Bu hafta Veda Ettiklerim

Bu hafta benim için manevi değeri olan, ama artık kullanılmayan gitarıma veda ettim. Yıllardır İzmir’de, ailemin evinde duruyordu. Yaklaşık 7 yıldır hiç kullanılmıyordu. Halbuki ilk aldığım dandik gitarımı, büyük heveslerle ne çok çalmıştım bir altı yıl kadar… Sonra para biriktirip bu Yamaha gitarı almıştım. Nedense bu kaliteli gitarı aldıktan sonra soğumaya başladım çalmaktan, halbuki en doğru düzgün kurslara da o zaman gisn853792ttim. Yaklaşık bir sene klasik müzik, bir sene de flamenko çaldım bu gitarla. Ama sonunda şunu anladım: Ben gitar çalmak için doğmadım. Günde yarım saat pratik bile beni sıkıyordu. Ama iş yazmaya gelince örneğin, saatlerce yazabilirim, elde ya da bilgisayarda. Saatlerce yemek yapabilirim, olmasın, baştan deneyebilirim. Gitar konusunda ya bir yerde cesaretim kırıldı ya da dediğim gibi baştan beri zorluyordum belki de. Azaltarak bıraktım gitarı. Bu fotoğraf da çaldığım son zamanlardan, 2009 civarı.

Müzisyen bir arkadaşıma bu hafta başında bu gitarı ne yapabileceğimi sordum, severek alabileceğini söyledi. Hatta gitar koleksiyonunda bir tek klasik gitar eksikmiş. Sembolik bir miktara sattım kendisine. Zaten benim için önemli olan da birinin alıp severek kullanmasıydı onu, hatta mümkünse benden daha fazla. Bu nedenle çok, çok mutluyum gitarım bu arkadaşımda yaşamaya devam edeceği için.

İkinci veda ettiğiimg_0997m şey ise sekiz adet kitap oldu. Ara Dünya ve Devlete Karşı Toplum’u daha okumak istemediğime karar verdim. Macbeth ve Uğultulu Tepeler’in İngilizcesi kitaplığımda var. Vadideki Zambak, Doğa Tarihi ve Yatak Odasında Felsefe’yi zaten hiç sevememiştim. Kumarbaz’ı ise bir daha okumak istesem de bu çeviriyi beğenmedim. Daha önce Özgür Dönüşüm yazımda bahsettiğim, çalıştığım üniversitenin grubuna verilik olarak koydum ve bir dakika geçmeden hepsine talip çıkmıştı. Yıllarca kitaplığımda durup, okunmayan bu kitapları şimdi birilerinin severek okuyacak olması da çok, çok mutlu etti beni (Geçen ay da yedi-sekiz ders kitabımı benim bölümümde okuyan bir öğrenciye vermiştim. Sanki bir daha bakacakmışım gibi yıllarca sakladığım kitaplar. Marie Kondo- bu kadın hakkında artık bir yazı yazmam lazım- en çok da bu ders kitaplarından direk kurtulmayı öneriyor).

Bu arada kitaplardan söz etmişken hoş bir tesadüften bahsedeyim. Çok sevdiğim bir dostum okulsuz eğitime merak saldı, doğum günü de geliyordu, ben de ona kitaplığımdan “Okulsuz Toplum” kitabını alıp götürdüm. Diğer aldığım hediyelerden çok buna sevindi. Birkaç hafta sonra da, bitkilerden ilaç ve merhem yapımıyla ilgili bir kitaptan yanlışlıkla iki tane sipariş vermiş, birini bana gönderdi. Çok hoş ve tesadüfi bir takas oldu aramızda. 🙂

Evimizi dolduran eşyaları “ya gerekirse” diye yıllarca saklıyoruz. Benim durumumda örneğin, o gitar ne kadar kullanılmazsa o kadar değersizleşecekti, artık yeni bir sahibi olmasına en çok da kullanılacağı için  mutluyum. Kitaplardan kurtulmak da bir hayli zor. Ancak yıllar sonra torunlarımız bizden kalan birkaç kitapla mutlu olacaklarsa da sanırım 400-500 kitap kalırsa elemek zorunda kalacaklar. Bu yüzden önemi olanlara gözümüz gibi bakıp, önemsiz olanları da hediye ya da takas ederek elden çıkarmak en mantıklısı geliyor bana.

2016’da Okuduklarım

kitap

2016 kötü bir yıldı. Gerçekten, tek kelimeyle kötü. Patlamalar, darbeler, ölümler, ölümler, işten çıkarılmalar, yasaklar. Endişe, korku, panik. İnsan ne kadarını kaldırabilir bilmiyorum. Ben de kitaplara sığındım.

Geçen yıl yirmi dokuz kitap okumuşum. Benim için  yüksek bir rakam, genelde yirmi civarı kitap okuyabiliyordum bir yılda. Tabii bazen öyle bir kitap çıkıyor karşınıza, elli sayfa da olsa ağırlığı altında eziliyorsunuz, ya da aynı şekilde çok uzun bir kitap çok akıcı olup birkaç günde bitebiliyor ve pek de bir şey katmıyor. Ben birkaçı dışında bu kitaplardan çok keyif aldım.

İşte 2016’da okuduklarım: (Bu arada okuduğum kitapların kaydını beş senedir Goodreads’te tutuyorum, arada küçük incelemelerimi de ekleyerek. Buradaki bazı incelemeleri direk orada yazdıklarımdan alacağım.)

5 yıldız verdiklerim şiddetle tavsiye ederim anlamına geliyor.

4 yıldız, okumaya değer, 3 yıldız ise kitaptan alınacak şeyler var ama büyük ihtimalle yazı dili beni rahatsız etti, yeteri kadar kaliteli bulmadım, ya da beni içine alamadı anlamında.

Bu arada, bu kitapların yalnızca 9 tanesini satın almışım, bunların iki tanesini de anneme hediye ettim. İki tanesi eşimin kitaplığından, diğerleri ise arkadaşlardan ya da kütüphaneden alındı. Halihazırda evde şu an yüzlerce kitabımız var. Bunlarla ne yapacağıma pek emin değilim, sanırım tez vakitte bir kitap arınması yaşamam lazım 🙂

I. Edebiyat:

Agatha Cristie- On Küçük Zenci ★★★★★

Haruki Murakami- Zemberekkuşunun Güncesi ★★★★★

Her seferinde diyorum, bu sefer olmamış mı,  hayal kırıklığına uğrar mıyım diyorum yok. Yine çok ince, yine çok güzel. Japonya’nın kayıp nesline ithaflar çok fazla. Japonların birinci ve ikinci dünya savaşlarında masum bir görüntü yaratmalarına da kızıyor Murakami bir yandan. Kimse masum değil diyor. Öte yandan masumcuk bir genç kız portresi çiziyor, Kasahara. Başkahramanımız Okada ise yalnızca dinliyor hikayeleri, en önemli görevi noktaları birleştirmek oluyor.

Kazuo Ishiguro- Avunamayanlar ★★★★✩

Dimitris Sotakis-Soluğun Mucizesi ★★★★★

Müthiş. Tüylerim diken diken oldu.

Nikos Kazancakis- Zorba ★★★★★

Bu kitaba altı yıldız da verilirdi, o derece sevdim Zorba’nın hikayesini. Böyle bir bilgeliği bulmak çoğu zaman imkansız. İyi ki evinin taraçasında otururken yazmaya karar verdin de, böyle güzel bir insanın hikayesi unutulmadı Nikos. Çok, çok etkilendim.

Johanna Spyri-Heidi ★★★★★

Heidi benim okumayı öğrendiğimde okuduğum ilk gerçek kitap, Milliyet gazetesinin verdiği mor kapaklı baskısı hala kitaplığımda duruyor. Çizgi filmiyle beraber çocukluk kahramanımdır Heidi. Bu sefer Almanca’ya daha yakındır diye düşünerek İngilizce çevirisinden okudum, yine çok sevdim.

Hakan Bıçakçı- Doğa Tarihi ★★★✩✩

Fikir çok iyi, ama anlatımı vasat buldum. Kitap ortalara doğru ilerlemedi ve tekrara girdi, hiç yapmayı sevmesem de bi 50 sayfa atladım. Tam da climax’e denk gelmişim ki o noktadan sonra -yani kitabın son 50 sayfasında- ilginçleşmeye başladı. Keşke ilk kısmı biraz kısa tutup gerilimi kitabın başından itibaren sağlasaymış.
Bunun dışında kitabın bir distopya olduğunu düşünmüyorum. Bıçakçı’nın Doğa’nın dünyasına girebildiğini de düşünmüyorum, ve bu beni bir okuyucu olarak çok şaşırttı. En pislik karakterlerin bile sevilesi yanlarını açar bize yazar, öyle değil midir? Herhalde yarattığı karakterden böylesine tiksinen bir yazarı ilk defa görüyorum. 3 yıldız son 50 sayfanın hatırına.

Oya Baydar- Yetim Kalan Küçük Şeyler ★★★✩✩

Ahmet Ümit-Patasana ★★★★✩

Stefan Zweig-Satranç ★★★★✩

Herkesin ısrarla okumamı tavsiye ettiği bir kitaptı. Evet, güzeldi ve okunması gerekiyordu, ama beni herkesin anlattığı derecede sarsmadı. Benim ilgimi çeken Dr. B’den ziyade Mirko ve onun gizemi oldu, keşke onun kafasının içine de girebilseydik dedim. Ama zaten Zweig’ın istediği de onun kafasının içine giremememizdi. Belki de kitap tam kafama oturmadı, biraz zaman vermek lazım.

Stefan Zweig- İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar ★★★★✩

William Goldman- Princess Bride ★★★★✩

Truman Capote- Breakfast at Tiffany’s ★★★★✩

F. Scott Fitzgerald- Three Hours Between Planes (kısa hikaye) ★★★★★

Andy Weirr- The Egg (kısa hikaye) ★★★★★

II. Minimalizm

Marie Kondoe- Spark Joy ★★★★★

Bu kitap Marie Kondoe’nun ikinci kitabı.  Ben iki kitabını da İngilizce okudum, ama ilk kitabı “Derle Topla Rahatla” adıyla Türkçe’ye çevrilmiş, çok sevindim. Bu çılgın kadının tarzına bayılıyorum. Aslında bu iki  kitap hakkında bir yazı yazmam lazım uzun uzun. Evimdeki her şey bana mutluluk vermeli diyor Konmari, hatta sıvı deterjan şişesini bile kurdeleyle süslüyor! Neden olmasın, çünkü banyo dolabını her açtığında onu gülümsetiyor.

Umarım bu kitabın da Türkçesi çıkar yakında. Derle topla rahatla, şiddetle tavsiye. 🙂

Unclutter Your Life in One Week ★★✩✩✩

 Simpler Living: Over 1,500 Ways to Simplify, Streamline, and Remake Your Life ★★✩✩✩

Bu iki kitabı, minimalizm hakkında biraz daha öğrenebilmek amacıyla kütüphaneden  aldım ama maalesef ikisi de beni hiç tatmin etmedi. Bu konuda bir tek Kondoe’ya güveniyorum sanırım, eğer okuduğunuz ve sevdiğiniz minimalist yazarlar varsa lütfen bildiriniz. 🙂

(Not: Bu arada Francine Jay’in ünlü kitabı da Azla Mutlu Olmak adıyla Türkçe’ye çevrilmiş. Bunu da iki yıl önce orijinal dilinde okumuştum, fena değil ancak bir Kondoe da değil. Yine de bakın siz 🙂 )

III. Psikoloji- Mindfulness- Farkındalık

Richard Carlson- Ufak Şeyleri Dert Etmeyin ★★★✩✩

Abraham Maslow- Toward a Psychology of Being ★★★★✩

Gary Chapman- Beş Sevgi Dili  ★★★★✩

Miguel Ruiz- Dört Anlaşma  ★★★★✩

Bu beş kitap içinde en sağlamı.

Miguel Ruiz- The Four Agreements Companion Book  ★★★✩✩

IV. Kategorileştiremediklerimizden misiniz?

David Spence- Monet, Empresyonizm ★★★★★

Bu ressama doyamayacağım sanırım. Fransız kültürüne hiç aşina olmamama rağmen, müzikte Chopin, resimde Monet beni alıp götürüyor, bayılıyorum ikisiyle ilgili şeyler öğrenmeye.

Eva Ruchpaul- Hatha Yoga  ★★★★★

Deniz Erten- İşaret  ★★★✩✩

Steve Turner- A Hard Day’s Write: Stories Behind Every Beatles Song  ★★★★✩

Daniel Klein – Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer: Felsefeyi Mizah Yoluyla Anlamak ★★★✩✩

 

 

Makyaj yapma, kendin ol, böyle çok daha güzelsin!

Makyaj yapmayı hiçbir zaman sevmedim.

Hiçbir zaman.

İlk makyaj deneyimim lisede, okul gezisi için gittiğimiz  İstanbul’da idi. Kaldığımız Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi’nin yatakhanesinde, kızlar birbirlerine göz kalemi çekiyorlar, ben de uzaktan seyrediyordum. Bana da çekeceklerini söylediler, tamam dedim. Ama pek başarılı olamadılar, çünkü gözüm yabancı maddeye hemen tepki vermişti, sürekli kırpıyordum gözlerimi.

Niyeyse sonrasında anlaştığım tek makyaj malzemesi göz kalemi oldu. Üniversitede giysilerime göre mor, mavi, yeşil, siyah göz kalemi kullandım, şimdi yalnızca siyah var.

İlk fondöten ve rimelimi, üniversite son sınıfta, staj için bir liseye gittiğimizde almıştım (İlk kumaş pantolonumu da). Sanki yirmi yaşında olmak suçmuş, ve ben makyajla daha büyük görünmek zorundaymışım gibi kendimi kamufle ediyordum. Öğretmenliğe başladığımda da kamufle durumu değişmedi, küçüktüm, öğrencilerin saygı duymadığını hissediyordum. O zaman da basıyordum fondöteni, allığı, rimeli. Sivilcelerimden de utanıyordum hem, lise öğrencisi gibi, yirmisinden sonra insanın sivilcesi mi çıkar diyordum. İlaçlara, tedavilere rağmen hala bir ergen suratına sahip olmak güvenimi kırıyordu. Hem makyaj yapmayan öğretmen mi olur? Her daim şık şıkırdım olmalısın.

Böyle hissediyordum öğretmenliğin ilk yıllarında. Ama kendime güvenim arttıkça artık makyaj yapmak çok saçma gelmeye başladı. Hem sonra onu temizlemeye hep üşendiğimden sivilcelerim daha da kötü bir hale geliyordu. Radikal bir biçimde değil de, yavaş yavaş azalttım, Makyaj Mezarlığım adlı yazımda ilk kurtuluşumdan bahsetmiştim. Ve şimdi bana bir yüz kremi, bir göz kalemi yetiyor. Bazı günler göz kalemi bile sürmüyorum ama ondan hala vazgeçmiş değilim. Bazı günler de renkli BB krem sürüyorum, özellikle sivilcelerim rahatsızlık derecesinde cildimi işgal ettiğinde, ya da düğün derneğe gidildiğinde. Fakat artık şu rahatlığa sahibim: Bu sabah uyandığımda yalnızca yüzümü yıkayıp dışarı çıkabilirim, ve bu beni hiç mi hiç rahatsız etmez! Dışarı çıkmak için maskeye ihtiyacım yok, insanları etkilemek için ise hiç yok! Hem zaten en çok acı çekenler kendinden uzaklaşmaya çalışanlar değil mi?

Alicia Keys Celebrates Upcoming New Album "HERE" With Special Show in Times Square

Şekil A.1: Makyajsız Alicia Keys

Cilt bakımı konusunda da epey bir ilerleme kaydettim. Elimdeki ürünleri bitirince Yves Rocher’den devam etmeye karar verdim. Ticari bir marka olsa da öncelikle hayvanlar üzerinde test edilmemesi, sonra da paraben ve sülfat içermemeleri bu markayı tercih sebebim.

img_0942

Şekil A-2: Bu kadarı valla yetiyor.

İşte tüm saç-cilt bakımım ve kozmetiğim bu kadar! Lipbalm tarzı şeyleri eklemeyi unutmuşum, dudaklarım çok kuruduğu için olmazsa olmazım: artisan yapım bir balmumu kremim var ki dillere destan.

Dediğim gibi saç ve cilt bakımı için Yves Rocher mutlu etti beni, güneş kremi ve göz kaleminde ise Missha. Missha da hayvan testlerine karşı, Koreli bir kozmetik markası. Keşke BB kremleri de benim cildime uygun olsaydı da Nivea’ya kalmasaydım. Ama şu ana kadar denediğim beş-altı BB krem içinde cildime en uyumlusu, en sivilce çıkarmayanı Nivea, o yüzden şimdilik ondan devam ediyorum. BB kremi tamamen hayatımdan çıkardığımda ona da bay bay diyeceğim. 🙂

Sağ alt köşede gördüğünüz ise Edremitten alınmış zeytinyağı sabunu. Eşim sağolsun, duş jelini hiç sevmez, beni o alıştırdı sabuna. Aslında bu kadar alerjik bünyesi olan ben senelerce neden duş jeli kullandım onu da anlamıyorum, mis gibi sabun varken. Evde varsa zeytinyağı sabunu, yoksa da kalıp banyo sabunlarından kullanıyoruz (duru’nun gliserinli zeytinyağlı sabunu ve hacı şakir’in hamam sabunu süper kokuyor laf aramızda, ama doğal zeytinyağı sabunu bulunabiliyorsa baş tacı tabii ki!)

Son birkaç senedir, hayatımda ilk defa, yüzüme bakıyor ve aynaya yansıyan bu yüzü seviyorum. Ergenlik döneminde, hiç sevmiyordum dış görünüşümü, sivilceli ve gözlüklü olarak bir ezik klişesini yerine getirdiğimi düşünüyordum. Şimdi de sivilceli ve gözlüklüyüm, ama güveniyorum artık kendime. O yüzden artık maskelere de ihtiyacım yok. Ne güzelmiş kendin olmak!

Deodoranta Elveda.

Yıllardır kullandığım deodorantlar beni sürekli rahatsız etmekteydi. Kimi etkisiz, kiminin kokusu parfümü bastıracak kadar ağır, kimi yapış yapış…

Antiperspirantlara-terlemeyi önleyici deodorantlara- oldum olası şüpheli yaklaşırdım, içeriğindeki alüminyum klorid ve türevlerinden dolayı. Bu madde vücuda alındığında kanser ve alzheimer oluşumuna ortam hazırladığından bahseden tıbbi çalışmalar mevcut, fakat günümüz dünyasında öyle değişik yerlerden öyle değişik maddelere maruz kalıyoruz ki, vücuttaki alüminyumun yalnız deodoranttan geldiğini söylemek güç. Aynı şekilde başka bir araştırmada da meme kanserine yakalanmış hastaların çoğu antiperspirant kullanmış çıkıyor. Ama yine de sadece bu yüzden kanser oluşmuş diyemeyiz, çok fazla değişken var bu yönde karar vermemizi engelleyen.  Nihayetinde insan bedeni hakkında bildiklerimiz henüz çok, çok az.

Yani aslında antiperspirant kullanıp kullanmamak tamamen kişisel bir tercih, ki konuda da bilimsel bir dayanağımız yok. Fakat benim kendimde gözlemlediğim, hangi marka olursa olsun, içinde alüminyum olan, olmayan, kristal, taş, ya da “doğal” deodorant, kullandığım istisnasız tüm deodorantlar bende iritasyon ve kuruluk oluşturuyor. Her gün kullanıp bir gün kullanmadığımda ağır ve utanç verici bir koku olabiliyor. Ve bazı günler tüm vaatlere rağmen ne terlemeyi ne de kokuyu engelliyorlar. Para verdiğinle kalıyorsun.

Bir arkadaşım deodorant niyetine limon kullandığını söylemişti. Ben ona cesaret edemedim, gittim limon yağı aldım. Sonuçta kaybedecek bir şeyim yoktu, risksiz bir deney. Kokusuna da bayılırım zaten limonun 😊 🍋.


Yazın en sıcaklarında, Ağustos’ta başladım her gün bir iki damla limon yağı kullanmaya ve 7 aydır kullanıyorum. Vücudum ilk haftada hemen alıştı. Artık çok daha az terliyorum, ve son 7 aydır neredeyse hiç duymadım ter kokumu. 7 ay önce yaklaşık 10 liraya aldığım 20 ml’lik şişe henüz yarısına bile gelmedi hem de. Yani benim için hem güvenli hem de ekonomik bir seçim oldu limon yağı.

Bunun yanında menekşe yağını da denemek istedim. Parfüm gibi bir şey bu menekşe yağı, kokusu çok baskın. Alırken de dikkat etmek lazım, bazı markalar yapraktan, bazıları çiçeğinden yapmış yağı ve ikisinin kokuları çok farklı. Bendeki çiçekten yapılmış (Yapraktan olanı daha odunsu ve erkeksi).Özellikle çok sıcak günlerde fena olmuyor, ama çiçeksi kokuları sevmiyorsanız hiç önermem. Limonun kokusu sürdükten bir iki dakika sonra neredeyse hiç hissedilmiyor ama menekşeyi gün sonunda bile duyabilirsiniz.

edit: Bugün bir arkadaşım odanın öbür ucundan yaklaşıp “Parfümün ne kadar güzel! dedi. Aslında o parfüm değil menekşe yağıydı! 😊

Bu arada lavanta ve çay ağacı yağlarını çok severim ama bu konuda hiç başarılı bulmadım kendilerini, bu da dip not olsun. Tabii marka da çok etkili olabilir. Evde olan yağlarla deneme yapıp hangisi cildinize uygun bulabilirsiniz 😊.

“Tükettiğini Üretiyor Musun?”

Azra Kohen’in “Aeden” isimli kitabı beni son günlerde öyle içine aldı ki, sanki kitabın karakterleri Sonje ve Numi’yle yaşıyorum. Sanki beni sorguluyorlar her hareketimde, yargılamıyorlar ama, anlamaya çalışıyorlar neyi neden yaptığımı. Kitaptaki kadın karakter Numi’ye, kendinden çok daha gelişmiş bir varlık tarafından bu soru soruluyor:

Tükettiğini üretiyor musun?

O da safça ve özgüvenle, tükettiği besinlerin yerine her baharda tohum ektiğini, giysilerini nasıl ürettiğini anlatıyor.

Bana da soruyorlar sanki o soruyu.

Tükettiğimi üretiyor muyum?

Neredeyse hiç! Belki öğretmenlik mesleğimden kaynaklı, bilgi üretiyorum, paylaşıyorum evet, ya da bir kaç değersiz şey yazıp çiziyorum. Onun dışında hiçbir üretim yaptığım yok!

Buna rağmen yaşayıp gidiyorum, keyfime diyecek yok. Ama bu işte bir gariplik var. Ben ürettiğimden çok tüketiyorsam, bir yerde birileri ürettiğinin kat kat azını tüketiyor olmalı dengenin sağlanması için. Ve bir yerde de birileri , hiiç düşünmeden, zerre üretmeden safi tüketiyor bunun da farkındayım. Ne adaletsiz bir dünya! Yaşamayı en çok hak edenlerimiz en diplerinde dolanıyor bu spektrumun. Hayata en çok tanıklık edenler, onu deneyimleme fırsatı olmadan başkalarına teslim ediyorlar.

Bu dünyada neyi en iyi yapıyorsan onu yap, diyor Azra Kohen. Herkes öyle diyor, o ilk değil. Buna cesaretimiz var mı? Belki o zaman gidişata bir çomak sokup, tükettiğimiz kadar üretip, daha doyumlu hayatlar yaşayabiliriz. Şansımız varsa, biraz da evrimleşir miyiz?

Kısa Saçı Tercih Etmek için 5 Neden

Sadece saçlarını kestirmek bile insanın günlük akışının değişmesine sebep olabiliyor. Ben kısa saçı çok seviyorum ve bazen omuzlara kadar uzatsam da genellikle kısa saçı tercih ediyorum. İşte 5 maddede nedenleri:

crkqtgqgqx0-tamarcus-brown

1. Kısa saç pratiktir.

Kısa saça şekil vermek için ihtiyacınız olan zaman ve efor çok azdır. Benimkisi gibi ok inatçı saçlarınız olsa bile az miktarda köpük ya da 5 dakika düzleştirmeyle şekil verebilirsiniz. Eğer şanslıysanız, sadece yıkayıp çıkmak paha biçilemez. 🙂

k_4a59mzzty-binh-ly

2. Saç bakım ürünlerine ihtiyacınız azdır.

Saçlarım uzadıkça, dökülmeye başlıyor ve başa çıkması çok zor hale geliyor. Her kadın gibi benim de kendimi kozmetik dükkanında bulup saç dökülmesine, dolaşan saçlara vs. özel ürünlere bakarken bulduğum oluyor. Zamanında çok da aldım böyle ürünlerden, en pahalısından en doğalına. Maalesef çoğu ürün vaat ettiğinin çok altında. Fakat saçlarınız kısaysa, böyle dertler de azalıyor ve çoğunlukla sadece bir şampuan yeterli oluyor. Hele ki bu aralar yıllardır aradığım şampuanı bulduğum için keyfim epey yerinde.

hxctvxljrwi-aidan-meyer3. Aksesuarlara ihtiyacınız yok gibidir.

Tabii tel toka (ya da paravana, ya da firkete, nasıl diyorsanız) bulundurmak lazım, ama onun dışında saç lastikleri, tokalar vesaire dağınıklığına kısa saç ile son verdim. Saçlarım biraz omuz hizasına uzasın, hemen toplamak isteyenlerdenim. Bu da evde her şeyin altında ve üstünde toka bulan eşimi deli ediyor. O tokalara kaç yer belirlesem de yine koltuğun üzerinde, yatağın altında yer buluyorlar kendilerine. Kalıcı çözüm hiç toka kullanmamak.

4i7-mcm7xsy-jens-lindner

4. Saçlarınız daha az dökülür (ya da size öyle gelir!)

Eşim ya da ben birkaç ay kuaföre gitmeyelim, evin her yeri saçtan geçilmiyor. Bizim yaşadığımızı herkes yaşıyor mu diye internette bir küçük araştırma yapayım dedim. Görünen o ki saçları uzun olan çoğu kişi saç dökülmesinden şikayetçi, ama uzayan saçların daha çok döküldüğüne dair bir kanıt mevcut değil. Belki de normalde dökülen saçlar daha uzun olunca insanın gözüne batıyor. Belki de ortadan kopuyorlar, dipten değil, henüz bilmiyoruz. Ama bildiğimiz tek  şey kısa saçın dökülmesinin daha az sinir bozucu olduğu!

0b73d34bc373c1ee29654fd4aeba1be8

Şekil A-1

5. Kısa saç havalıdır!

Şekil A-1’de görülen Dolores yengenin sayesinde hangi 90lar ergeni saçlarını kısacık yapmak istemedi söyleyin! Tabii hepimiz onun kadar havalı olamasak da, kısa saçın hala çok havalı göründüğüne, özellikle bakımsız uzun saçlılarla karşılaştırınca epey bir önde olduğuna katılıyorum.

Ama tabii bir de Alanis Morissette var o yıllarımızdan. O ve onun gibiler uzun saçlarıyla güzel, sakın kestirmesinler! 😀

alanis-morissette-005

Umarım bu yazı bir daha kuaföre gittiğinizde daha kısa ve eğlenceli bir saç modeli denemeyi düşündürmüştür.
 Dolores ve Alanis harici tüm resimler, özgür kullanıma açık resimleri bulabileceğimiz unsplash.com’dan alınmıştır.

5 Reasons to Prefer Short Hair

Even a very simple choice such as a haircut can change one’s daily routine greatly. Here are my top reasons why I prefer short hair.

crkqtgqgqx0-tamarcus-brown

1. It’s practical.

You need minimum time and effort when styling short hair. Even with very stubborn hair like mine, all I need is a straightener and it takes 5 minutes at most. But for most, it’s just wash and go.

k_4a59mzzty-binh-ly

2. You don’t need that many hair products.

When my hair gets longer, it tends to tangle and shred, and makes me worry and run to the drugstore like most women. But with a bob-style haircut, all I need is a small amount of shampoo. And now that I’ve found the right shampoo after many tries, I’m in heaven.

hxctvxljrwi-aidan-meyer3. You need less accessories.

Of course I need pins and stuff, but when my hair is long I tend to tie it, which means my husband will find hair bands everywhere in the house, and it drives him crazy. So less hair, less mess.

4i7-mcm7xsy-jens-lindner

4. Less hair loss

Less hair, less mess again. When my husband or I skip going to the salon for a couple of months, our house is filled with hair! Gross, and I did a little bit googling about the fact. It turns out many people experience it, but there is little evidence to suggest that longer hair shreds more. Maybe it’s because they just break in the middle, or they stand out as they are longer. It may also because of tying the hair, which I do a lot. But when I have a bob haircut, I almost never shed any hair.

0b73d34bc373c1ee29654fd4aeba1be8

5. It looks cool!

Some people worry that they won’t look beautiful without long hair. You never know, most people who have the guts to have their hair cut look much younger and cooler in my opinion.

As my teenage role model was Dolores O’riordan, I always thought short hair was much beautiful and interesting than long, except for Alanis Morissette of course. She should never cut her hair! 😀

alanis-morissette-005

I hope this inspired you to try out a new hairstyle next time you go to the salon!

all images except Dolores and Alanis are taken from unsplash.com, a place for free photos.

2017’nin Anahtar Kelimesi: Yaz

unnamed2016 yazında, biraz boşluktan, biraz yalnızlıktan, kendimi dinlemeye epey vaktim oldu. Ve bir anda kendimi yazı ile ilgili bir maceranın içinde buldum. Birincisi, bu blog’u açtım ve yıllardır o ya da bu şekilde yaptığım günlük tutma işini bu bloga yönlendirmiş oldum. İkincisi, el yazımı güzelleştirme ve kaligrafi işine girdim ki bu başlı başına bir derya. Ben daha ancak ayak parmaklarımı suya sokmuş vaziyetteyim. Üçüncüsü ise yaratıcı yazarlık oldu. FutureLearn adlı üniversitelerin açık dersler verdiği sitede “Kurgu Yazmaya Başlangıç/ Start Writing Fiction” adlı dersi aldım, ve benim için yeni bir dünyanın kapılarını açtı. Küçüklüğümden beri hevesli olduğum kurgu yazma işini artık daha da ciddiye almaya karar verdim, ve Aralık ayında da gerçek bir yaratıcı yazarlık kursuna başladım. Benim için 2017, öyle ya da böyle yazı yazmak hakkında olacağa benzer. Umarım hep güzel şeyler olur da, melankolik olaylar sadece kurguda kalır. Hala umudum var.

17 Before 2017- and thoughts on 2016

Earlier in September, I set seventeen goals for myself to accomplish before 2017 starts. Here is what it looked like:

 

img_0728

November and December was crazy at work, so I can’t say I was great at making all of these goals come true. Let’s see how it went:

Goals 1 to 4: Minimalism

These were the goals related to my minimalism journey. Although my kitchen and vanity are quite compact as they are, I wanted to declutter them once again. However, apart from giving away empty jars and throwing away unused make-up, I haven’t been quite successful in these.

And again, although I know what to wear pretty much every day, I couldn’t set a time to organize my wardrobe just for work. I do love my winter sweaters, though!

My fourth goal was to finish 7 skincare and make-up products before 2017. I finished 2 of them, threw away 2, and working on the other 3.

 

Goals 5-9: Mind Goals

These are goals related mostly with mind. I started a novel about 4 years ago but never touched it for 3 years until I went back this year. But I am not sure if I like it anymore. I am like 5000 words in, and I’ll maybe go on, maybe not. Anyway, I would like to write an independent short story no matter what happens in my novel journey.

This is what I set out on. I’m proud to say that I wrote more than one story, in fact, I wrote 3 stories and I’m working on the 4th one. Plus, I registered for a creative writing course, which has been my highlight of the year.

FutureLearn: I managed to finish three courses at FutureLearn, which has been so great and informative. The courses are: Nutrition and Well-being, Start Writing Fiction and Mindfulness for Well-being and Peak Performance. These courses are given every two or three months, they are entirely free and given by professors all around the world, and are interactive so you get to participate in a lot of discussions. I strongly recommend the platform and these courses in particular.

In addition to writing, I wanted to read 50 books, but I could only finish 29. This is pretty big for me, I had set a rather impossible goal anyways.

And for my blog:

My blog of course is among my goals. Keeping a record here really helps me put things in perspective. Right now I have 100 followers, I want to double it by the end of the year.

I couldn’t spare much time on blogging since October, so I am a bit disappointed with myself. I have only 53 posts and 134 followers at the moment, which isn’t much progress since September. I hope I can work more on it in 2017.

Goal 10: Job

I started my new job on January 6th, and towards the New Year the committee will decide whether I will be permanent or not. Fingers crossed!

I have my final examination on Wednesday, so still fingers crossed!

Goals 11-14: Health

 

Oh I feel so guilty about this! I haven’t had my check-up, nor did I practice much yoga.

Goal 15: Crafts

I did finish the table cloth I started! Here is a close-up:

humming

Goals 16-17: Spirit

I’m still working on making meditation a daily habit. I think my main problem is that my days can be unpredictable, so it can be difficult to set a routine. But I am hopeful 2017 will be a better year for me to practice more mindfulness.

And last but not least, finishing the year in gratitude is so important to me. This year has been both challenging and rewarding for me. I got into a new job, and I went through a very interesting training process. Some parts of it I loved (like getting to know yourself first and being more mindful), while some parts I couldn’t really make sense. Serenity was my key word last year, yet I was more stressed than ever. Still, it is very interesting for me to see that every passing year I am growing as a teacher and a person, and it feels like I am getting more self-confident. I make more conscious choices, and behave more responsibly. I guess I have become an adult without even realizing!

As I am writing these, I am worried as well as excited for 2017. It hasn’t been a good beginning in Turkey (mass shooting at a night club in İstanbul) and it seems we can’t escape terrorism: it’s in our daily lives now. It is very distressing to live with it and go to public places, as there has been 3 massive suicide bombings in Ankara, where I live. There has been students in my school who lost their lives at the age of 18. It is just hope sometimes that keeps you alive, so my wish for the new year is to never stop hoping.