Bir Rahibin Ev ve Zihin Temizliği Rehberi-2

2018’de okuduğum bu güzel kitabın incelemesinin ilk kısmını iki yıl önce yapmıştım, ama kalanını özetlemek bu güne nasipmiş. İlk kısmı okumadıysanız ya da tekrar okumak isterseniz sizi böyle alalım, çünkü ilk kısım olmadan aşağıda yazdıklarım pek anlam ifade etmeyebilir.

Kitabın incelemesini bu videodan da izleyebilirsiniz:

Yerler

Japon tapınaklarında yerler her gün silinirmiş, yerin kirli olup olmamasına bakmadan. Yazar diyor ki, yerleri silin ve görün. Bulduğunuz her leke sizin içinizdeki bir lekeyi size yansıtıyor. Bir kere bunu anladığınız zaman, bu tersten uygulayabilirsiniz, yani içinizdeki lekeleri temizlemek için evimizi temizlemeyi kullanabiliriz.

Yerleri silerken sadece su kullanıp, bezi iyice sıkıp bez çok az nemliyken siliyorlarmış. Bunu yaparken, sadece temizliğe odaklanıp, diğer tüm düşünceleri aklımızdan çıkarmayı öneriyor yazar.

Lambalar

Lambalar yüksekte ve ulaşması zor yerlerde olduğu için, tapınaklarda bile bu objelerin temizliği belli periyotlarda yapılıyormuş. Bunları temizlemeyi unutmak çok kolay olduğu için, bir plan dahilinde bunları temizlemek iyi bir fikir. 3 ya da 6 aylık bir plan olabilir örneğin. Lambaların temizliğiyle ilgili Matsumoto şöyle diyor:

Işık kaynaklarınızı tozdan uzak ve temiz tutarsanız bilgeliğin ışığının eve dolmasına izin verirsiniz, dertli zihninizi berraklaştırırsınız.

Giysiler

Tabii rahipler hep aynı takım giysiyi giydiği için, giysileriyle olan ilişkileri bizden biraz farklı. Örneğin mevsimlere göre giydikleri takımı değiştiriyorlar ve bunu da bir seremoni ile yapıyorlar. Yeni takıma geçtiklerinde eski takımı kaldırmadan önce tamir ediyorlar, bu bizim uygulayacağımız bir nokta olabilir.

Lekeli çamaşırlar konusunda ise çok ilginç bir şey söylüyor: Giysinizde bir leke varsa, onunla ilginene kadar aklınız orada kalır. Eğer kalmıyorsa bu yüreğinizin bulanık olduğunu gösterir.

Leke çıkarmak için ise önerisi lekelenen yeri ıslatıp sabunla yıkamak, eğer geçmezse karbonat veya doğal bir leke çıkarıcı kullanmak. Sirkeyi ise çamaşır yumuşatıcı olarak tavsiye ediyor.

Koca bir yığın çamaşırı yıkayıp çamaşır günü olarak ilan etmektense yazarın tavsiyesi bekletmeden neredeyse her gün çamaşırları yıkamak. Başta yorucu gibi gözükse de aslında minimalizme de çok uygun bir alışkanlık, çünkü çok fazla kıyafete ihtiyacınız olmuyor. Benim de şu anda yaşadığım evde çamaşır makinem küçük olduğundan daha sık çamaşır yıkıyorum ve başa çıkması aslında daha kolay oluyor.

Ütü konusunda ise Zen rahiplerinin tavsiyesini dinleyelim: Ütü yaparken çamaşırdaki değil, yüreğinizdeki kırışıklıkları düzlüyorsunuz gibi düşünün 🙂

Tamir etmek

Seri üretimle bile gitgide azalan alışkanlıklardan biri de tamir etme alışkanlığı. Bir şey eskidiğinde ya da bozulduğunda yenisini almaya hevesleniyoruz hemen. Matsumoto diyor ki, eğer böyle devam ederseniz insanla olan ilişkiniz de eşyayla olan ilişkinize benzer. Bu da kalbinizi yorar. Bu Budistler kalpten, yürekten ne çok bahsediyor değil mi 🙂

Bitmek bilmeden yeni şeylerin peşinden koşanlar özgürlüğünü dünyevi arzulara teslim etmişlerdir. Sadece limitli kaynaklarla hayal gücünü kullanarak bir şeyler yaratanlar gerçek özgürlüğü bilebilir.
Hangisi olmak istiyorsunuz?

Zihin ve Beden Temizliği

Nefes

Hayatımızın bağlı olduğu, ama çok az kıymet verdiğimiz bir şey nefes. Bilinçli farkındalık pratiklerinin de, meditasyonun da, yoganın da tek amacı nefesimizi fark etmek ve ona kıymet vermek. Fakat nefesimizin ne kıymetli olduğunu anlamak ve şükretmek için illa bu pratiklerden birini yapmamız gerekmiyor. Her gün farkında olarak birkaç nefes alalım, o bile yeterli.

Yüz yıkamak

Eski bir Zen inancına göre, yüzünü yıkamadan güne başlarsan tüm işlerin özensiz ve gelişigüzel olurmuş. Her gün otomatik modda yüzümüzü yıkasak da, bunu daha bilinçli yapmayı deneyelim mi?

Yemek

Yemek duası alışkanlığınız var mı? Benim dedem yemeklerden sonra yapar mesela, Hristiyanlarda yemekten önce yapılır. Budist tapınaklarında ise hem yemekten önce, hem de yemekten sonra dua ederlermiş, böyle çevrilebilir:

Yemekten önce: Birçok hayat ve sıkı çalışma, bu yemeğin sofraya gelmesinde büyük rol oynadı. Takdirimi ve şükranımı bu yemeği zevkle yiyerek göstereceğim.
Yemekten sonra: Bu harika yemek için saygıyla ve şükranla teşekkürler.

Uyku

Tapınakta çok erken kalkılır ve geç olmadan yatılırmış. Çok geçe kalmadıktan sonra, gün içerisinde fiziksel olarak aktif oldukları için uykuda hiç zorluk yaşamıyorlarmış. Her sabah da, zorlanmadan, doğal olarak uyanıyorlarmış.

Bu arada Buda’nın, uyanmış kişi demek olduğunu biliyor muydunuz?

Yazarın uyku konusundaki tavsiyesi, her zaman bir uyku düzenine sahip olmak ve asla gerektiğinden fazla uyumamak.

Aslında kitapta anlatılacak daha çok şey var ama ben bizim kültürümüzde uygulanabilecekleri anlatmaya çalıştım. Ben şahsen bu kitaptan çok şey öğrendim ve hayatıma geçirmeye çalışıyorum yavaş yavaş. Siz en çok hangi yaklaşımı beğendiniz?

52 Küçük Değişiklik 38. Hafta: Stres Gideren Ritüeller

Bu haftanın küçük değişikliği için özellikle evde kaldığımız bu günlerde işimize yarayabilecek bir konudan bahsetmek istedim: Stres ve stres gideren ritüeller. Youtube’dan videoyu seyredebilir, aşağıdan yazının devamını okuyabilirsiniz.

minimalist günlük.

İster çalışalım, ister evde ev işi ve çocuklarla ilgilenelim, ister hem çocuk hem kariyer yapmış olalım… Stres hepimizin hayatının bir parçası. Ve kendimize ödüllendirici ve rahatlatıcı ritüeller belirlemek stresi büyük ölçüde azaltıyor.

stres gideren ritüeller

52 Küçük Değişiklik’in bu haftasında kendimize zamandan küçük cepler açıp 5-10 dakika da olsa, sadece kendimiz için ritüeller oluşturalım.

5 duyuyu harekete geçirme:

Evde (ya da belki bahçede, dışarıda, iş yerine yakın bir parkta vs) küçük bir alan yaratabiliriz, dışarıda ise ağaç altları ideal. Her gittiğim yerde bir ağacım olur benim, dertleştiğim, dokunduğum, topraklandığım…

Bu alanda 5 duyuyu nasıl harekete geçirelim? Öncelikle görme duyusu. Hoşumuza giden renkler, manzaralar, çiçek ve bitkiler olabilir.

Daha geçen hafta kokular ve aromaterapiden bahsetmiştik. Koku duyumuzu tütsü, mum ya da doğal bitki ve ağaçların kokularıyla harekete geçirebiliriz. Meyveler ve kahve, çay, yeşil çay benzeri içecekler hem tat hem koku duyumuza hitap eder (🍓, 🍉, 🍊 ve tabii ki favorim 🍅 ). Arada bir…

View original post 490 more words

52 Küçük Değişiklik-1. Hafta: Günlük Tut

minimalist günlük.

Belki hatırlarsınız, iki sene once bu seriye başlamıştım. Simdi, tam da evlere kapanmış ve motivasyona ihtiyacımız olduğu bu zamanlarda, 52 Küçük Değişiklik’e başından başlamaya ve bu sefer video olarak kaydetmeye karar verdim. Benimle birlikte siz de tekrar başlarsanız yorumlarda buluşalım.

Daha verimli ve daha tatminli bir hayat yaşamak için alışkanlıkların gerekliliğine kesinlikle inanıyorum, ama iş uygulamaya gelince çuvallayabiliyorum. Bu yüzden kitabı görünce içimde önlenemez bir okuma isteği doğdu 🙂. Daha önce böyle kitaplar okumuştum ama bu kitabın daha özel ve uygulanabilir olduğunu hissettim ilk sayfalardan. 52 Small Changes for the Mind (Zihin İçin 52 Değişiklik) kitabının yazarı Brett Blumenthal, her hafta hayatımızda küçük bir değişiklik yaparak bir yılda hafıza, üretkenlik ve yaratıcılığımızın gelişeceğini, stresimizin azalacağını ve mutluluğumuzun artacağını iddia ediyor. Mutluluk konusunda biraz şüpheliyim, her yer çiçek böcek gibi bir mutluluk peşinde değilim çünkü, daha çok anın farkında olma ve tüm duyguları hak ettiği gibi yaşama peşindeyim. Ama olsun, o…

View original post 500 more words

Bir Amaç İçin Yaşamak- Life on Purpose

Yeni evimden iş yerime yaklaşık yirmi dakikada yürüyorum, bu da bana yolda bir şeyler dinlemek için günde kırk dakika veriyor. Önceden olsa müzik dinlerdim, ama bu aralar kitap dinlemekten çok keyif alıyorum. Geçen hafta Dan Millman’ın “Dingin Savaşçı”sını, bu hafta da Victor Strecher’ın “Life on Purpose” (Bir Amaç İçin Yaşamak) adlı kitabını dinledim. Strecher Michigan Üniversitesi’nde bir profesör.

Konu yaşam amacını bulmaya gelince insanın aklına iki soru geliyor:

  1. Yaşam amacım ne? Nasıl bulacağım? Yoksa çoktan beni bulmuş mudur?
  2. Yaşam amacımı gerçekleştirmek için ne yapmalıyım?

Bu kitap bize birinci soru hakkında pek bir bilgi vermiyor; fakat ben bu konuya da değinmek istiyorum. Hayattaki amacımızı bulmak için şöyle bir yol izleyebiliriz:

i. Önce değerlerimizi bulalım. Hayatınızı hangi değerler yönetiyor? Bu sorunun doğru bir cevabı yok, ve herkes için çeşitlilik gösterir. Örneğin biri güce en üst sırayı ayırırken, bir diğeri için zevk veya güvenlik olabilir bu.

ii. Değerlerimizden yola çıkarak, bu hayatta misyonumuzun neler olabileceğini bulmaya çalışalım. Birden fazla amacımız olabilir.

Barrett Values Centre bu konuda Türkçe de dahil olmak üzere birçok dilde bir test hazırlamış, ücretsiz olarak buradan ulaşabilirsiniz.

Bu sadece kaynaklardan biri, ama Türkçede maalesef çok kaynak yok. Bu testten ve başka testlerden ve kendi gözlemlerimden hareketle, kendi değerlerimi şöyle özetleyebilirim örnek olması açısından:

aile, esenlik (fiziksel/ duygusal/ zihinsel/ ruhsal), güzelliği ve doğayı takdir etme, insanların içindeki iyiyi ortaya çıkarma, yaratıcılık, yeni bilgiler ve beceriler öğrenme (alfabetik sıra ile)

Sizin değerler listeniz benimkinden çok farklı olabilir. Listelerde yer alan diğer değerlerden örnek vermek gerekirse: bağımsızlık, özgürlük, sanat, başarı, güvenlik, zenginlik, evrensellik, gelenekler, arkadaşlık (ilişkiler), ebeveynlik, yardımseverlik, spor, eğlence, zevk… Daha büyük bir liste burada bulunabilir (İngilizce). Ya da aşağıdaki görselde değerlerin bir listesini görebilirsiniz (kaynak: Barrett Value Center). 1, 2 ve 3’te değerlerin yanında korkuların da olduğunu fark edeceksiniz. Kişisel gelişimin bu ilk aşamalarında, korku da bizim değerlerimizi belirleyici bir özellik, ama bireysel önceliklerden bütüne hizmete doğru geliştikçe, değerlerin korkuya dayalı olmadığı görülüyor.

Dediğim gibi burada doğru cevap yok, ve hayatın farklı dönemlerinde illa ki bazı değerleriniz değişecek. Ama kendine dürüst olmak önemli. Bu süreci aceleye de getirmeye gerek yok, kendinize birkaç hafta verin ve bu kelimeleri aklınızdan geçirin. Hangi değerler sizin hayatınızı yönetiyor? Bu soruya gerçekçi bir cevap bulduysanız hayat amacınızı anlamaya bir adım yaklaştınız demektir.

“the thing is to find a truth which is true for me, to find the idea for which I can live and die.”

Victor J. Strecher

Yazar yaşam amacını bulmayı bu şekilde tanımlıyor. Diyor ki, önemli olan benim için doğru olan bir gerçeklik bulmak, uğruna yaşayacağım ve öleceğim bir fikir bulmak.

Kendi yaşam amacımızı keşfetmeye çalışırken gelin tarihten ve günümüzden insanların yaşam amaçlarına da bakalım:

En sevdiğim Beatles üyesi George Harrison’ın yaşam amacı spiritüelizm. Kendisi şunları söylemiş:

Daha fazlasını istediğimi hatırlıyorum. Olay bu kadar değil. Hedefim ün değil. Para değil. Huzuru bulmak için, mutlu olmak için daha fazlasını bilmek, tesadüfen karşılaşabileceğiniz bir şey değil. Üzerine çalışmanız gerekli.”

Beatles’dan sonraki hayatında da görüyoruz ki kendini özellikle Hint felsefesi, mistisizm ve yardımseverliğe adamış.

Bir Hayalim Var adlı konuşmasıyla tanıdığımız Martin Luther King ise yaşam amacını şöyle özetlemiş:

İnsanları birleştirmek ve eşitliğe katkı sağlamak.

M. Luther King Jr

Amerikalı besteci Samuel Barber (1910-1981), yaşam amacını erken keşfedenlerden. Dokuz yaşında annesine yazdığı mektupta şöyle demiş:

Amacım bir besteci olmak. Ve olacağım eminim. Sakın bana bunu unut ve git futbol oyna deme. Lütfen.

Samuel Barber

Yazar taksi şoförlerine de bu soruyu sormuş ve aldığı cevaplardan ikisi şu şekilde:

Ölmek. Sadece yaşamak ve ölmek. Her gün taksi kullanıyorum, eve geliyorum, kızımı dışarı çıkarıyor, biraz okuma yapıyor ve arada balığa çıkıyorum. Ölüm geldiğinde hazır olacağım. Hayat hiçbir şey değil.

Jose Martinez

Bu ülkede (Amerika’da) çocuklarıma iyi bir gelecek vermek için günde 12 saat çalışıyorum. Ailemizde üniversiteye giden ilk çocuklar olacaklar.

Kitabın yazarının yaşam amacı ise şu şekilde:

Benim amacım insanların hayatlarında bir amaç yaratmalarına katkı sağlamak, tüm öğrencilerime kendi kızımmış gibi davranmak, ilgili bir baba ve eş olmak, ve sevgi ve güzellikten keyif almak.

black pencil on white printerpaper

Hepimizin değerleri farklı olduğu gibi, yaşam amacı da farklı olacak tabii. Ve hatta bence hayatımızın farklı dönemlerinde de değişmeye mahkum. Ama değişecek diye üzerinde hiç düşünmeyecek değiliz. Bence yaşam amacımız üzerine düşünmek kendimiz için yapacağımız en iyi yatırımlardan biri. Yazar dinlerden ve ilahi bir amacımız olduğundan pek bahsetmemiş ama, ben bu dünyaya bir amaç için geldiğimize inananlardanım. O yüzden yazarın dediği gibi yaşam amacımızı “yaratmak” değil de, “bulmak” ya da “keşfetmek” sözcükleri daha yakın geliyor bana.

Kitaptaki en beğendiğim bölüm ise “yaşam amacımızı bulduktan sonra onu nasıl hayatımızda mümkün ve devamlı kılabiliriz?” sorusunun cevabı oldu. SPACE şeklinde bir akronimle hatırlaması kolay hale gelmiş 5 yöntem paylaşmış bizimle.

S- Sleep: Uyku

P- PresenceBilinçli Farkındalık

A- ActivityBedensel ve Zihinsel olarak Aktif olmak

C- CreativityYaratıcılık

E- EatingSağlıklı Yeme Alışkanlıkları

Strecher diyor ki hayatınızın bu beş alanını düzene sokarsanız, yaşam amacınızla doğru orantılı bir şekilde yaşamanız kolaylaşır. Ben de kesinlikle katılıyorum. Hatta bahsettiği tüm alışkanlıklar da geçen sene bu zamanlarda bitirdiğim 52 Küçük Değişiklik yazı dizisinin bir parçasıydı, linklerini de sizinle paylaştım. Benim için de güzel bir hatırlatma oldu, hatta tekrar 52 küçük değişikliği baştan mı yapsam diye düşündüm, bu sefer video olarak. Ne dersiniz?

Umarım bu yazı sizi değerlerinizi ve yaşam amacınızı bulmak konusunda motive etmiştir. Yaşam amacınızı bir cümle olarak oluşturduysanız, yorumlarda bekliyorum.

Ben de önümüzdeki haftalarda kendi yaşam amacımı düşünüp bir cümle şeklinde ifade etmeye çalışacağım.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

Kaynaklar:

CMU Career & Professional Development Center. Values Exercise.
Benoni, Dan. How To Find Your Life Purpose (Before It’s Too Late!)
Strecher, Victor J. Life on Purpose: How Living for What Matters Most Changes Everything

Aromaterapi: Çay Ağacı Yağı Faydaları ve Kullanımı

Bu sene bir anda aromaterapiye ilgi duymaya başladım ve okuduğum kitaplar yetmeyince bir diploma kursuna da kaydoldum. Yıllarca amatörce evde bulundurduğum yağlar şimdi benim için daha derin bir anlam içermeye başladı. Öğrendikçe de paylaşmaya devam edeceğim, umarım size faydası dokunuyordur. Yazdığım her şeyi ilk kaynağa dayandırmaya özen gösteriyorum, çünkü maalesef internette bilgi kirliliği çok fazla ve çoğu yazıda kaynak verilmiyor. Bu yazıda da en sonda göreceğiniz kaynaklardan faydalandım.

Aromaterapi ve Yağların Çekici (ve kafa karıştıran) Dünyası

Lavanta Yağı Kullanımı ve Faydaları

Gelelim en sevdiğim ve en şifalı öz yağlardan birine: çay ağacı yağı (Melaleuca alternifolia)

Bu yağ ile Türkiye’de tanışsam da memleketinde yaşamak kısmetmiş. Aborijinler tarafından binlerce yıldır hem çay olarak hem de şifalı ot olarak kullanılan bir bitki Çay Ağacı: çay yaptıkları için adı bu, bizim içtiğimiz çay -camelia sinensis- ile akraba bir tür değil.

Fakat yağ olarak kullanımı 1930larda antiseptik etkisinin keşfedilmesi ile başlıyor. Hatta Avustralya’da öyle önemli oluyor ki, çay ağacı yağı fabrikasında çalışanlar askerden muaf oluyor. Ancak sentetik antiseptiklerin çıkmasıyla 1980lere kadar unutulsa da, Thursday Plantation adlı firma sayesinde yeniden popülerleşiyor.

Çay ağacı yağı günümüzde en çok kullanılan yağlardan biri, çünkü bakteri, virüs ve mantarın üçüne birden etkili! Seyreltmeye gerek olmadan direk cilde sürülebiliyor; bu nedenle de aromaterapi bilgisi gerekmeden güvenle kullanabilirsiniz (Böyle seyreltmeden kullanılabilen diğer yağ lavanta yağı, onun dışında tüm yağları seyreltmek şart, yoksa ciltte hasara yol açabilir).

Akne, mantar, alerji, böcek ısırması, kesik, yanık, yara, bit gibi durumlarda direkt cilde uygulanabiliyor. Bende akne hem beyaz noktalar şekilde, hem de hafif bir rosacea gibi kızarma şeklinde oluyor, ikisine de inanılmaz etkili. Keşke ergenliğimde tanışsaydım bu yağ ile 🙂 Siz ya da 6 yaşından büyük çocuğunuzda akne, alerji problemi varsa günde birkaç damla topikal olarak kullanabilirsiniz.

Geçenlerde Koray parmağını biraz derin bir şekilde kesti, günde birkaç defa uyguladık ve çok hızlı iyileşti.

Çay ağacı yağı ev yapımı deodorantımızın da baş tacı 😊

Buhar makinesinde kullanıldığında nezle, sinüzit ve bronşite karşı da etkili. 100 ml suya birkaç damla yeterli.

Saçları güçlendirdiği ve kepeği engellediği için durulama suyuna ekleyebilirsiniz.

Hamileler ve 6 yaşından küçük çocuklarda kullanımı ile ilgili kesin bir bilgi olmadığından bu konuda dikkatli olmanızı öneririm. Çoğunlukla güvenli olarak görülüyor ama hamilelikte durum farklı olabilir, uyarmış olayım 😊

Kaynaklar:
1. E.Oils for Beginners, Althea Press
2. E. Oils for Health and Beauty, Lydmila Anandieva
3. Aromatherapy, Jeanne Rose
4. The Healing Intelligence of Essential Oils, Kurt Schnaubelt
5. Thursday Plantation, https://www.thursdayplantation.com/about-us/our-brand-origins/

Aromaterapi: Lavanta Yağı Faydaları ve Kullanımı

Dünyanın en eski ve en çok kullanılan öz yağı: Lavanta Yağı.

Bir Akdeniz bitkisidir lavanta, ilk kullanımı da Antik Mısır ve Anadolu medeniyetlerine dayanıyor. Oradan Roma imparatorluğuyla Avrupa’ya geçmiş ve özellikle Fransız ve İngilizlerin de favorisi olmuş. Modern zamanlarda ise “aromaterapi” teriminin ortaya çıkmasında başrol oynamış: kimyacı Gattefosse; laboratuvarda elini yaktığında lavanta yağının yanığı hızla iyileştirdiğini görünce diğer bitkilerin yağlarıyla da ilgilenmeye başlamış.

Lavanta ve yağı ilk ne zaman hayatıma girdi hatırlamıyorum bile. Sanki hep vardı. Ergenlik döneminde sivilcelerime gece yatmadan birer damla sürerdim (bilgisizce uygulamam neyse ki zararsızmış, çünkü lavanta ve çay ağacı dışındaki tüm yağları seyreltmek gerekiyor. Bu iki yağı olduğu gibi kullanmak güvenli).
Yaz akşamları annemle parktan lavanta toplar, evin her yerini donatırdık. Sevmesi çok kolay bir arkadaş gibi lavanta 🙂


Bu özel çiçeğin öz yağını çıkartmak çok kolay, o yüzden çok yaygın ve görece uygun fiyatlı. Alırken mutlaka tıbbi adını (Lavandula Angustifolia), üretim yerini kontrol edin. Ülkemizde de üretiliyor lavanta yağı, ya da Fransa en çok üretilen yerlerden.


Gelelim kullanım alanlarına: Dediğim gibi yanık ve sivilce yanında yağlı cilt, ve saç derisi için, ve yaraların iyileşmesinde doğrudan ya da krem veya başka yağlarla uygulanabilir. Böcek kovucudur. PMS ve hamilelikte baz yağlarla birlikte karın bölgesine masaj yapılabilir. PMS sendromlarını azalttığı görülmüş.

Anksiyete, uykusuzluk, alerji, astım, iştahsızlık durumlarında, ve doğum esnasında soluyarak, buğu yaparak ya da, buhar makinesine eklenerek kullanılabilir.

6. çakramızı, yani üçüncü gözümüzü uyarır.

Güçlü bir adaptojendir, yeni durumlara alışmak için kullanılabilir.

Kendi yaptığınız ya da hazır aldığınız kremlere de ekleyebilirsiniz. Orana şöyle karar verebilirsiniz: Kaç ml ise onun yarısı kadar damla. Diyelim 30 ml, 15 damla. Hamilelikte kullanımı güvenli olan bir yağ olsa da, bu oranı yarıya düşürmek öneriliyor.

Lavanta yağı üzerine kitaplar yazılan, derya gibi bir konu. Siz nasıl kullanıyorsunuz?

Kaynaklar:
Essential Oils for Beginners, Althea Press
Essential Oils for Health and Beauty, Lydmila Ananeiva
The Aromatherapy Book, Jeanne Rose
Lavender Oil, Julia Lawless

Düğünler, Abiyeler, İnsanlar Ne Derler

Bu haftanın videosunda abiyelerden, düğün ve nikah hazırlıklarından bahsettim. Bu alan birçok kişi için zor, çünkü başkalarının bizim hakkımızda konuşmasından, bize gönül koymasından, bize küsmesinden korkuyoruz.

Sizin abiye, gece kıyafetleri ve düğünlere bakış açınız nasıl? Burada ya da videonun altında yorumlarınızı bekliyorum.

Aromaterapi ve Yağların Çekici (ve kafa karıştıran) Dünyası

Öz yağlar hep ilgimi çekmiştir ama son bir yıldır daha da ilgi duymaya ve araştırmaya başladım. Eskiden aktara gidip hiç araştırmadan alırdım yağları, ama bilmiyordum ki onların çoğu aslında sentetik kokularmış. Şimdilerde biraz daha dikkatliyim, ama yine de bazı yağlar çok pahalı olduğu için bütçeme uyan yağları ve markaları alıyorum (gül ve yasemin yağları inanılmaz derecede pahalı örneğin, ya da bazı üst düzey markalar bütçemin dışında).

Özyağlar ciltten solunuma fiziksel problemlerde kullanıldığı kadar, psikolojik ve spiritüel iyiliğimiz için de kullanılıyor. Modern tıptan çook önce kullanılmaya başlamasıyla birlikte, modern tıbbın ve bütüncül tıbbın özyağları kullandığı alanlar da saymakla bitmiyor.

Özyağlarla hiç deneyiminiz yoksa lavanta ve çay ağacı ile başlayabilirsiniz, fakat internette kullanım alanlarını araştırırken lütfen kitap ve kaynak belirten sitelere, ya da aromaterapistlerin sitelerine danışın. (Tabii ki kitaplardan okumak daha iyi ama yazarların yetkinliğini de araştırın. Çok fazla bilgi kirliliği var). Baz yağlarla karıştırmadan kullanmayın, acillik olabilirsiniz.

En büyük bilgi kirliliği de baz ve öz yağlar arasında. Doğal yağlar konusunda çok yanlış anlaşılan, ve eğer evinizde bir şişe bile doğal yağ varsa bilmeniz gereken çook önemli bir şey var: baz yağ ve öz yağ arasındaki fark (farklı isimler, örnekler ve İngilizcelerini resimde görebilir, daha sonra kullanmak için ekran görüntüsü alabilirsiniz).

Baz yağ dediğimiz, çekirdeklerin soğuk sıkım ya da ezme yöntemleriyle çıkarılan yağı. Bunlar cildi ve saçları nemlendirmek için tek başına kullanılabilir. Kendi kokuları olsa da aromatik bir özellikleri yoktur. Çoğunlukla öz yağlardan daha büyük şişelerde satılır ve daha ucuzdurlar. Bitkinin özü değil, kendinden yağlı olan, hindistan cevizi gibi, zeytin gibi meyvelerin yağıdır. Çoğu yemeklerde de kullanılır. Sarı kantaron, kekik gibi otlardan da “sarı kantaron yağı” adında yağlar satılıyor. Fakat etiketine bakarsanız bunu “sarı kantaron çeşnili zeytinyağı” olduğunu görürsünüz. Baz yağlara, ülkemizde özellikle zeytinyağına, aromatik bitkileri infüze ederek çeşnili yağlar yapabiliriz. Çok da şifalılardır ama öz yağ değillerdir. Lavantada da bu hata çok yapılıyor. Lavantalı zeytinyağı ile lavanta öz yağı tamamen farklı şeyler.

Öz yağlara gelirsek, öz yağ bir çiçek, yaprak ya da ağaç kabuğunun (narenciyeler için narenciye kabuğunun) distilasyon yöntemiyle özünün ekstrakt edilmesi. Yani aslında öz yağ dediğimiz şey yağ bile değil, sıvı formda koku 😊 Bu nedenle bizim henüz anladığımızdan çok daha güçlüler, çok dikkatli kullanmamız lazım. Öz yağların birkaç istisna dışında asla tek başlarına kullanılmaması gerekiyor. Her zaman belli oranlarda baz yağlarla veya başka sıvılarla karıştırılmaları gerek. Güvenli bir ölçü 9’a 1 olabilir. Örneğin 9 damla kayısı çekirdeği yağı içine 1 damla çay ağacı yağı, cilt serumu olarak kullanılabilir.

Tek tek bildiğim yağları faydaları ve kullanım alanlarıyla anlatmaya devam edeceğim. Peki sizin günlük hayatta kullandığınız ve sevdiğiniz yağlar var mı?

Kaynaklar:

1. E.Oils for Beginners, Althea Press
2. E. Oils for Health and Beauty, Lydmila Anandieva
3. Aromatherapy, Jeanne Rose
4. The Healing Intelligence of Essential Oils, Kurt Schnaubelt

Minimalist Oldun. Peki Ya Şimdi?

Bu haftanın videosunda aslında uzun zamandır konuşmak istediğim, ama neresinden başlasam bilemediğim bir konuya değiniyorum. “The Minimalists” Joshua ve Ryan sağolsunlar ilham oldular bana.

Son soru-cevap videolarında minimalist olma hedefini gerçekleştirmiş, ama sonrasında gelen boşluk duygusuyla baş edememiş bir dinleyicinin sorusunu yanıtlıyorlardı. Bence bu çok anlaşılır ve doğal bir duygu, hatta minimalist hayatı denemek isteyenlerin bir korkusu da aynı zamanda.

“Ya bu eşyalar benim için sandığımdan daha önemliyse? Ya onları kaybedince bana dair bir şeyler de kaybolursa?” Bu korkular çok haklı korkular. Videoda bunlardan ve minimalizmin bir amaç mı, yoksa hedeflerimizi gerçekleştirmek için bir araç mı olduğundan bahsediyorum.

Bu arada Joshua ve Ryan’ın yaptığı gibi sizin de sorularınız olursa bir sonraki videoda cevaplayabilirim. Videonun altına ya da bu sorunun altına yorum olarak bırakabilirsiniz.

Severek takip ettiğim YouTube kanalları

Son yıllarda hepimizin televizyon, hatta film izleme, sinemaya gitme sıklığımız bile düştü. Onun yerine Netflix, YouTube gibi mecralardan karşılıyoruz bir şeyleri izleme ihtiyacımızı (öyle bir ihtiyaç varsa.) Netflix hesabım yok, özellikle de almak istemiyorum, çünkü YouTube’un yeterince vaktimi aldığını düşünüyorum ve Netflix’i sanki YouTube’dan daha tehlikeli görüyorum, başından kalkmak zor olurmuş gibi geliyor.

Bu yazıda çoğu videosunu takip ettiğim, bana çok şey kattığını düşündüğüm birkaç YouTube kanalını paylaşmak istedim. Umarım içlerinde duymadıklarınız vardır ve yeni bir şey keşfetmiş olursunuz siz de. İlgi duyduğum tüm alanlar da ortaya dökülecek şimdi 🙂 Sizin de bana önerileriniz varsa yorumlarda bekliyorum.

Minimalizm

Türk İşi Minimalizm‘in kanalı seyretmeyi en çok sevdiğim kanallardan biri. Özellikle Japon Kedi Ege ile olan videolara bayılıyorum. Hale de Ege de ilk minimalizm yolculuğunda blogları ile bana yol gösterenlerdendi. Videoları da severek takip ediyorum.

Tabii minimalizm denince The Minimalists‘i es geçmeyelim. Yıllar sonra bile dinlenmesi ilgi çekici yayınlar ve podcastlar yapmaları gerçekten takdire şayan. [İngilizce]

Yoga

Bu seneki hedeflerimden biri yogayı günlük hayatımın bir parçası haline getirmek. Fakat günlük yapacaksam kursa gitmek benim motivasyonumu azaltıyor. Evde yapmak beni daha mutlu ediyor. Bu yüzden video izleyerek yoga yapmayı seviyorum.

Bu konuda Türkiye’den takip ettiğim iki kişi Zeynep Şensoy ve Çetin Çetintaş. Zeynep Şensoy yüz yogası üzerine yoğunlaşsa da ben tüm beden yoga videolarını da severek uyguluyorum. Tavrı ve canayakınlığı videodan geçiyor, gerçekten çok motive ediyor insanı.

Çetin Çetintaş gerçekten özel bir yoga hocası. Konuşmalarını dinlemeyi çok seviyorum, ama bazen videoları bana çok hızlı ve zor geliyor. O zor gelse de yapmaya devam etmemizi istiyor ama ben nedense onun yönergeleriyle motive olamadım 🙂 Fakat Yoga Felsefesi videolarının kalitesine dünyada az rastlanır. Bunları YouTube’a koyduğu için minnettarım.

İngilizce olarak en sevdiğim ve beni en çok motive eden yoga kanalı Yoga With Adriene. Bu kadını ne kadar övsem azdır. Her gün matın başına zevkle geçmemi sağlayan insan Adriene, onun videolarından yapmasam bile 🙂 Keşke o da Çetin Çetintaş gibi Yoga Felsefesi videoları yapsa.

Bilgi- Günlük Hayat

Mirgün Cabas’ın yeni başladığı Boşlukları Doldur bu aralar favorim. Çok sevdiğim muhabirlerden biridir Mirgün Cabas. Onu yeniden seyretmek güzel oldu.

Barış Özcan’ı zaten bilmeyen yoktur sanırım. Bazı videolarını biraz bayağı bulsam da(özellikle uzay ve teknoloji ile ilgili olanları), yine de hikaye anlatıcılığı beni sarıyor, bir bakıyorum, çoğu videosunu izlemişim bir şekilde.

140 journos da yine böyle benim için. Bazı videolarını çok seviyorum, bazılarını anlamsız buluyorum, özellikle arka plandaki gürültülü müzikler çok itici geliyor. Ama öyle ya da böyle izliyorum, ve bu tür kanalların çoğalmasını umuyorum 🙂

İngilizce olarak da Kurzgesagt gerçekten çok beğendiğim bir kanal. Astronomi, biyoloji, beslenme, çevre, davranış psikolojisi gibi konularda zevkli animasyonlarla, sıkmadan, ama tüm referansları belirterek harika içerikler hazırlıyorlar. Hatta bir videosunu da paylaşmak isterim sizinle, Türkçe altyazısı da var, sağ alt köşedeki ayarlardan Türkçe altyazıyı açabilirsiniz.

İngilizce Öğrenme

Öğretmenlikte on yılımı dolduracağım, ama yine de bu İngilizce öğrenme videolarından vazgeçemiyorum. Hem kendim takip ettiğim, hem de öğrencilerime önerdiğim üç kanal var:

Let Them Talk TV: Bu adamın tam bir İngiliz olmasını seviyorum 🙂 Espri anlayışı, aksanı, değindiği konular gerçekten ilgi çekici. Intermediate ve üstü düzeydeyseniz bu kanalı çok seversiniz.

Learning English with TV Series: Bu arkadaş popüler dizi ve filmlerden sahneler alıp onlar üzerinden kelime, gramer, günlük konuşma öğretiyor. Neredeyse her seviyeye hitap ediyor. Sınıfta da kullanıyorum bu videoları, genelde öğrenciler çok ilgi duyuyor.

Aussie English: Avustralya İngilizcesine ilgi duyuyorsanız en kapsamlı kaynak burası. Bu kanalda hem aksan videoları, hem de genel olarak Avustralya hayatı ile ilgili podcast’ler var. Aynı elemanı podcast’ten de takip edebilirsiniz.

Ortaya Karışık- Kişisel Gelişim

Diksiyon TV: Bu seneki diğer bir hedefim ise diksiyonumu geliştirmek. Bu konuda Mennan Şahin’in videoları gerçekten yol gösterici.

jbittersweet: Bu İngilizce meditasyon kanalını çok seviyorum.

Lavendaire: Bu kızın da tarzına bayılıyorum. Her videosunu seyretmesem de, videoları düzenlemesi, ışık, renkler, müzik çok nitelikli. Vlog tarzı kanalları seviyorsanız ve kişisel gelişim, organizasyon, planlama gibi konulara ilginiz varsa bu kanal ilginizi çekecektir [İngilizce].

Ne çok sevdiğim kanal varmış! Tabii hepsinin her videosunu seyrediyor değilim, ama özellikle yurtdışında olunca sanırım televizyon yerine de YouTube’u koymaya başlamışım. Madem izliyorum bari faydalı olsun diye çabalıyorum. Sizin de hep takip ettiğiniz, benim beğeneceğimi düşündüğünüz kanallar varsa yorumlarda bekliyor olacağım.

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz: 
YouTubeinstagramFacebook

2019 da Okuduklarım

2020’de tam 44 kitap okumuşum! Hedefim aslında 52 kitap okumaktı, her hafta bir kitap, ama 44 kitap da benim için çok çok iyi bir rakam. 2019 hayatımda en çok kitap okuduğum yıl oldu. 🙂

Okuduğum kitapları analog olarak, özellikle ajandada her ayın son sayfasına kayıt ediyorum, ama dijital olarak da kayıt etmek çok kullanışlı oluyor. Goodreads bu konuda çok sevdiğim, yaklaşık 10 yıldır kullandığım bir site. Tavsiye ederim size de. Okuduğum kitapların tam listesini de goodreads profilimde bulabilirsiniz.

Bu sene üç alanda kitaplar okumuşum: Edebiyat, kişisel gelişim (psikoloji, bilinçli farkındalık vb de bu gruba ekliyorum) ve minimalizm.

Son videomda okuduğum kitaplardan bir seçkiyi paylaştım ve nasıl kitap okuma alışkanlığı kazanabileceğimizden bahsettim. Buyrunuz:

2020’nin Kelimesi: Derin

Son 3 yıldır kendi kendime oynadığım bir oyun var: O senenin kelimesini belirliyorum. Böylece hem sene içinde bu kelimenin odağım olduğunu hatırlayıp kendime bir yol haritası çizebiliyorum; hem de bir senedeki gelişimime bu kelime açısından bir bakma imkanım oluyor. Karanlık sulardaki kişisel deniz fenerim gibi oluyor bu kelime.

2017 için kelimem “Yaz” dı, 2017 yılında el yazısı ve dolmakalemler olsun, yaratıcı yazarlık ve blog olsun yazının her türlüsünde kendimi geliştirdim gerçekten.

2018’in kelimesi “Yaşa” oldu, 2018’de Singapur’a taşındık, her yeni deneyimimde, yargılamaktan çok yaşamaya özen göstermeye çalıştım. Sanırım 2018 yılı hayatımda en değişik deneyimleri yaşadığım yıllardan biri olarak kalacak. İş hayatım epey stresliydi Singapur’da, ama buna rağmen dolu dolu bir yıl geçirdim.

2019’un kelimesi ise (aslında iki kelime de idare edin :)) “Cesur Ol” du. Bu sene gerçekten de cesur olmamı gerektirecek bir dolu deneyim yaşadım ve bu iki kelimeden çok güç aldım. Avustralya’ya taşındık, Singapur’dakinden çok daha farklı bir deneyim oldu burası. Singapur’da iş ve arkadaş bulma konusunda çok da sıkıntı yaşamamışken burada yaşadım. Başlangıçları hep benim yapmam gerekti, hep korkularımla yüzleşmem gerekti. Avustralya’da geçen bir yılımı da uzun uzun yazmam gerek aslında, Singapur’a dair çok yazdım ama burasıyla ilgili sadece bir yazım var. İlk senenin heyecanları ve hatalarını unutmadan yazmalı. 🙂

Bu senenin bitmesine on gün kala aslında bir korkumla daha yüzleşeceğim: kamp yapma ve şnorkelle yüzme. Yüzmeyle ilgili küçüklüğümden beri aşamadığım bir korkum var, kamp da gözümü korkutmuyor değil. Benim için önümüzdeki günler heyecanlı ve de tam bu senenin mottosuna uygun olacak 🙂

Aralık ayının başından beri de acaba bu senenin kelimesi ne olsa diye ara ara düşünüyorum. Hatta bulamadım da hiçbir şey, her kelime vasat geldi, özenti geldi. Sonunda geçen gün dişlerimi fırçalarken buldu beni 2020’nin kelimesi: Derin.

Bu haftanın videosunda Enneagram’dan bahsetmiştim, ben tam bir Dokuz olduğumu fark ediyorum Enneagram’ı araştırdıkça. Kısaca anlatmam gerekirse bu teori insanları dokuza ayırıyor. Doğduğumuz andan itibaren hepimizin bu gruplardan birine dahil olduğumuzu, ve hayatımız boyunca bunun değişmediğini, ve bizim kişiliğimizi oluşturduğunu varsayıyor. İlginç yanı ise hiçbir grup öbüründen iyi ya da kötü değil, ama her grubun Sağlıklı-Vasat-Sağlıksız yönleri var. Kendimizi tanıdıkça Sağlıksız yöne doğru kayan alışkanlıklarımızı görebilir, ona göre tedbir alabilir ve daha sağlıklı yöne geçebiliriz.

Enneagram şeklinin tepesinde yer alan Dokuz’un en önemli özelliklerinden biri diğer tüm kişiliklere kuşbakışı bakması. Hepsinden biraz iyi yön alması, ama eğer çaba göstermezse her şeyde başlangıç seviyesinde kalma tehlikesi var. Yargısızlık, başkalarının kararlarına uyum sağlama, herkeste haklı bir yan bulma da bu “peacemaker” (arabulucu) denen tipin olağan hareketleri. Yine çoğu zaman iyi özellikler gibi gözükürken, aslında bu yüzden insanlara “belli bir kişiliği olmayan”, “tanıması, anlaması zor” insanlar olarak gözükebiliyor Dokuz.

İşte bunları düşünürken hep aklıma “derin” kelimesi geldi. Bunları çözmek için derine inmeliyim. Sadece sığ sularda yüzerek olmayacak bu iş. Ayrıca hayatımda o kadar çok başlatıp da gerisini getirmediğim şey var ki.. Yoga, meditasyon, ikinci yabancı dil (ler- Almanca, Japonca, Korece), yaratıcı yazarlık (yüzmeyi de buna ekleyeyim hatta, derinlerde yüzmekten korkma)… İlgimi çeken o kadar çok şey var ki hepsini öğrenme isteğinden hiçbirini ilerletemiyorum. Tam bir “jack of all trades, master of none” durumu maalesef.

O yüzden bu sene neyle ilgilenirsem ilgileneyim, sığ sularda, başlangıç seviyesinde kalmaktansa, derine inmeye çabalayacağım. Sadece bu kelimeyi yılın kelimesi bellemek bile, şimdiden beni motive etti. 🙂

Hadi siz de kendinize, 2020 için bir kelime seçsenize. Benim için en verimli ve gelişmeme yardımcı şeylerden biri oldu bu son yıllarda. Hangi kelimeyi seçtiğinizi yorumlarda bekliyor olacağım.

Minimalizm Herkese Uygun Mu? Farklı Kişilik Tipleri ve Minimalizm

Ekim ayında çok güzel bir kitap okudum: Anne Bogel’dan Reading People.

İnsanları anlamak için önce kendimizi anlamak gerek, bu kitap da kendimizi tanımak için yıllar içinde kabul görmüş araçları özetlemiş. Günümüzde başkalarını tanımaya çalışıp etiketler koymak çok moda, ama Delfi tapınağındaki o sözlere ve felsefenin doğuşuna geri dönmek gerek belki de: “Kendini Tanı”. Bu araçların çoğunu ben bilsem de, yeniden hatırlamak ve Bogel’in kendi yaşamından ve ailesinden tecrübeleri dinlemek çok hoştu. Kitabın Türkçesi çıkar mı bilmem ama tavsiye ederim.
Kitapta bahsedilen kendimizi anlama araçları bunlar:
✨İçedönüklük- dışadönüklük
✨Aşırı hassas insanlar (highly sensitive people)
✨5 Sevgi Dili
✨Keirsey’s Temparaments ve Myers-Briggs Kişilik Tipleri
✨Clifton Güçlüyanbulucu (Strengthsfinder)
✨Enneagram

Bu kavramlar içinde daha önce üzerine düşünmediğim, okumadığım iki kavram aşırı hassas insanlar ve Enneagram’dı. Özellikle Enneagram’ı çok ilginç buldum ve üzerine iki kitap daha okudum: Personality Types (Don Richard Riso) ve The Road Back to You (Ian Morgan Cron).

Enneagram gerçekten çok enteresan bir konu, derine indikçe insan doğası hakkında çok şey öğreniyorum. Bir yandan da kişilik tiplerimizin eşyayla ilişkisi ve minimalizme etkileri hakkında düşünüyorum. Yeni videomda bu konuya değindim, aşağıdan izleyebilirsiniz: