaptıktan sonra. Bu meditasyon belli hareketler (elini çakra noktalarına koyma gibi) ve tekrarlanan cümleler-mantralar içeriyor (mantralar Türkçe). Daha fazla bilgi için derneğin youtube kanalına göz atabilirsiniz.

Kundalini, en basit tanımıyla, bedenimizde uyuyan bir enerji. O enerjiyi uyandırabilirsek Aydınlanma’yı yaşabileceğimize inanılıyor. Hiç denemedim, ama kundalini yoga ve meditasyonu denemek istiyorum.

Mantra meditasyonu, dünyada özellikle Deepak Chopra tarafından üne kavuşmuş bir meditasyon türü. Sanskritçe mantralar üzerinden yürüyor. Deepak Chopra’nın çoğu meditasyonu ücretli, ama Oprah ile birlikte belirli aralıklarla 21-day Meditation Experience yapıyor, bunlar ücretsiz oluyor. Ben bunları takip etmeye çalışıyorum.

Aşağıdaki videoda da mantra meditasyonunun bir örneğini görebilirsiniz. Ben bunları çok rahatlatıcı buldum.

Transandantal Meditasyon, en yeni yöntemlerden biri olmakla beraber en eski geleneklere dayanıyor. Anladığım kadarıyla mantra ve imajlarla yürüyen bir meditasyon türü. Anladığım kadarıyla diyorum çünkü bu meditasyon türünde öğretmenden öğrenmeye inanılıyor, ve belli bir para karşılığında eğitim alıyorsunuz. Aslında anlayabiliyorum para istemelerini, çünkü bu meditasyonun destekçileri meditasyonun tıpkı futbol oynamak, piyano çalmak gibi öğrenilebilir bir yetenek olduğunu, iki video dinleyerek bunu kendi başınıza yapmanın çok zor olduğunu düşünüyor. Bu nedenle bire bir öğrenmenin gücüne inanıyorlar. Denemediğim için nasıl olduğu hakkında bir fikrim yok, ama denemek isterseniz sitelerine göz atabilirsiniz.

Son üç senedir meditasyonu hayatıma katmak için aktif bir çaba gösteriyorum. Fakat bu konudaki en önemli eksiğimin planlama ve belirli bir zaman dilimini, her gün meditasyona ayırmama olduğunu düşünüyorum. Daha düzenli bir insan oldukça bu problemin de üstesinden geleceğim umarım.

Bahsettiğim yöntemlerden birini denediniz mi? Ya da burada bahsetmediğim yöntemlerle ilgili olumlu ya da olumsuz bir deneyiminiz oldu mu? Sizden duymak, öğrenmek isterim.

Mindfulness ve meditasyon üzerine diğer yazılarımı okumak için bilinçli farkındalık kategorisine göz atabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

Önyargılarda Minimalizm

Önyargılarımızda da minimalist olabilir miyiz?

Bu hafta başıma gelen küçük ama önemli bir olay bana şunu öğretti: Önyargılarımızdan kurtulmak için önyargımız olduğunu fark etmemiz gerekli!

Böyle söyleyince kolay gibi geliyor ama bu “uyanış”ı çoğu kişi yaşamıyor. Yani fark etmediğimiz için hiç önyargımız yok sanıyoruz.

Bu haftaki yazımda bir öğrencimi ve onunla kötü geçen bir dersimi anlatmıştım. Belki de dersin benim adıma kötü geçmesinin sebebinin benim bu tarz öğrencilere karşı olan önyargım olabileceğini yazmıştım.

O öğrencimle bugün yine buluştuk. Ben kendimi nötr tutmaya, ne pozitif ne de negatif bir yargıda bulunmamaya niyetlendim. Tek niyetim ona faydalı olabilmekti. Ders sonunda fark ettim ki, hiç de benim başta düşündüğüm gibi beni yargılamıyordu, söylediğim her şeyi can kulağıyla dinliyordu. Yargılamış olan bendim :). Bir dil okulunda küçük bir sınıfım olacağı için artık ona özel ders veremeyeceğimi söylediğimde çok üzüldü.

Ve sonra, tesadüf mü dersiniz, tevafuk mu, kız benim ders vereceğim okula sonraki dönem kayıt olmayı düşünüyormuş zaten 🙂. Brisbane’da o kadar çok dil okulu var ki, bu gerçekten güzel bir tesadüf, ya da “synchronicity” 🌸 oldu. Benim orada olacağımı duyduğunda da çok sevindi. Eğer kayıt olursa öğretmeni yine ben olacağım.

Bu kız hakkındaki önyargılarımı objektif düşüncelerimden ayırabilmek bana uygulamalı olarak yine ve yeniden gösterdi ki, yalnızca fark etmek bile şifalandırıyor. En büyük öğrenme, kitaplardan, başkalarından değil, kendi içimizden gelen öğrenme.

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz: 
YouTubeinstagramFacebook

52 Küçük Değişiklik 50. Hafta: Yoga

Artık yavaş yavaş 52 Küçük Değişiklik serisinin sonuna gelirken bu hafta uzun zamandır yapmak istediğim bir değişikliğe yer vereceğim: Yoga 🙂

Biliyorsunuz bu yazı dizisinin ilham kaynağı 52 Small Changes for the Mind kitabı idi. Bu haftaki değişiklik kitaptan değil, içimden geldi ☺️ Kitaptaki değişiklik, iyi arkadaşlıklar kurmaktı, fakat bu zaten daha önce yazdığım 52 Küçük Değişiklik 34. Hafta: Anlamlı Diyaloglar Kur haftasına çok benziyordu. Böylece ben de uzun zamandır (kendime inanamıyorum gerçekten, ilk yoga dersime katılalı 10 yıl olmuş!) uğraştığım ama hiçbir zaman alışkanlık haline getiremediğim bir uğraş. Meditasyonda olduğu gibi yogada da, o an yaparken çok keyif alıyorum ama sonrasında devam etmeye üşeniyorum, bahaneler türetiyorum. 7 Mayıs 2019, yogaya gerçek anlamıyla başladığım gün olsun bakalım. Zaten annem de 7 Mayıs 2019 çok özel diyordu (şu videodan mütevellit), benim için de böyle bir anlamı olsun. Akshaya Tritiya denen bu özel günde başlanan işler çok uzun soluklu ve hayırlı olurmuş.

Şimdi bir de şöyle bir durum var. Kendime dış bir sorumluluk yükleyince motivasyonum daha çok oluyor. Mesela belki bu yazı dizisini bitirme sorumluluğu hissetmeseydim bloga bu kadar düzenli yazmayacaktım. Sosyal medya ve internetin böyle bir güzelliği var işte, zararları olduğu kadar böyle faydaları da var.

Bir başka dış sorumluluk ise bu amaç için yatırım yapmak oluyor. Mesela internette dolu yoga videosu var, hatta zaman zaman Brisbane’da bedava yoga seansları da oluyor, ama bir iki defadan sonra devamlılık sağlayamıyorum. Bulunduğum mahalledeki bir yoga stüdyosuna yazılmayı hedefliyorum.

Bu hafta siz de yeni bir beceri edinmek için ilk adımı atacak olsanız, ne olurdu? Halihazırda yoga yapıyorsanız, süreklilik için tavsiyeleriniz neler?

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

Bir kere merak sardı!

IMG_1290
Hezarfen heykeli ve pespembe ağaçlar.

Merak etmek ve farkında olmak ne kadar da yan yana. Merak ettiğimiz zaman gözlerimizi açıyoruz dünyaya, daha önce hiç görmediğimiz bir gözle görüyoruz hayatı.

IMG_1295
pespembe ağaç, tahminim: erik

11 yıl önce kazanmıştım ODTÜ’yü, burada yaşamayı öyle çok seviyordum ki, mezun olup da veda etme vakti geldiğinde yurdun önünde hüngür hüngür ağlamıştım (tüm üniversite hayatım boyunca ikinci ağlayışımdı). Bu güzel kampüs, dünyada en sevdiğim, en huzur bulduğum yer benim. Öyle çok istemiş olmalıyım ki, hayat bana burada çalışma imkanı da verdi.

IMG_1320
pembe çiçekli yeşil ağaç: tahminim: elma

Öyle ya da böyle, 11 yıl olmuş buraya ayak basalı, ama bu bahara kadar güzelim karadutlar ve heybetli at kestaneleri dışında hiçbir ağaca dikkat etmediğimi fark ettim. O kadar çeşitli ağaç varmış ki, ve ben hiçbirinin adını bilmiyorum. Şu an hepsi çiçeklerle dolu; ben de meraktan ölüyorum, hangisi hangi meyveyi verecek, hangisi hiç meyve çıkarmayacak, bu ağaçların isimleri neler? Gördüğüm her ağacın ve çıkardığı goncaların fotoğrafını çeker oldum, birkaç ay sonraki hallerine bakıp elma mı, erik mi, yoksa bambaşka bir ağaç mı anlamak için. Google bana hiç yardımcı olmadı çünkü farkındalığım o kadar az ki, bana elma, kiraz ve erik ağaçlarının çiçekleri aynı gibi geliyor. Kendime inanamıyorum, bu kadar basit bir bilgiyi yıllarca gözden kaçırdığım için. Daha çam ağaçları var çeşit çeşit, adlarını bilmediğim, meşeler var, tanımadığım.

IMG_1211
beyaz çiçekli ağaç: tahminim, can erik! Geçen sene bir öğrencim her ders arasında ağaçlardan birinden can erik toplayıp bize getiriyordu. O ağaç bu ağaç diye hissediyorum.

Son zamanlardaki yeni tutkum bu ağaçları keşfetmek oldu. Doğup büyüdüğüm İzmir’de iyi kötü turunçgil, nar, zeytin ağaçlarını tanıdım ama Ankara’da bunları nasıl olur da merak etmem, aklım almıyor. Ama farkındalığın böyle güzel bir yanı var. Gözünüz bir kere açıldığında, kapanmıyor. Daha gözlerimin açılmadığı niceler var, kimbilir…

Sizin de etrafınızda çiçek açan ağaçlar var mı? Ne olduklarını biliyor musunuz? Ya da benim ağaçlarıma bir tahmininiz var mı?

17883929_10154596822456325_9165203069607070619_n

2016’da Okuduklarım

kitap

2016 kötü bir yıldı. Gerçekten, tek kelimeyle kötü. Patlamalar, darbeler, ölümler, ölümler, işten çıkarılmalar, yasaklar. Endişe, korku, panik. İnsan ne kadarını kaldırabilir bilmiyorum. Ben de kitaplara sığındım.

Geçen yıl yirmi dokuz kitap okumuşum. Benim için  yüksek bir rakam, genelde yirmi civarı kitap okuyabiliyordum bir yılda. Tabii bazen öyle bir kitap çıkıyor karşınıza, elli sayfa da olsa ağırlığı altında eziliyorsunuz, ya da aynı şekilde çok uzun bir kitap çok akıcı olup birkaç günde bitebiliyor ve pek de bir şey katmıyor. Ben birkaçı dışında bu kitaplardan çok keyif aldım.

İşte 2016’da okuduklarım: (Bu arada okuduğum kitapların kaydını beş senedir Goodreads’te tutuyorum, arada küçük incelemelerimi de ekleyerek. Buradaki bazı incelemeleri direk orada yazdıklarımdan alacağım.)

5 yıldız verdiklerim şiddetle tavsiye ederim anlamına geliyor.

4 yıldız, okumaya değer, 3 yıldız ise kitaptan alınacak şeyler var ama büyük ihtimalle yazı dili beni rahatsız etti, yeteri kadar kaliteli bulmadım, ya da beni içine alamadı anlamında.

Bu arada, bu kitapların yalnızca 9 tanesini satın almışım, bunların iki tanesini de anneme hediye ettim. İki tanesi eşimin kitaplığından, diğerleri ise arkadaşlardan ya da kütüphaneden alındı. Halihazırda evde şu an yüzlerce kitabımız var. Bunlarla ne yapacağıma pek emin değilim, sanırım tez vakitte bir kitap arınması yaşamam lazım 🙂

I. Edebiyat:

Agatha Cristie- On Küçük Zenci ★★★★★

Haruki Murakami- Zemberekkuşunun Güncesi ★★★★★

Her seferinde diyorum, bu sefer olmamış mı,  hayal kırıklığına uğrar mıyım diyorum yok. Yine çok ince, yine çok güzel. Japonya’nın kayıp nesline ithaflar çok fazla. Japonların birinci ve ikinci dünya savaşlarında masum bir görüntü yaratmalarına da kızıyor Murakami bir yandan. Kimse masum değil diyor. Öte yandan masumcuk bir genç kız portresi çiziyor, Kasahara. Başkahramanımız Okada ise yalnızca dinliyor hikayeleri, en önemli görevi noktaları birleştirmek oluyor.

Kazuo Ishiguro- Avunamayanlar ★★★★✩

Dimitris Sotakis-Soluğun Mucizesi ★★★★★

Müthiş. Tüylerim diken diken oldu.

Nikos Kazancakis- Zorba ★★★★★

Bu kitaba altı yıldız da verilirdi, o derece sevdim Zorba’nın hikayesini. Böyle bir bilgeliği bulmak çoğu zaman imkansız. İyi ki evinin taraçasında otururken yazmaya karar verdin de, böyle güzel bir insanın hikayesi unutulmadı Nikos. Çok, çok etkilendim.

Johanna Spyri-Heidi ★★★★★

Heidi benim okumayı öğrendiğimde okuduğum ilk gerçek kitap, Milliyet gazetesinin verdiği mor kapaklı baskısı hala kitaplığımda duruyor. Çizgi filmiyle beraber çocukluk kahramanımdır Heidi. Bu sefer Almanca’ya daha yakındır diye düşünerek İngilizce çevirisinden okudum, yine çok sevdim.

Hakan Bıçakçı- Doğa Tarihi ★★★✩✩

Fikir çok iyi, ama anlatımı vasat buldum. Kitap ortalara doğru ilerlemedi ve tekrara girdi, hiç yapmayı sevmesem de bi 50 sayfa atladım. Tam da climax’e denk gelmişim ki o noktadan sonra -yani kitabın son 50 sayfasında- ilginçleşmeye başladı. Keşke ilk kısmı biraz kısa tutup gerilimi kitabın başından itibaren sağlasaymış.
Bunun dışında kitabın bir distopya olduğunu düşünmüyorum. Bıçakçı’nın Doğa’nın dünyasına girebildiğini de düşünmüyorum, ve bu beni bir okuyucu olarak çok şaşırttı. En pislik karakterlerin bile sevilesi yanlarını açar bize yazar, öyle değil midir? Herhalde yarattığı karakterden böylesine tiksinen bir yazarı ilk defa görüyorum. 3 yıldız son 50 sayfanın hatırına.

Oya Baydar- Yetim Kalan Küçük Şeyler ★★★✩✩

Ahmet Ümit-Patasana ★★★★✩

Stefan Zweig-Satranç ★★★★✩

Herkesin ısrarla okumamı tavsiye ettiği bir kitaptı. Evet, güzeldi ve okunması gerekiyordu, ama beni herkesin anlattığı derecede sarsmadı. Benim ilgimi çeken Dr. B’den ziyade Mirko ve onun gizemi oldu, keşke onun kafasının içine de girebilseydik dedim. Ama zaten Zweig’ın istediği de onun kafasının içine giremememizdi. Belki de kitap tam kafama oturmadı, biraz zaman vermek lazım.

Stefan Zweig- İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar ★★★★✩

William Goldman- Princess Bride ★★★★✩

Truman Capote- Breakfast at Tiffany’s ★★★★✩

F. Scott Fitzgerald- Three Hours Between Planes (kısa hikaye) ★★★★★

Andy Weirr- The Egg (kısa hikaye) ★★★★★

II. Minimalizm

Marie Kondoe- Spark Joy ★★★★★

Bu kitap Marie Kondoe’nun ikinci kitabı.  Ben iki kitabını da İngilizce okudum, ama ilk kitabı “Derle Topla Rahatla” adıyla Türkçe’ye çevrilmiş, çok sevindim. Bu çılgın kadının tarzına bayılıyorum. Aslında bu iki  kitap hakkında bir yazı yazmam lazım uzun uzun. Evimdeki her şey bana mutluluk vermeli diyor Konmari, hatta sıvı deterjan şişesini bile kurdeleyle süslüyor! Neden olmasın, çünkü banyo dolabını her açtığında onu gülümsetiyor.

Umarım bu kitabın da Türkçesi çıkar yakında. Derle topla rahatla, şiddetle tavsiye. 🙂

Unclutter Your Life in One Week ★★✩✩✩

 Simpler Living: Over 1,500 Ways to Simplify, Streamline, and Remake Your Life ★★✩✩✩

Bu iki kitabı, minimalizm hakkında biraz daha öğrenebilmek amacıyla kütüphaneden  aldım ama maalesef ikisi de beni hiç tatmin etmedi. Bu konuda bir tek Kondoe’ya güveniyorum sanırım, eğer okuduğunuz ve sevdiğiniz minimalist yazarlar varsa lütfen bildiriniz. 🙂

(Not: Bu arada Francine Jay’in ünlü kitabı da Azla Mutlu Olmak adıyla Türkçe’ye çevrilmiş. Bunu da iki yıl önce orijinal dilinde okumuştum, fena değil ancak bir Kondoe da değil. Yine de bakın siz 🙂 )

III. Psikoloji- Mindfulness- Farkındalık

Richard Carlson- Ufak Şeyleri Dert Etmeyin ★★★✩✩

Abraham Maslow- Toward a Psychology of Being ★★★★✩

Gary Chapman- Beş Sevgi Dili  ★★★★✩

Miguel Ruiz- Dört Anlaşma  ★★★★✩

Bu beş kitap içinde en sağlamı.

Miguel Ruiz- The Four Agreements Companion Book  ★★★✩✩

IV. Kategorileştiremediklerimizden misiniz?

David Spence- Monet, Empresyonizm ★★★★★

Bu ressama doyamayacağım sanırım. Fransız kültürüne hiç aşina olmamama rağmen, müzikte Chopin, resimde Monet beni alıp götürüyor, bayılıyorum ikisiyle ilgili şeyler öğrenmeye.

Eva Ruchpaul- Hatha Yoga  ★★★★★

Deniz Erten- İşaret  ★★★✩✩

Steve Turner- A Hard Day’s Write: Stories Behind Every Beatles Song  ★★★★✩

Daniel Klein – Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer: Felsefeyi Mizah Yoluyla Anlamak ★★★✩✩

 

 

Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) Nedir?

Özellikle minimalizmle tanıştıktan sonra daha da ilgimi çeken bir kavram mindfulness.

Maalesef Türkçe’de tam bir karşılığı yok. Consciousness: Bilinç ya da bilinçli olma, Awareness ise farkındalık ya da farkında olma olarak çeviriliyor. Mindfulness kavramına ise, en uygun bulabildiğim çeviri Kültegin Ögel’den “yargısız farkındalık” oldu, fakat o da bilim dilinde yalnızca “farkındalık” olarak geçtiğine işaret etmiş. “Anın farkında olma” da güzel bir çeviri olabilir.

my post

Peki, nedir bu yargısız farkındalık? Aslında her yaşta, herkesin yapabileceği, bir kere alışılınca bırakılamıyacak bir alışkanlık. Her anı, anın tadına vararak, yargılamadan yaşamak. Etrafımızdaki her şeyi yüksek bir bilinç seviyesiyle algılamaya çalışmak, algımızı arttırmak. Kendimizi, dünyayı kabullenmek. Ve en önemlisi nefes aldığımızın farkına varmak.

7b8ab7f186362ec1743eae6f52e9aab9

Bir yerde Buddha’yla ilgili şöyle bir hikaye okumuştum. Yalnızca 1 saatliğine nefesimize odaklanmamızı istiyordu. 1 nefes bile kaçarsa, en baştan. Sonra tekrar baştan. Bir denesenize. Bu öyle zor bir şey ki. Tek yaptığın nefes almak olmasına rağmen ona bile odaklanamıyor beynimiz.

Hep bizi başka yönlere çeken şeyler var. İşte bu şeylerin farkında olmaya mindfulness deniyor.

Eğer bu anın farkında olma işini başarabilirsek, kendimizi tanımaya ve geliştirmeye bir adım daha yaklaşıyoruz. Kendini ne kadar kabullenirsen, o kadar geliştirebilirsin paradoksuna bir örnek.

Dedikodu yaparken yargısız bir şekilde kendinizi izlediğinizi düşünün. O an beyninizden neler geçtiğini, aklınızdan çıkan kelimelerin her birini, duyduğunuz karşılığı, kelimelerin hepsinin teker teker toplu bilince işlendiğini… Bunu sonuna kadar yapmayı becerebilirseniz bir sonraki sefer dedikodu yapma ihtimaliniz büyük oranda azalacak. Bunu hem iyi hem de kötü alışkanlıklara uyguladıkça, hayatta kendinize dair ne kadar çok şeyi bilmediğinizin farkına varacaksınız. Çok daha güçlü ve bilinçli hareket edeceksiniz.