52 Küçük Değişiklik: Önyargılarda Minimalist Ol

Bu haftanın yeni videosunda önyargılarımızda minimalizmden konuşmak istedim. Hayat kalitemizi yükseltecek ve bakış açımızı değiştirecek en güzel şeylerden biri önyargılarımızı azaltmak. Umarım bu haftadan başlayarak siz de bu küçük değişikliği hayatınıza katarsınız.

Bu konuda blogda daha önce yazdığım yazıları okumak isterseniz:

Önyargılarda Minimalizm

Polyanna Ol

Bu haftanın yeni videosu:

Siz hayatınızda bu küçük değişikliği nasıl uygulayabilirsiniz? Yorumlarınızı bekliyorum.

Düğünler, Abiyeler, İnsanlar Ne Derler

Bu haftanın videosunda abiyelerden, düğün ve nikah hazırlıklarından bahsettim. Bu alan birçok kişi için zor, çünkü başkalarının bizim hakkımızda konuşmasından, bize gönül koymasından, bize küsmesinden korkuyoruz.

Sizin abiye, gece kıyafetleri ve düğünlere bakış açınız nasıl? Burada ya da videonun altında yorumlarınızı bekliyorum.

Minimalist Oldun. Peki Ya Şimdi?

Bu haftanın videosunda aslında uzun zamandır konuşmak istediğim, ama neresinden başlasam bilemediğim bir konuya değiniyorum. “The Minimalists” Joshua ve Ryan sağolsunlar ilham oldular bana.

Son soru-cevap videolarında minimalist olma hedefini gerçekleştirmiş, ama sonrasında gelen boşluk duygusuyla baş edememiş bir dinleyicinin sorusunu yanıtlıyorlardı. Bence bu çok anlaşılır ve doğal bir duygu, hatta minimalist hayatı denemek isteyenlerin bir korkusu da aynı zamanda.

“Ya bu eşyalar benim için sandığımdan daha önemliyse? Ya onları kaybedince bana dair bir şeyler de kaybolursa?” Bu korkular çok haklı korkular. Videoda bunlardan ve minimalizmin bir amaç mı, yoksa hedeflerimizi gerçekleştirmek için bir araç mı olduğundan bahsediyorum.

Bu arada Joshua ve Ryan’ın yaptığı gibi sizin de sorularınız olursa bir sonraki videoda cevaplayabilirim. Videonun altına ya da bu sorunun altına yorum olarak bırakabilirsiniz.

Minimalizm Herkese Uygun Mu? Farklı Kişilik Tipleri ve Minimalizm

Ekim ayında çok güzel bir kitap okudum: Anne Bogel’dan Reading People.

İnsanları anlamak için önce kendimizi anlamak gerek, bu kitap da kendimizi tanımak için yıllar içinde kabul görmüş araçları özetlemiş. Günümüzde başkalarını tanımaya çalışıp etiketler koymak çok moda, ama Delfi tapınağındaki o sözlere ve felsefenin doğuşuna geri dönmek gerek belki de: “Kendini Tanı”. Bu araçların çoğunu ben bilsem de, yeniden hatırlamak ve Bogel’in kendi yaşamından ve ailesinden tecrübeleri dinlemek çok hoştu. Kitabın Türkçesi çıkar mı bilmem ama tavsiye ederim.
Kitapta bahsedilen kendimizi anlama araçları bunlar:
✨İçedönüklük- dışadönüklük
✨Aşırı hassas insanlar (highly sensitive people)
✨5 Sevgi Dili
✨Keirsey’s Temparaments ve Myers-Briggs Kişilik Tipleri
✨Clifton Güçlüyanbulucu (Strengthsfinder)
✨Enneagram

Bu kavramlar içinde daha önce üzerine düşünmediğim, okumadığım iki kavram aşırı hassas insanlar ve Enneagram’dı. Özellikle Enneagram’ı çok ilginç buldum ve üzerine iki kitap daha okudum: Personality Types (Don Richard Riso) ve The Road Back to You (Ian Morgan Cron).

Enneagram gerçekten çok enteresan bir konu, derine indikçe insan doğası hakkında çok şey öğreniyorum. Bir yandan da kişilik tiplerimizin eşyayla ilişkisi ve minimalizme etkileri hakkında düşünüyorum. Yeni videomda bu konuya değindim, aşağıdan izleyebilirsiniz:

İndirimler hakkında ne düşünüyorum?

Black Friday kapıdayken, tum mağaza ve online alışveriş siteleri indirimin dibine vurmuşken ben de sizlerle indirimlerle ilgili ne düşündüğümü paylaşmak istedim.

Çok derine girmeyeceğim ve daha pragmatik bir video olacak aslinda,
yani Black Friday olmasın, bu gavur icadı şeyler, ya da protesto edelim falan demeyeceğim. Isin etik kısmına ve isci sömürüsü vs kısmına da girmeyeceğim bu videoda, belki onlar üzerine de sonra konuşuruz.
Bir tüketici olarak bu indirimleri nasıl kullandığımı ve nefsime nasil hakim olduğumu anlatacağım aslinda. Hatta diğer minimalistlere göre biraz ters gelebilir görüşlerim, çünkü sosyal medyada gördüğüm eğilim protesto etmek seklinde.


Mesela bir tüketim ve yasam şekli olarak minimalizmi dünyaya yayan `the Minimalists` Joshua ve Ryan, indirimlere toptan karşılar. İstedikleri her şeyi sezonda aliyorlar. Spekturumun obur ucunda ben, neredeyse her şeyi indirimden aliyorum. Tüketimimizi ve satin almalarımızı bilinçli şekilde yaptıkça, indirimlerin bize hizmet edebileceğini düşünüyorum.
İhtiyacımı belirliyor ve indirim zamanlarını bekliyorum. Fakat sadece ve sadece istediğim şeye odaklanıyorum indirim zamanında, yani indirimde diye her şeye atlamak yerine, sadece önceden belirlediğim şeyi alip mağazadan ya da alışveriş sitesinden çıkıyorum. Aynı şekilde beğendiğim bir ürünün başka mağazada indirimi var mi kontrol etmeden almamaya çalışıyorum. Artik internet parmaklarımızın ucunda, bu iş icin saatler harcamaya da gerek yok. Ufak bir google araması işimizi görür. Hatta mümkünse en az bir ay kadar bekleyip indirime girer mi diye bakiyorum, benzer kalitede ama daha ucuz bir urun var mı bakıyorum.

İndirim dönemlerindeki en büyük ikilemim ise, online alışveriş yapmak istememem, ama mağazaların da çok dolu olması.

Bu ‘impulse shopping’ denen görür görmez alma dürtüsünü de bastırmış oluyor. O ürünü gerçekten isteyip istemediğimi de anlamış oluyorum.
Ve de bir başka kriterim de su: Ben bu ürünü, indirimde olmasa, tam parasini verip alir miydim? Geçmişte bu konuda çok hata yaptığım icin, mesela malum hep indirimde olan internet sitelerinden aldığım çok fazla ürün vardı. O sitelerde hem çok zaman hem çok para harcıyordum. Bu sitelerin email aboneliklerinden çıkınca gerçekten çok ferahladim. Bu sitelere sadece bir ürünü almak istediğimde bakiyorum. Mesela, bir kot pantolon alacağım, ya da bir saat, orada indirime girmiş mi? Onun dışında hiç bakmıyorum, zaten görüyorum ki, orada indirim gibi görünen indirimler, bazen normal fiyatından daha pahalı olabiliyor.

Siz ne düşünüyorsunuz bu bitmeyen indirimler ve kampanyalar hakkında? Sezonda mı alışveriş yapmayı tercih ediyorsunuz, yoksa indirim dönemlerini bekliyor musunuz? İndirimler sizi gereğinden fazla mı cezbediyor yoksa?

Alışveriş Yapmadığım Yıl- Kitap İncelemesi

Dijital Minimalizm kitabından bahsederken, minimalizm ya da genel olarak kişisel gelişim üzerine yazan yazarlarının ikiye ayrıldığından bahsetmiştim. Dijital Minimalizm‘in yazarı Newport zaten minimalist yaşayıp kendi yaşam tarzını bizimle paylaşan yazarlardandı. Fakat Alışveriş Yapmadığım Yıl kitabının yazarı Flanders ise tamamen umutsuz durumda olup çareyi minimalizmde bulanlardan.

Cait Flanders kitaba kendi çocukluğu ve alkolizm anıları ile başlıyor. Bu kısım aslında benim çok ilgimi çekmedi ama sonrasında neden bu kadar uzun uzun anlattığını anladım. Alkolizmi bırakmanın yaşattığı yoksunluk duygusunun bir benzerini de alışveriş bağımlılığını çözmeye çalışırken yaşamış.

Alışveriş bağımlılığının aslında sandığımızdan çok daha yaygın olduğunu çok güzel bir örnekle açıklamış Flanders. Alışveriş bağımlısı denince gözümüzün önüne filmlerde olduğu gibi, topuklu ayakkabı giyen, elinde havalı alışveriş torbalarıyla dolaşan bir kadın geliyor. Aynı şekilde alkolik denince de, burnu kızarmış, üstü başı yırtık, Levent Kırca’nın tiplemesini yaptığı gibi bir karikatürize örnek canlanıyor gözümüzde. Halbuki ikisi de doğru değil. Bu iki bozukluk da, her gün işine gidip gelen, normal bir sosyal hayatı olan insanlar tarafından deneyimlenebilir. O yüzden tiplemelerin dışına çıkmamız önemli kendimizi değerlendirirken. Sırf alışveriş merkezine her gittiğimizde kendimizi kaybetmiyoruz diye kolayca sıyrılamayız alışveriş bağımlılığından.

Videoda da kitabın beni nasıl etkilediğini anlattım, spoiler vermemeye çalışarak. İzleyiniz efendim 🙂

Eğer anı tarzı kitaplar okumayı seviyorsanız bu kitabı çok seveceğinize eminim. Flanders anladığım kadarıyla şimdi 30lu yaşlarda ve kitabı yazdığında da 27-28 yaşındaymış. Bu yüzden yaşı büyük bazı okurlara onun dertleri anlamsız ve yüzeysel gelmiş, ama bu yaşlardaysanız siz de onu anlayacağınıza eminim.

Çare İkinci El!

Bu haftanın yeni videosunda ikinci el deneyimlerimi paylaştım.

İkinci el neler neler almadım ki… Kıyafetten çantaya, ev eşyasından tencereye birçok ihtiyacımı giderirken öncelikle ikinci el almak mümkün mü diye bakıyorum. Hatta Singapur’dayken ev bitkilerimi bile ikinci el olarak almıştım!

Bence gerçekten tüketimde yavaşlamamızı, eşyanın değerini daha iyi anlamamızı sağlayan bir süreç ikinci el alışveriş (ve tabii kardeşi özgür dönüşüm). O nedenle bu tür oluşumları sonuna dek destekliyorum. Videoda da kendi maceralarımı ve ikinci el alışverişin hangi mecralarda yapılabileceğini anlattım. Sizin tecrübelerinizi de dinlemek isterim, yorumlarda benimle ve diğer okuyucularla paylaşabilirsiniz.

Kitaplarda Minimalizm

Kitap okumayı çok seven biri olarak, ilk zamanlarda kitap konusunda minimalizm mi olur canım, derdim hep. Her konuda minimalist olunur, ama kitaplarda olunmaz diye düşünürdüm. Fakat minimalizmi uygulamaya başladığım dört yıl içinde, özellikle de yurtdışından taşındıktan sonra alışkanlıklarım yavaş yavaş değişmeye başladı.

Bu arada, küçüklüğümden beri kitap okumak benim bir parçam gibiydi. Bazen eğlence, bazen sığınak, bazen de yeni şeyler öğrenmek için hep kitap okurdum. Aslında üniversiteye gelene kadar çok fazla kitaba erişimim yoktu, ama kütüphaneler olsun, arkadaşlar ve kuzenlerle değiş tokuş olsun, bu dönemde de çok kitap okudum.

Çalışmaya başlayınca da kitaplığım büyüdükçe büyüdü. Ama son yıllarda anladım ki, kitaplığım ne kadar minimalist olursa, ben o kadar çok kitap okuyorum.

Hikayemi videoda anlattım. Aşağıda izleyebilirsiniz.

Videoda kitap paylaşabileceğimiz bazı yöntemler paylaştım. Sizin de kitap paylaşımı ile ilgili önerileriniz var mı?

Dijital Minimalizm- Cal Newport [Kitap Özeti]

Geçen haftaki videomda dijital minimalizm denemelerimden bahsetmiş, aslında birçok dijital alışkanlığımızı tamamen bırakmak yerine azaltmanın daha verimli olacağını anlatmıştım.

Videoyu çektikten birkaç gün sonra, başka bir kitap için kütüphaneye gittim, ve daha kütüphanenin kapısından girer girmez Cal Newport’un Dijital Minimalizm kitabına rastladım. Hemen ödünç aldım tabii. Popüler de bir kitap olduğundan bir haftada geri vermem gerekiyordu, altı günde bitirdim :).

Merak edenler için kitap Türkçe’ye de çevrilmiş. İlgilenirseniz temin edip okuyabilirsiniz.

Ayrıntılı incelememi YouTube üzerinden de izleyebilirsiniz.

Şimdiye dek okuduğum minimalizm kitapları genellikle ikiye ayrılıyor: Ya tamamen umutsuz durumda olup çareyi minimalizmde bulanlar, ya da zaten minimalist yaşayıp kendi yaşam tarzını bizimle paylaşan yazarlar. Cal Newport ikinci grupta. Kendisi Bilgisayar Bilimi bölümünde çalışan bir profesör, ama bir dijital minimalist. Hiç sosyal medya hesabı olmamış, ama bir blogu var. Bu blog üzerinden de küçük olmasını planladığı, ama binlerce insanın katıldığı bir deney yapmış: Katılımcılarından hayatlarındaki “tercihe bağlı” teknolojilerden bir ay boyunca uzak durmalarını istemiş. Bu “tercihe bağlı teknolojiler” herkes için değişebilir, ama Newport bu kitapta kahve makinesi, bulaşık makinesi gibi gereçlerden değil de ekranlara bağımlılığımızdan kurtulmayı amaçlamış. O yüzden katılımcıları da sosyal medya, Netflix, video oyunları gibi teknolojileri hayatlarından çıkarmayı denemişler.

Katılımcıların bir kısmı yarıda bırakmış, bir kısmı bir ay “detox” gibi uygulamış ama ayın sonunda eski hayatına geri dönmüş, kimisi ise bir ayın sonunda alışkanlıklarını adamakıllı gözden geçirerek neyin anlamlı olduğuna karar vermiş. Aynısını bize de öneriyor yazar. En çok bağımlılığımızın nerede olduğunu, verimliliğimizi en çok azaltan dijital alışkanlığın ne olduğunu bulup bir ay boyunca ondan uzak durmayı öğütlüyor bize.

Peki bir ay süresince ve sonunda ne yapacağız bu teknolojiler olmadan? Onun için de güzel önerileri var. Kendi kendimize zaman geçirmenin çok önemli olduğunu anlatıyor yazar. Uzun, yavaş yürüyüşler yapmanın öneminden bahsediyor. Ama burada “solitude” yani tek başınalık kavramını kullanmış Newport. Bu kelimenin yalnızlıktan farkı, bunu bile isteye yapmamız hatta bunun için bir zaman ayırmamız gün içinde. Bir de, üzerine basa basa, bu zamanın “başka zihinlerden uzak” bir zaman olmasının önemini söylüyor. Yani müzik dinlemek, kitap okumak gibi uğraşlar da güzel ama başka zihinlerin etkisinden çıkıp kendimizi dinlememiz de çok önemli. Dijital çağın bizden alıp götürdüğü bir şey bu. Kulağımızda bir müzik, ekranlardan sürekli bize bakan ve bir şeyler anlatan yüzler, aslında düşününce çok yeni şeyler. Sessizliği kaybedeli yüz yıl bile olmadı, o yüzden buna aslında bedenlerimiz müsait değil. Sessizliği ve tek başınalığı kucaklamak, benim bu kitaptan aldığım en güzel tavsiye oldu.

“Beğen” tuşuna basmak, ya da küçük mesajlar, yorumlar yerine sevdiklerimize daha fazla vakit ayırmak ise bir başka tavsiyesi yazarın. Son olarak da üretici işler yapmanın (örgü, dikiş gibi el işleri, veya marangozluk, tamir gibi işler) bizi doğamızla daha çok bütünleştireceğine inanıyor.

Yazar bilim insanı olduğu için kitapta çok fazla akademik çalışmaya ve makaleye yer verilmiş. Ben açıkçası böyle kitaplardan çok hoşlanmıyorum, ama Newport’un anlatım tarzı güzeldi ve beni bir dijital detoks yapmaya ikna etti.

Kitabın sonu da gönlümü çeldi :). Kitap “Eskiden Bir İnsandım” adında bir makaleden alıntıyla başlıyor, ve teknolojinin insanlığımızı nasıl kaybettirdiğini anlatıyordu. Fakat kitap çok daha optimist bir şekilde bitti. Kendisi de teknolojiden ekmeğini yiyen bir profesör olarak şöyle bitirmiş Newport kitabını:

Şunu güvenle söyleyebilirim: “Teknoloji sayesinde, hiç olmadığım kadar iyi bir insanım.”

Cal Newport, Dijital Minimalizm

Eğer halihazırda sosyal medyada çok vakit geçiren biriyseniz, kitaptan kesinlikle çok faydalanacağınızı düşünüyorum. Ben kendi adıma kitap gözlerimi açtı, hiç bilmediğim şeyler öğretti diyemeyeceğim, çünkü zaten yazarın anlattığı yolu yürüyordum, beni ikna etmesine gerek yoktu. Ama birçok insanın çok faydalanacağını düşündüğüm bir kitap.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.
Youtube kanalım da burada.

Hayatı Kolaylaştıran 5 Dijital Alışkanlık [Dijital Minimalizm]

80li yıllarda doğmuş biri olarak, hayatımın önemli bir bölümü ekranlar karşısında geçti, geçiyor diyebilirim. Ben büyüdükçe ekranlar da, ekranların hayatımızda kapladığı alan da gittikçe büyüdü. Ekranlara bağımlı değilim dersem yalan söylemiş olurum, hatta uyanık olduğum zamanlarda ekrana bakmadığım zaman dilimi çok çok az. Peki bu zamanı verimli hale getirmek ve ekran zamanımızı azaltmak için neler yapabiliriz?

1- Gereksiz Aboneliklerden Çık.

Hem epostada, hem mesajda, hem de sosyal medyada gereksiz aboneliklerden çıkmak, ya da bildirilerini sessize almak gerçekten çok büyük zaman kazandırıyor bize. Alışveriş sitelerinden gelen mesaj ve postalar da hem gelen kutumuzu dolduruyor, hem de bildirimleriyle dikkatimizi dağıtıyor. Bir de benim eski halim gibiyseniz, merak edip alışveriş sitesine tıklıyor, bir de orada zaman kaybediyorsunuz. Nasıl olsa siz bir şey almak istediğinizde o alışveriş sitesi orada hazır olacak. Sürekli rahatsız edilmenin bir faydası yok.

2- Epostaları Kategorile.

Hem kişisel, hem de iş epostamız çoğu zaman kontrolden çıkmış durumda. Epostaları geldiği andan kısa bir süre içerisinde, en kötü ihtimalle haftada bir yarım saat zaman ayırarak kategorilere göre düzenlemek, ileride gerçekten büyük bir kurtarıcı oluyor.

Gelen kutusunu her açtığımızda yüzlerce posta görmek yerine birkaç tane görmek bize büyük bir zaman kazandırıyor. Yukarıda paylaştığım videoda kendi eposta gelen kutumu nasıl düzenlediğimi görebilirsiniz.

3- Bildirimleri Sessize Al.

Iphone’larda “rahatsız etme” modu var örneğin, bunu çok kullanıyorum ben. Bir işe odaklandıysam kullanıyorum bir, bir de her gece otomatik olarak sessize alıyor kendini, böylece gereksiz mesajlarla uyanmamış oluyorum. Geçenlerde yüzbine yakın takipçisi olan birinin, instagramda bundan yakındığını gördüm. Takipçilerine gece mesaj göndermemelerini, mesaj sesine uyandığını yazmıştı. Halbuki sadece instagram’ı da sessize alabilir, ya da her şeyi sessize alıp sadece ailesinden gelen aramaların bildirimini açık tutabilir. Ayarları biraz kurcalarsanız yapması gerçekten çok kolay.

4- Sosyal Medyayı Sessize Al.

Bir önceki önerime benzemekle birlikte, ben bunu her zaman yapıyorum. Daha önce Facebook’tan tamamen çıkmayı denedim örneğin, ama yurtdışında yaşarken Facebook ve Instagram gibi mecraların çok önemli olduğunu anladım. Whatsapp’ın çalışmadığı zamanlar oluyor örneğin, ya da ulaşmak istediğin kişinin telefon numarası değişmiş oluyor. Sosyal medyadan insanlara ulaşılabilirliğin bu konuda hakkını teslim etmek gerek.

Ama böyle diyoruz diye de Facebook’ta ve Instagram’da paylaşılan her şeye hakim olmamız gerekmiyor. Benim için sosyal medya zamanımı azaltmanın en güzel yolu bildirimleri sessize almak oldu. Böylece sosyal medya hesaplarımı sadece ben istediğimde kullanıyorum.

Tabii aslında sosyal medya kullanımını minimuma indirmenin en güzel yolu az paylaşım yapmak. Çünkü sosyal medya sitelerinin asıl cazibesi kendi paylaşımlarımıza gelen tepkileri takip etmek. “minimalist günlük” hesabımda ortalama haftada 2 paylaşım yapsam da, kişisel hesaplarımda aylarca paylaşım yapmadığım oluyor. Aynı şekilde o hesaplara da uzun süreler girmiyorum. Gözden ırak olunca gönülden de ırak oluyor. O yüzden birden değil de, yavaş yavaş alışkanlığımızı azaltmak bence daha kolay.

5- Telefonundaki Uygulamaları Düzenle

Bu konuda android nasıl bilmiyorum ama, Iphone’da uygulamaları birbirinin üzerine sürükleyince klasör yapabiliyorsunuz kolaylıkla (videoda yine nasıl yapıldığını gösteriyorum). Benim telefonumda sadece bir ana sayfa var her şey o sayfadaki klasörlerde. İşime yaramayan hiçbir uygulamayı tutmuyorum telefonda. Sosyal medya uygulamalarını da özellikle klasörlerin arka sayfalarına koydum ki böylece gözüme batmasın, o uygulama beni dürtüyor ya da bana bildirim gönderiyor diye açmıyorum yani, ben istediğim için açıyorum. Böylece kullanım oto pilot modu‘ndan çıkıp bilinçli bir hale dönüşüyor.

Bunlara rağmen yine de dediğim gibi ekran bağımlılığım istediğimin çok çok üzerinde. Ama bu konuda da kendime şefkatli olmayı öğreniyor ve gerçekçi hedefler koymaya çalışıyorum.

Umarım bu ipuçlarının size de faydası olur. Anlattığım alışkanlıkları halihazırda uyguluyor musunuz? Ya da başka önerileriniz var mı? Yorumlarda benimle paylaşın.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Less is More Aslında Ne Demek?

Az Çoktur- Aslında Ne Demek?

IMG_4899
Kozak

Kozak Yaylası’ndan arabayla geçiyorduk. Önce zeytinlerin, sonra çamların kokusunu içimize çekelim diye tüm camlar açık, rüzgârın sesinden konuşulanları duymak zorlaşıyordu. Öndeki yolcu koltuğunda oturan, o gün tanıştığım 84 yaşındaki Tevfik Amca bana döndü:

“Biliyor musun, eski bir meslektaşım ‘Less is more’ demişti. Bu benim hayat felsefem oldu. Hep böyle yaşamaya çalıştım,” dedi ve sonra önüne döndü. Ben de öyle şaşkınlığa uğradım ki soru bile soramadım ona.

O zaman Tevfik Amca’nın zamanının önde gelen mimarlarından olduğunu, bir inat yüzünden profesör olmak üzereyken akademiden ayrıldığını, spiritüelizm ve tasavvufla derinden ilgili olduğunu, şimdilerde ise tek başına memleketi olan Gelibolu’nun köylerinden birinde yaşadığını bilmiyordum.

Less is more, yani az çoktur deyimini bilmesine hayret etmiştim ama belki de Kozak Yaylası’nın havası çarptı, ben Tevfik Amca’ya bunu nereden bildiğini sormayı unuttum.

unnamed

Geçenlerde internette gezinirken karşıma çıktı yeniden deyim. Altında da söyleyen kişinin adı yazılıydı: Ludwig Mies van der Rohe. Meğer Tevfik Amca’nın meslektaşım derken kastettiği, kendinden yaklaşık yüz yıl önce yaşamış, modern mimarinin önemli figürlerinden Mies imiş.

Mies bu sözü hayatı boyunca tasarladığı tüm yapıtlara yansıtmış. En ünlü yapıtlarından biri Barcelona Pavilion, bakınca insana hakikaten de az çoktur duygusunu yaşatıyor. Hem çok basit gibi geliyor insana hem de sonsuzluğu çağrıştırıyor. Şüphe yok ki Mies hem 20. hem de 21. yüzyılı en çok etkileyen mimarlardan biri.

less is more ne demek
Barcelona Pavilion

Savaşların, fetihlerin, hep daha çok olsunların dünyasında yaşamış Mies. Öyle ki onun Pavilion’u tasarladığı yıllarda Almanya’da enflasyon almış başını gitmiş, ekmek almak için bile parayı çuvalla taşır olmuş insanlar. Ama o yine de azı savunmaya devam etmiş.

para müzesi
2014 yılında Stockholm Para Müzesinde fotoğrafını çektiğim bu banknotlar 1922-1924 arasına ait. İki yılda 50 marktan milyon ve milyarlara gelinmiş.

‘Az çoktur’ deyimini hep sevmişimdir, ama arkasındaki felsefeyi öğrenince, daha da benimsedim. Umarım Tevfik Amca gibi ben de bunu hayat felsefem haline getirebilirim.

Less is More’un anlamından daha ayrıntılı bahsettiğim videomu aşağıdan seyredebilirsiniz 🙂

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz. Youtube kanalım da burada.

Minimalizm ve Sade Yaşam Aynı Şey Mi? [Minimalizmin Yokluk Duygusuyla İlişkisi]

Minimalizm ve sade yaşam çok karıştırılan iki kavram. Aslında sade yaşam (ya da basit yaşam) daha genel bir kavram, ama sade yaşayan bir insan minimalist olmayabilir.

Peter Syme- from Unsplash

Yokluk zamanları, savaşlar, halkın yöneten kesimden çok daha fakir olduğu zamanları düşünelim. Çok değil, birkaç yüz yıl önceye kadar, insanlık zaten çok sade bir hayat yaşıyordu. Küçücük evlerde, sadece kıt kanaat geçinerek. Ama buna tam olarak minimalizm dememiz mümkün değil, çünkü seçim hakları yoktu. Para ve kaynakları yoktu, bu yüzden öyle yaşıyorlardı.

Fakat iki dünya savaşı sonrası başlayan, seri üretimle gelen tüketim çağının başlarında gördük ki, insanlara seçim hakkı verildiğinde çoğu satın almayı, istiflemeyi, hatta ellerinde olmayan paraları harcayıp ev, araba almayı tercih ettiler. Türkiye’de de 80li yıllarda başlayan ve günümüzde kontrolden çıkmış tüketim çılgınlığına bakınca görüyoruz ki, bu basit yaşamı kendi seçmemiş, ve bundan memnun olmayan birçok kişi “Param varsa harcarım” anlayışına uygun hareket edip neden para harcadığını hiç düşünmemiş.

Bana göre bu da gösteriyor ki, aslında para yokken hakim olan yokluk bilinci, aslında paraya sahip olduktan sonra da değişmeden gelmiş. İçimizdeki bu boşluğu, yoksunluğu para ile, alışveriş ile, dekorasyon dergilerinden çıkmış gibi bir ev ile,moda ile kapatmaya çalışıyoruz.

Bu yüzden aslında bazen sosyal medyada gördüğüm, “param yok, zaten minimalist bir hayat yaşıyorum” ya da ” atalarımız zaten kendiliğinden minimalistmiş” gibi önermelere katılmıyorum. Bence minimalizm böyle bir şey değil. Paran ya da imkanın yoksa harcamazsın, ama mecbur olduğundan. Bunu söyleyen bir insan para kazandığında pekala har vurup harman savuran birine dönüşebilir.

Minimalizm bir seçimdir. Yokluk duygusundan kurtulup, şüküre ve kabule geçmektir. Bu yüzden benim gözümde az para kazanıp, ama ona şükreden ve daha fazlasına ihtiyacı olmayan insanla, çok para kazanıp, yine şükreden ve daha fazla para harcamaya gerek olmadığını anlayan insan aynı yerde. Bakış açısını yokluktan şükre ve varlığa çevirmek hem kişisel olarak, hem insanlık olarak uzun bir süreç, ama kendimizden başlayabiliriz 🙂

Bu konudaki videomu izlemek isterseniz aşağıya bırakıyorum.

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz:
YouTube, instagram, Facebook

Bilinçli alişveriş için 5 ipucu- minimalist alişveriş [Video]

Geçen hafta ilk parçasını yayınladığım Para Biriktirmek İçin 5 Yöntem videosunun bu hafta ikinci kısmı geliyor, Bilinçli Alışveriş İçin 5 İpucu.

“Nasıl para biriktiririm?” “Nasıl tasarruf yaparım?” “Nasıl daha bilinçli alışveriş yapabilirim?” “Kendimi mahrum etmeden borçlardan nasıl kurtulurum?” sorularının cevabını bu videoda bulabilirsiniz.

Geçen haftanın videosu burada.

Videoda bahsettiğim ipuçlarını ise buradaki blog yazımda da bulabilirsiniz.

Yeni videolardan haberdar olmak için buradan abone olabilirsiniz 🙂

Bir Minimalistin Gözünden, Para Biriktirmek

Bu haftanın videosu para biriktirmek üzerine. Para biriktirmek ve varsa borçlarınızı kapatmak üzerine etkili beş yöntem paylaşıyorum sizlerle.

Minimalist yaşamak, benim için hem kaliteli hem de tutumlu yaşamak anlamına geliyor. Kaliteli derken, hem zamanı kaliteli geçirmek, hem de kaliteli ürünlere para harcamayı kast ediyorum. Eğer paramızı neye harcayacağımızı bilirsek, önceliklerimizi doğru belirlersek, çok az para da kazansak, o para bereketlenir, çoğalır.

Umarım bu videodaki ipuçları size de yardımcı olur 🙂 Yazı olarak okumak ya da not almak isterseniz de Para Biriktirmek İçin Beş İpucu adlı yazıma göz atabilirsiniz.

Videodaki yöntemlerden birini halihazırda uyguluyor musunuz? Peki sizin para biriktirme yöntemleriniz neler? Yorumlarınızı bekliyorum.