Bir Minimalistin Gözünden, Para Biriktirmek

Bu haftanın videosu para biriktirmek üzerine. Para biriktirmek ve varsa borçlarınızı kapatmak üzerine etkili beş yöntem paylaşıyorum sizlerle.

Minimalist yaşamak, benim için hem kaliteli hem de tutumlu yaşamak anlamına geliyor. Kaliteli derken, hem zamanı kaliteli geçirmek, hem de kaliteli ürünlere para harcamayı kast ediyorum. Eğer paramızı neye harcayacağımızı bilirsek, önceliklerimizi doğru belirlersek, çok az para da kazansak, o para bereketlenir, çoğalır.

Umarım bu videodaki ipuçları size de yardımcı olur 🙂 Yazı olarak okumak ya da not almak isterseniz de Para Biriktirmek İçin Beş İpucu adlı yazıma göz atabilirsiniz.

Videodaki yöntemlerden birini halihazırda uyguluyor musunuz? Peki sizin para biriktirme yöntemleriniz neler? Yorumlarınızı bekliyorum.

Koleksiyonlar, İstifçilik ve Minimalizm

Bu aralar koleksiyonlar ve istifçilik üzerine epey okudum, sohbet ettim, soruşturdum 🙂 Hala beni düşündüren çok nokta var ama, bizim koleksiyon anlayışımız ile, küratörlerin koleksiyon anlayışı arasındaki farkları, ve negatif boşluk olayını öğrenmek bakış açımı çok değiştirdi.

Öğrendiklerimi yeni videoda anlattım. Buyrunuz:

Sevgiler 🙂

İsveç Ölüm Temizliği ve İsveç’te Minimalizm [Video]

Herkese merhaba!
Bu videoda, “The Gentle Art of Swedish Death Cleaning” adlı kitabı inceledim. İsveç seyahatimizden ve İsveç’teki minimalizm anlayışından da bahsettim biraz.

İsveç ölüm temizliği ile ilgili daha önce de yazmıştım, buradan okuyabilirsiniz.

Ayrıca yine bir İsveç konsepti olan Lagom’dan da bu yazıda bahsettim.

Minimalist Günlük’ü instagram’da takip etmek isterseniz de böyle alalım: https://www.instagram.com/minimalistgunluk/

Sevgiler,
Pelin

52 Küçük Değişiklik Son Hafta: Değerlendirme :)

Bir yıl önce, 52 Small Changes for the Mind (Zihin İçin 52 Küçük Değişiklik) kitabını okuyup, her hafta kitaptan bir değişiklik yapmaya karar vermiştim. Bu bir yıla aynı zamanda 3 ülke ve 3,5 iş sığdırdım (7 ayı Singapur’da, bir ayı Türkiye’de, son 4 ay ise Avustralya’da geçti). Mayıs 2018’den Mayıs 2019’a, hem kendi üzerimde değişiklikler yapmaya çabaladığım, hem de hayatımda değişikliklerin eksik olmadığı bir yıl oldu.

Günlük yazmayla başladım bu değişiklikler yılına. Bir buçuk defter bitirdim bu bir yılda, ama kesinlikle daha fazla yazabilirdim. Bazen de bloga yazmak günlük tutmama engel oldu, çünkü aynı şeyi iki defa yazmak istemedim zaman zaman. Günlük yazmayı hala öğreniyorum, hala duygularımla barışmayı ve onları kelimeye dökmeyi öğreniyorum. Bu konuda kat edecek çok yolum var.

İkinci hafta müzik dinleme üzerineydi. Burada da fark ettim ki hep aynı müzikleri dinliyorum ve yeni müziklere pek şans vermiyorum. Genellikle 2000ler alternative rock Son bir senede daha çok jazz ve R’nB ‘yi hayatıma katmaya çalıştım. Son zamanların en çok sevdiğim şarkısı ise Sting ve Shaggy’nin Just One Lifetime şarkısı oldu.

Life a the greatest gift given to humanity
Surround yourself with a lot of positive energy 🙂

Planlama hayatta en kötü olduğum anlardan biriydi. Planlama ile ilgili de bir sürü küçük değişiklik yaptım, ama gördüm ki bu değişikliklerin çoğunda hala yolun çok başındayım. Ara ara dönüp tekrardan kendime hatırlatmazsam kalıcı olmuyor. Kendime hedef koymak, liste insanı olmak (kısmen başardım gibi), multitasking’i unutmak bunlardan birkaçı. Mola vermek, molanın ardından ful kapasite ile işe geri dönebilmek üzerine hala çalışıyorum mesela 🙂 Fakat hala zamanı bir kutuya koymak konusunda başarılı değilim! İlginç olan şey ise, işimde, ders planlama ve müfredat planlama konusunda çok iyiyim. Genelde planladığım her şeyi planladığım gibi yapabiliyorum, fakat ders bitip de eve gittiğimde o düzeni kişisel hayatımda gösteremiyorum.

View this post on Instagram

Günaydın 🍵 #52kucukdegisiklik serisinin 10. haftasında #yeşilçay 'a hayatımda daha fazla yer vermeye başlamıştım, ama son zamanlarda yine kahveye taktım. O yüzden bu hafta evde olsun dışarıda olsun yeşil çayı öne çıkaracağım yine 🙂 🍵 Peki neden yeşil çay? 🍵 Yeşil çay, uzakdoğu kültürlerinde binlerce yıldır tüketilmekte olan bir içecek. Bitki türü olarak baktığımızda bizim siyah çayımızla aynı, sadece işlenme yöntemleri sebebiyle renkleri değişik. Siyah çay üretiminde oksidasyon işlemi uygulanıyor, ve hatta bu oksidasyonun ne derece özenle yapıldığı çayın kalitesini belirliyor. 🍵 Yeşil çay bu işleme maruz kalmadığından, çayın iyi özelliklerini daha fazla muhafaza ediyor. EGCG olarak bilinen polifenol örneğin, hipokampüs'teki nöron oluşumunu artırıyor.  Kafeinin başka bir türü olarak bilinen gallotanin ise inme ve diğer beyin hasarlarını önlemeye yardımcı. 🍵 Japonya'da yapılan bir araştırmada, 70 yaş ve üstü katılımcılardan düzenli olarak yeşil çay içenlerin beyinsel işlevleri daha sağlıklıymış. Yeşil çayın stresi ve kaygıyı azalttığına dair çalışmalar da mevcut. 🍵 Bir de matcha var. Matcha ile yaprak yeşil çay arasında çay bitkisi açısından yine bir fark yok, ama matcha yeşil çay yapraklarının toz haline getirilmiş hali. Yani matcha içtiğinizde tüm yaprağı tüketebiliyorsunuz, böylece faydası katlanıyor. Bu bahsettiğim EGCG maddesinin matcha'da normal yeşil çaya oranla 137 kat daha fazla olduğu bulunmuş. Bu yüzden bulabildiğiniz yerde indirin yeşil çayı, maçayı 😁 #greentea #matchalatte #yeşilçayınfaydaları

A post shared by Minimalist Günlük- Pelin (@minimalistgunluk) on

Beslenme ve sağlık üzerine de küçük değişikliklerimiz vardı. Örneğin bu yazıyı yazarken yeşil çay içiyorum 🙂 Halihazırda yapmakta olduğum sağlıklı yağlar tüketmek ve beyne iyi gelen besinleri günlük hayatıma katmak benim için değişik bir şey olmadı pek, ama hatırlatma açısından iyi oldu.

Benim için en büyük [küçük] değişiklikler, kesinlikle bilinçli farkındalık alanında oldu. Farkında oldukça, hayatım daha da anlamlanıyor, ve kendi bedenimin bile nasıl bir derya olduğunu fark ediyorum. Bir yandan da, ben ile evren arasındaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunu, ben-sen kavramlarının saydamlaşıp iç içe geçtiğini deneyimliyorum. Bu kitaptaki birçok konu belki de ben öyle gördüğüm için bilinçli farkındalık kategorisine giriyor olabilir, benim süzgecimden böyle geçti bu konular. Fakat bu bir yıllık sürecin sonunda, benim için bütün olarak en büyük değişimin, bakış açımın değişmesi olduğunu görüyorum.

52 küçük değişiklik özgüven kendine güven

Bu değişikliklerden bazıları, kararsızlığı yenmek, meditasyon yapmak (hala alışkanlık haline getirmeye çabalıyorum), içindeki eleştirmeni susturmak, kendini başkalarıyla karşılaştırmayı bırakıp kendi yolculuğuna odaklanmak, kendine güvenmek oldu. Bunların hepsi insanı çok güçlendiren ve göründüğünden daha zor olan değişiklikler.

Bazı haftalar da beni diğerlerinden daha çok düşündürdü. Örneğin niyet etmenin ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordum. Geçmişinle barışmak üzerine hala düşünmekteyim, Seninle Başlamadı kitabını okuyorum şu sıralar. Hem kendi geçmişim, hem de ailemin geçmişi hakkında çok düşündürüyor.

Bu seriye başlamadan önce de her sene kendime bir kelime belirlerdim. 2017 senesi “yazmak” benim için çok önemliydi, 2018 senesi ise “yaşamak”. Bu senenin kelimesi ise “cesaret” oldu. 2019 yeni başlamış gibi gelse de 5 ay geçmiş, ve cesur ol mottosu bana çok iyi geliyor. Cesur olmak için gardını indirmek gerekiyor, korkularını anlamak, korksan da ilk adımı atmak, sezgilerine güvenmek gerekiyor… Kolay değil ve niyetli bir çaba gerektiriyor. Ama elimden geleni yapıyorum 🙂.

Bazı değişiklikler diğerleri kadar büyük bir etkiye sahip olmasa da, bu seriyi baştan aşağı uygulamak (birkaç haftayı değiştirerek) bana çok iyi geldi. İç disiplinimi geliştirmemi, kendimi biraz daha yakından tanımamı, dediğim gibi farklı bakış açıları kazanmamı, ve en önemlisi açık fikirli olmamı sağladı. Daha da açılmaya beni teşvik etti. Gelecekte de kendi yazdığım yazılara da sürekli döneceğimi ve kendimi bu alanlarda geliştirmeye devam edeceğimi biliyorum.

Umarım sizler de okurken zevk almışsınızdır. Hatta birkaçını benimle beraber hayata geçirebildiyseniz bana ne mutlu :).

Minimalist Günlüğü diğer mecralarda takip etmek isterseniz: 
YouTubeinstagramFacebook

Önyargılarda Minimalizm

Önyargılarımızda da minimalist olabilir miyiz?

Bu hafta başıma gelen küçük ama önemli bir olay bana şunu öğretti: Önyargılarımızdan kurtulmak için önyargımız olduğunu fark etmemiz gerekli!

Böyle söyleyince kolay gibi geliyor ama bu “uyanış”ı çoğu kişi yaşamıyor. Yani fark etmediğimiz için hiç önyargımız yok sanıyoruz.

Bu haftaki yazımda bir öğrencimi ve onunla kötü geçen bir dersimi anlatmıştım. Belki de dersin benim adıma kötü geçmesinin sebebinin benim bu tarz öğrencilere karşı olan önyargım olabileceğini yazmıştım.

O öğrencimle bugün yine buluştuk. Ben kendimi nötr tutmaya, ne pozitif ne de negatif bir yargıda bulunmamaya niyetlendim. Tek niyetim ona faydalı olabilmekti. Ders sonunda fark ettim ki, hiç de benim başta düşündüğüm gibi beni yargılamıyordu, söylediğim her şeyi can kulağıyla dinliyordu. Yargılamış olan bendim :). Bir dil okulunda küçük bir sınıfım olacağı için artık ona özel ders veremeyeceğimi söylediğimde çok üzüldü.

Ve sonra, tesadüf mü dersiniz, tevafuk mu, kız benim ders vereceğim okula sonraki dönem kayıt olmayı düşünüyormuş zaten 🙂. Brisbane’da o kadar çok dil okulu var ki, bu gerçekten güzel bir tesadüf, ya da “synchronicity” 🌸 oldu. Benim orada olacağımı duyduğunda da çok sevindi. Eğer kayıt olursa öğretmeni yine ben olacağım.

Bu kız hakkındaki önyargılarımı objektif düşüncelerimden ayırabilmek bana uygulamalı olarak yine ve yeniden gösterdi ki, yalnızca fark etmek bile şifalandırıyor. En büyük öğrenme, kitaplardan, başkalarından değil, kendi içimizden gelen öğrenme.

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz: 
YouTubeinstagramFacebook

52 Küçük Değişiklik 51. Hafta: Hislerini Fark Et

Bu haftanın küçük değişikliği, hislerimizi dinlemek ve fark etmek.

Bu haftanın konusu için ilham geçen ay kütüphanede rastlayıp okuduğum First Intelligence adlı kitaptan geldi. Kitapta Simone Wright sezginin ilk zekamız olduğunu, ve bedenimizin zekasının sadece beyinde sınırlı olmadığını anlatıyordu.

Wright’a göre zekamızın üç kaynağı var bedenimizde: beyin, bağırsaklar ve kalp. Bu üçünü doğru kullanıp sezgilerimizi dinleyebilirsek, o zaman dünyayla ve kendimizle daha barışık yaşayacağımızı anlatıyor. Okumaktan gerçekten zevk aldım. Hepimizin bedeni ve iç sesinin farklı konuştuğunu, ama kendimizi tanımamız yolunda bedensel sinyallerimizi iyi tanımanın çok gerekli olduğunu anlatıyor Wright.

İyi güzel, ama benim okuduğum çoğu şeyde yaptığım gibi, kitabı okurken uygulamayı yapıyor, ama bittikten sonra öğrendiklerimi hayata geçirmekte zorlanıyorum. First Intelligence’da da böyle oldu. Bedenimi dinlemeyi alışkanlık haline getirmek istiyorum, bu nedenle bu hafta, geçen hafta başladığım yoga ile de birlikte olarak, bedenimizi dinlemekten ve duygularımız ve bedensel hislerimiz ile ilgili farkındalığımızı geliştirmekten bahsetmek istiyorum.

Diğer yazılarımdan takip ettiyseniz hatırlıyorsunuzdur, Avustralya’ya geldiğimden beri (yaklaşık dört ay) henüz iş bulamadım. Bu arada özel ders veriyorum. Ve özel dersin ve öğrencilerle birebir iletişim kurmanın sınıfta ders vermekten çok daha zevkli olduğunu fark etmeye başladım. Derslerden sonra genelde moralim yükselmiş oluyor, öğrencilerimin hepsi çok iyi insanlar ve bana çok güzel geri dönütleri oluyor.

Fakat bugün farklı oldu. Bugün yeni tanıştığım bir öğrenci, beni sürekli sorgulamaya çalıştı. Ben de sanırım biraz savunma moduna geçtim. Normalde ben daha mütevazı taraf olurum ama öğrenci beni biraz kışkırtınca ben de yaptığım işin ehli olduğunu göstermeye çalıştım. Normalde işlediğim dersten farklı olarak doğal bir akış değil de, isteyen ve veren ilişkisi gibi geçti ders.

Ders çıkışında yürürken, geçen sene Singapur’dayken öğretmenlikten neden bunaldığımı, hatta neden kariyer değişikliği istediğimi hatırladım. Çünkü orada da dersten çıktığımda aynı şeyi hissediyordum! Dedim ki kendime, seni öğretmenlikten bezdiren mesleğin kendisi değil. Böyle hissettiren öğrenciler. Özetle, “parayı ben veriyorum, en iyi ben bilirim, benim istediğim gibi öğreteceksin” tavrında yaklaşan öğrenciler. Bedenimde ne hissettiğimi fark etmeye çalıştım. Kalbim sıkışıyor gibi oluyor, aklımda binlerce cevap, şöyle söyleseydin, böyle söyleseydin, ne gıcık bir kızdı, aynı şu eski öğrencime benziyor vs. Hem düşüncelerimi, hem de bu düşüncelerin bedenimde ne gibi duygu değişikliklerine yol açtığını fark etmeye çalıştım. Bir yandan da, kendime kızıyordum, senin kendine verdiğin değer bu kadar mı, takdir edilirsen harika hissediyorsun, sorgulanırsan yerin dibine batıyorsun diye. Bir de böyle hissettiğim için kendime yüklendim yani 🙂

Sonrasında ise aklıma Eckhart Tolle‘nin Şimdi’nin Gücü kitabında kadınlar ile ilgili okuduklarım geldi: Kadınların aydınlanmaya erkeklerden daha yakın olduğunu düşünüyordu. Çünkü hem hislerimizi fark ve kabul etmeye daha yatkınız (ben açıkçası fiziksel olarak farklı olduğumuzu düşünmüyorum ama kültürün erkekleri hislerinden uzaklaştırdığına katılıyorum) hem de adet gördüğümüz dönemde her ay yaşadığımız adet öncesi sendromu bizim için iyi bir araç olabilir. Biz genellikle adet öncesi ve sırası yaşadığımız duygu iniş çıkışlarını kavga ve ağlama ile, ağrımızı ile ağrı kesicilerle gideriyoruz. Fakat Tolle böyle zamanlarımızı farkındalık için kullanmamızı öneriyor. Acının ve duygu patlamalarının, yani bedenimizde olan bitenin yargısız bir gözlemcisi olursak, bu sürecin bizi çok daha hızlı bir şekilde aydınlanmaya getireceğini söylüyor.

Dersten dönerken düşündüm. Ben de zaten o malum dönemdeyim, belki de bu yüzden o öğrencime öyle bir tepki verdim. Belki de kızcağız benim düşündüğüm gibi bir niyete sahip değildi ama hem hormonlarım, hem de geçmiş tecrübem öğrencimi yanlış değerlendirmeme sebep oldu. Belki ders esnasında bu hislerin farkına varmış olsaydım, kendimi sıfırlayabilir ve daha içten olabilir, daha verimli olabilirdim.

Bu hafta duygu değişikliklerimi, bedenimdeki hisleri, yargılamadan yazmaya karar verdim. Tek fark etmenin bile ne kadar şifalandırıcı olduğunu biliyorum, bu yüzden sebeplerini bile düşünmeden, sade fark edip yazacağım. Sizi de kendinizi tanıma yolunda bir adım daha atmaya, duygularınızın farkında olmaya çağırıyorum bu hafta.

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

Nedir Bu Kapsül Gardırop? Kapsül Gardırop Kullanan Ünlüler [Video]

Bu haftanın videosunda kapsül gardırobun ne olduğunu ve kapsül gardırop kullanan ünlü ve başarılı insanları anlattım.

Bazen zengin olmak fazla eşyaya ya da geniş bir gardıroba sahip olmakla eşleştiriliyor ama bunu çürüten ünlüler de var 🙂

Bu arada araştırırken maalesef ülkemizden bir örneğe rastlayamadım. Olur a kapsül gardırobu olan bir ünlümüz varsa bana da haber edin 🙂

Kapsül gardırop ilginizi çektiyse ve daha derinlemesine öğrenmek istiyorsanız sizi bu yazıya alalım: Neden sizin de bir kapsül gardırobunuz olmalı?


52 Küçük Değişiklik 50. Hafta: Yoga

Artık yavaş yavaş 52 Küçük Değişiklik serisinin sonuna gelirken bu hafta uzun zamandır yapmak istediğim bir değişikliğe yer vereceğim: Yoga 🙂

Biliyorsunuz bu yazı dizisinin ilham kaynağı 52 Small Changes for the Mind kitabı idi. Bu haftaki değişiklik kitaptan değil, içimden geldi ☺️ Kitaptaki değişiklik, iyi arkadaşlıklar kurmaktı, fakat bu zaten daha önce yazdığım 52 Küçük Değişiklik 34. Hafta: Anlamlı Diyaloglar Kur haftasına çok benziyordu. Böylece ben de uzun zamandır (kendime inanamıyorum gerçekten, ilk yoga dersime katılalı 10 yıl olmuş!) uğraştığım ama hiçbir zaman alışkanlık haline getiremediğim bir uğraş. Meditasyonda olduğu gibi yogada da, o an yaparken çok keyif alıyorum ama sonrasında devam etmeye üşeniyorum, bahaneler türetiyorum. 7 Mayıs 2019, yogaya gerçek anlamıyla başladığım gün olsun bakalım. Zaten annem de 7 Mayıs 2019 çok özel diyordu (şu videodan mütevellit), benim için de böyle bir anlamı olsun. Akshaya Tritiya denen bu özel günde başlanan işler çok uzun soluklu ve hayırlı olurmuş.

Şimdi bir de şöyle bir durum var. Kendime dış bir sorumluluk yükleyince motivasyonum daha çok oluyor. Mesela belki bu yazı dizisini bitirme sorumluluğu hissetmeseydim bloga bu kadar düzenli yazmayacaktım. Sosyal medya ve internetin böyle bir güzelliği var işte, zararları olduğu kadar böyle faydaları da var.

Bir başka dış sorumluluk ise bu amaç için yatırım yapmak oluyor. Mesela internette dolu yoga videosu var, hatta zaman zaman Brisbane’da bedava yoga seansları da oluyor, ama bir iki defadan sonra devamlılık sağlayamıyorum. Bulunduğum mahalledeki bir yoga stüdyosuna yazılmayı hedefliyorum.

Bu hafta siz de yeni bir beceri edinmek için ilk adımı atacak olsanız, ne olurdu? Halihazırda yoga yapıyorsanız, süreklilik için tavsiyeleriniz neler?

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

52 Küçük Değişiklik 49. Hafta: Zihin Geliştiren Oyunlar

52 Küçük Değişiklik serisinde 11 ayı doldurduk, son aydayız. Sanırım hayatımda hiç bu kadar süreklilik içeren bir program yapmamıştım. Blog’a yazıyor olmak bu konuda çok büyük bir itici kuvvet. Eğer siz de böyle uzun soluklu bir projeye girişmeye niyetliyseniz blog açmanızı öneririm, anonim bile olsa 🙂.

Bu hafta zihin geliştiren oyunlara bakacağız.

The brain is like a muscle. When it is in use we feel very good. Understanding is joyous. - Carl Sagan

Carl Sagan demiş ki: Beyin bir kas gibidir. Kullandığımızda iyi hissederiz. Onu anlamaksa bize neşe verir.

Fiziksel spor nasıl iyi hissetmemizi sağlıyorsa, zihin sporu da aynı etkiyi yaratabilir. Ve zihnimizi geliştirdikçe, hem hayattan aldığımız zevk artar, hem de yaşlandığımızda hala dinç ve zinde kalabiliriz.

Ve bazen fiziksel sporlardan kaçınsak da, zihnimizi geliştiren aktiviteleri birer oyuna dönüştürüp günlük rutinimizin bir parçası haline getirebiliriz.

Nasıl elektrikli ev eşyaları fiziksel yükümüzü azalttıysa, dijital dünyanın cebimize girmesi de bazen zihnimizi daha az kullanmamıza yol açtı. Google Maps’ten önce gideceğimiz yeri kaybola kaybola bulurduk. Cep telefonundan önce tanıdığımız herkesin telefon numarasını ezbere bilirdik. Artık kullanılmayan telefon numaralarını bile ezbere bilen son nesil benim nesil sanırım 🙂 Benden sonraki nesil direk cep telefonu dünyasına doğduğu için adresleri, telefon numaralarını zihinde tutmalarına gerek kalmadı.

Fakat teknolojinin gelişmesi bize zihin gücümüzü geliştirmek için çok güzel fırsatlar da sunuyor aslında. Bir sürü zihin geliştirici uygulama var artık günümüzde. Elevate örneğin benim en sevdiklerimden biri. Hem İngilizce, hem zihinden matematik işlemleri konusunda kendini geliştirmek isteyenlere öneririm. Lumosity de başka bir örnek. Aslında Minecraft gibi oyunları bile zihin geliştirici oyunlara ekleyebiliriz. Eğer Türkçe böyle oyunlar varsa ve bana önerirseniz çok sevinirim.

Bu tarz oyun veya uygulamalarda önemli olan şey çeşitlilik ve değişen kurallarmış. Yani mesela Scrabble oynuyorsun (lisede çok severdik). Stratejiyi bir kere anladıktan sonra kurallar değişmeyeceğinden tek yaptığın şey aynı tekniği tekrarlamak oluyor.

O yüzden eskiden önerildiği gibi Sudoku ya da çapraz bulmaca türleri artık önerilmiyor çünkü aynı kuralı sürekli uyguladığından sanıldığı kadar da zihin geliştiren oyunlar değilmiş meğer.

Dediğim gibi Elevate programını çok seviyordum ama uzun zamandır oynamadım. Hatta program ilk hazırlanırken pilot çalışmalarına kaydolduğum için bana hayat boyu pro üyelik vermişlerdi. Özellikle matematik konusunda kendimi çok geliştirdiğimi fark etmiştim ama bir Pelin huyu olarak yine uzun soluklu devam etmemiştim 🙂 Bu hafta ona yine geri dönmeyi planlıyorum.

Siz zihin gücünü geliştiren hangi oyunları oynuyorsunuz?

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

52 Küçük Değişiklik 48. Hafta: Oyna

Bu haftanın küçük değişikliği, oyun oynamayı hayatımıza yeniden sokmak.

Biliyorsunuz her hafta 52 Small Changes for the Mind adlı kitaptan küçük bir değişiklik uyguluyorum. Bu hafta konusunda biraz kararsızdım çünkü yetişkin hayatım boyunca oyun oynamaya karşı biraz temkinli yaklaştığımı söyleyebilirim. Arada bir arkadaşlarla tabu, monopoly gibi oyunlar, ya da bazen bilgisayar oyunu oynasam da, bunu ya zaman kaybı ya da bağımlılık olarak görüyordum. Çünkü özellikle bilgisayar oyunu oynarken kendimi durduramıyordum. Fakat bu haftasonu çok sevdiğim arkadaşlarımın çocuklarıyla vakit geçirirken oyun oynamanın aslında bizim için ne kadar hayati olduğunu fark ettim.

Hatırlarsanız geçen haftaki konumuz şehir dışına çıkmaktı, biz de Paskalya’yı fırsat bilip Sydney’e gitmiştik. Bol yemeli içmeli, bol oyunlu bir haftasonu oldu.

Sahile gittiğimizde arkadaşımızın 5 yaşındaki kızı Sultan, miniminicik deniz kabukları toplamış, onlarla “unicorn horns” diye oynuyordu. Küçük kızların unicorn çılgınlığını bilirsiniz 🙂

Despicable Me 🙂

Eve geldiğimizde o deniz kabuklarıyla öyle oyunlar yaptık ki beraber, ben çocukların yaratıcılığına tekrar hayran kaldım. Oyunculuğumu ne zaman kaybettiğimi hatırlamaya çalıştım.

Yetişkinliğe giden yolda bir yerde o oyunculuğumuzu unutuyor ve birden ciddi, somurtkan insanlar oluveriyoruz. Ve hatta dediğim gibi bir yerden sonra oyun oynamak zaman kaybı gibi geliyor. Halbuki oyun çocuklar için olduğu kadar, bizim için de ihtiyaç.

Çocukluğumu düşününce, birçok çocuktan daha fazla oyun oynadım diye düşünüyorum. Kardeşim benden üç yaş küçük olduğu için, o oyun oynamayı bırakana kadar oynadık, bu da benim 14 yaşıma falan tekabül ediyor. Her şeyden oyun çıkarabilirdik, çakıl taşlarının üzerine surat çizip, kibrit kutusunda uyuttuğumuzu, bebeklerimize artık kumaşlardan kıyafetler diktiğimizi, evdeki malzemelerin reklamını yaptığımızı, sesimizi kasede kaydedip radyo programı yaptığımızı hatırlıyorum. Biraz büyüyünce bunların yerini atari ve sonra da bilgisayar oyunları aldı. Göz sağlığına zararlı olmaları dışında aslında bu tür oyunların da faydaları var, çok da karalamamak lazım ama tabii kurallarını kendi belirlediğimiz oyunlar kadar yaratıcılığımızı tetiklemiyorlar.

52 Small Changes kitabının yazarı Blumenthal, Dr. Stuart Brown’ın “Play” adlı bir kitabından bahsetmiş. Dr. Brown, üzerinde araştırma yaptığı seri katillerin çocukluklarında oyundan yoksun büyüdüğünü anlatmış. Aynı şekilde, sanat, iş dünyası gibi alanlarda başarılı kişilerle yaptığı araştırmada da onların çok renkli bir oyun dünyası olduğunu bulmuş. Kitabı ileride okumak istediğim kitaplar arasına ekledim, daha önce oyunun bilimsel bir araştırma konusu olacağını düşünmemiştim.

Bu konuyu bu haftaya bırakmam da bu arada 23 Nisan‘a denk gelmesi açısından güzel oldu. 🙂 Atatürk de oyunun ve çocukluğun önemini anlamış olmalı ki, sade çocuklara özel, hatta büyüklerin de bir günlüğüne çocuk olmasına vesile olan bir bayram hediye etmiş bizlere. Küçüklüğümdeki 23 Nisan anıları benim için çok özeldir. Korolar, danslar, sınıfı süsleme, okul bahçesinde eğlenceli oyunlar… Umarım şimdinin çocukları da 23 Nisan’dan bizim aldığımız kadar keyif alıyordur. Bir yıl boyunca iple çektiğimiz bir gün olurdu.

Bu arada, tam ayrılmadan önce, Sultan unicorn horn‘ları ve sayısız oyun olasılığını bana bıraktı 🙂 Yazımı Brighton Le Sands’den bu minik tatlı deniz kabuklarıyla bitireyim (en büyüğü 1 santim). Sizin ya da etrafınızdaki çocukların yarattığı oyunlar neler? Yorumlarda benimle paylaşın.

52 Küçük Değişiklik serisinin diğer yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

Kanalıma Hoş Geldiniz :) Nedir Bu Minimalizm?

Geçen hafta Göçmen Anneler’le olan canlı yayınımızdan çok güzel geri dönüşler aldım, ve bu geri dönüşler daha çok video çekmek için beni yüreklendirdi. 2019 senesi mottom da, hazır cesur olmak iken, bir YouTube kanalı açmaya karar verdim.

Fakat ne zormuş arkadaş! Işığından sesine, kamerasına, şuncacık videoyu çekmek için ne kadar uğraştım anlatamam. Yazı yazması çok daha kolaymış, ama konuşmayı da ne kadar çok sevdiğimi beni tanıyanlar bilir. 🙂 Video yapmak da zor ama zevkli yani. Birkaç denemeden sonra daha iyi olacaktır eminim videoların kalitesi, o yüzden yorumlarınız benim için çok çok önemli. Yapıcı eleştirilerinizi bekliyorum.

Bu ilk videoda aslında blogda uzun zamandır konuşmadığım tüketim kültürü ve satın alma döngüsüne değindim. Geri dönüşümün ve azaltmanın arka sokaklarını paylaşmaya çalıştım. Konuşmamı istediğiniz konular varsa ve iletirseniz çok mutlu olurum.

Kanalıma hoş geldiniz, iyi seyirler 🙂

52 Küçük Değişiklik 47. Hafta: Şehir Dışına Çık

Seyahat, hatta günlük rutininizin dışında bir gün bile, sizi yenilemeye ve bakış açınızı değiştirmeye yardım edebilir.

Farklı bir şehirde, farklı bir ülkede geçirilen birkaç gün bile bizi alışmış olduğumuz düzenden alacağı için, bilincimizde yeni bir sayfa açar. Ufkumuz genişler ve gittiğimiz her yer bizi biraz değiştirir, şekillendirir. Bizi stresten uzaklaştırır ve hatta yapılan bir araştırmaya göre bunamayı bile engelleyebilirmiş. Daha önce bahsettiğimiz gibi, yaşlandığımızda da ışıl ışıl parlayan bir zihin istiyorsak, kapasitemizi sonuna kadar kullanmalıyız. 🙂 Seyahat ve yeni yerler görmek de bunun yollarından biri.

Seyahat etmek beş duyumuzu harekete geçirdiği için yaratıcılığımızı da arttırıyor. Daha önce gitmediğiniz bir yere giderseniz, şehrin ya da doğanın renkleri ve şekillerine, sesine, kokusuna, dokusuna ve tatlarına dikkat edin. Hatta o yerin titreşimini, sizi nasıl hissettirdiğini anlamaya çalışın. Türkçede buna dair deyimler olmasına bayılıyorum. Örneğin bu yere gidince “içim açıldı” mı diyorsunuz, yoksa “içim karardı” mı? İşte oranın titreşimini bu kadar kolay anlayabilirsiniz, ve doğada içimizin açılması tesadüf değil 🙂

Bu arada tek başına seyahat etmenin de faydaları var elbette, ama sevdiğiniz insanlar ya da arkadaş grubunuzla gidilen gezilerin de ilişkileri güçlendirdiği bir gerçek.

Peki seyahat sizin için bir stres kaynağıysa?

Özellikle çocukları olan aileler için seyahatın kendisi stres kaynağı olabiliyor. Bunu çözmek için birkaç öneri:

1. Gideceğiniz yeri çok iyi araştırın ve ayrıntılı bir günlük plan yapın.

2. Hava durumunu kontrol edin ve her türlü hava koşuluna hazırlıklı olun.

3. Günlük planınızı tıkabasa doldurmayın ve herkesin eğlenebileceği yerlere gitmeye çalışın.

4. Yemek işini şansa bırakmayın, bazen ayaklarının götürdüğü yere de gitmek zevkli ama önceden tripadvisor, Google maps ve seyahat bloglarından yorumlar okuyun. Bu hem seçeceğiniz otel/apart vs hem de restoran ve kafeler için geçerli. Eğer çok fazla kişi düşük puan verdiyse siz de kısıtlı zamanınızda orayı denemeyin. Tabii bir de helal, vejateryan, glutensiz gibi beklentileriniz varsa önceden araştırmanız zorunlu. Yoksa gerçekten stresli bir tatil olabilir. Bizim için Tokyo’daki son günümüzde domuz eti olmayan bir restoran bulmak çok zor olmuştu örneğin. Aç aç dolaşmıştık.

Bu haftasonu biz de dostlarımızı ziyarete Sydney’e gidiyoruz 🙂. Brisbane nedense başından beri bana evim gibi hissettirdiğinden Sydney’e turist olarak gidiyorum. Bakalım nasıl izlenimlerle döneceğim…

Sizin bir seyahat planınız var mı? Ya da gönlünüzde ayrı bir yeri olan bir şehir?

Atıksız Bir Regl Dönemi Mümkün Mü?

Atıksız bir adet dönemi mümkün mü?

Mümkünmüş 🙂

Sanırım en çok gurur duyduğum değişimlerden biri, pedlerden vazgeçip yeniden kullanılabilir ürünler kullanmaya başlamak. Yaklaşık 6 aydır kullanıyorum bu ürünleri ve çok memnunum.

Farkında değiliz ama bir kadın yılda ortalama 250 ped/tampon kullanıyor ve bu atığın doğada çözünme ya da geri dönüşme ihtimali sıfıra yakın. Hayatımız boyunca harcadığımız para da cabası. Bu resimdeki tüm ürünlere yaklaşık 100 ₺ harcadım. Yani ped alsam en fazla 6 ay yetecek paraya belki onlarca yıl kullanacağım ürünler aldım.

İlk olarak adet kabı ile başladım denemeye. İlk ay hiç sızıntı olmasa da ikinci ay birkaç defa sızma oldu. Sonrasında arkadaşlarımın tavsiyesiyle Türkiye’deyken Neocomfort markasından organik pamuktan pedler aldım (fotoğrafta beyaz olanlar). Ben günlük ped çeşidinden aldım çünkü adet kabı ile birlikte kullanmak daha kolay oluyor. Ama adet kabı kullanmak istemezseniz sadece bez ped de kullanılabilir.

Siyah olan ise “period underwear” diye geçen iç çamaşırı. Bunu adet kabı veya ped/tampon ile kullanabiliyoruz. İçindeki emici katman sayesinde gün içinde bez pedden bile daha fazla koruma sağlıyor. Ama tek başına kullanmak için ince. Ben Love Luna diye bir marka aldım, Türkiye’de hangi markalar satılıyor, hatta var mı böyle bir şey bilmiyorum ama buradan markalara sesleniyorum, gerçekten harika bir şey bu periyot iç çamaşırları 😄

Sizin yeniden kullanılabilir adet ürünleri ile tecrübeleriniz neler?

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.