Nedir Bu Kapsül Gardırop? Kapsül Gardırop Kullanan Ünlüler [Video]

Bu haftanın videosunda kapsül gardırobun ne olduğunu ve kapsül gardırop kullanan ünlü ve başarılı insanları anlattım.

Bazen zengin olmak fazla eşyaya ya da geniş bir gardıroba sahip olmakla eşleştiriliyor ama bunu çürüten ünlüler de var 🙂

Bu arada araştırırken maalesef ülkemizden bir örneğe rastlayamadım. Olur a kapsül gardırobu olan bir ünlümüz varsa bana da haber edin 🙂

Kapsül gardırop ilginizi çektiyse ve daha derinlemesine öğrenmek istiyorsanız sizi bu yazıya alalım: Neden sizin de bir kapsül gardırobunuz olmalı?


Kapsül Gardırop Singapur Edition

pelo gardrob VER2-page-001

Hep diyorum ama yine diyeyim, minimalizmin en kolay ve hızlı hayata geçirdiğim alanı gardırop oldu. Dünyanın en dağınık insanı diye bir sıralama olsa dereceye girebilecek olan ben (o kadar azalttıktan sonra bile hala dağınığım), gardıropta toplu kalmayı başarabiliyorum 3 yıldır. Bunda kapsül gardırop konseptinin etkisi büyük tabii.

Azaltmaya ilk başladığımda neler neler atmıştım. Giymeyeceğime karar verdiğim bir kısım giysiyi kardeşime göstermiştim de yıllar yılı o evden bu eve nasıl taşıdım şaşırmıştı. 25 yaşına gelene kadar on defa taşınan ben bazı giysilere 18 yaşından beri tutunuyordum. O sırada fark ettim ki ucuza almış da olsam marka giysileri atmakta zorlanıyordum. Tüy tüy olmuş mango bluz, 50 kiloyken aldığım ve 58 kiloyken tabii ki olmayan Mudo etek aklıma ilk gelenler. İlk azaltma süreçlerini buradan ve buradan okuyabilirsiniz.

Kapsül Gardırop Görseli Hazırlamak Bana Ne Öğretti?

İnternette gördüğüm şu kapsül gardırop görsellerinden hep yapmak istemiştim, şimdiye nasipmiş. Diyeceksiniz şimdi Pelin işsiz misin. Bu aralar biraz boş olduğum doğru. 🙂 Biraz uğraştırdı ama değdi.

Hem 2018 yılındaki tarzımın bir görsel günlüğünü tutmuş oldum, hem de geçmişte giydiklerimi düşününce epey bir değiştiğimi, evrildiğimi fark ettim. Geçenlerde arkadaşımla sokaktaki küçük butiklere girip çıkıyorduk, o benim doğal tonları sevdiğimi söyledi. O an evet dedim ama içimden, yok canım, ben canlı renkleri daha çok seviyorum diyordum. Çünkü aklımda hala gençken giydiğim pembe, yeşil, morlar vardı. Üniversitede en çok giydiğim renkler bunlardı, ve genelde tüm renkleri karıştırıp giyiyordum 🙂

şenlik 121
sene 2010 (odtü’de özgürce bahar festivali yapabildiğimiz yıllar): turuncu saç, yeşil tişört, kırmızı oje, bordo çanta! O senelerde en çok giydiğim ayakkabılar da Antep’ten aldığım kırmızı deri sandaletler ve mürdüm spor ayakkabılarıydı.

Birkaç sene öncesine kadar da, çalıştığım okulların rahatlığından da dolayı, kot tişört temel tarzım olmuştu. Singapur’a gelince yavaş yavaş tarzımın daha oturduğunu fark ediyorum, bunda iş yerinde kotun yasak olmasının payı büyük.

Elbiselerim hep vardı ama neredeyse hiç giymiyordum. Burada haftada en az bir kere elbise giymeye çalışıyorum, aslında hayatımda ilk defa elbise giymeyi sevdim ama bazen bisiklet sürme isteği baskın geliyor 🙂 (derdini seveyim Pelin). Gömlek giymeyi de çok sevdiğimi fark ettim, özellikle keten olan 3 tanesini. Ütülemesi biraz zor ama ıslakken ütüleyince kolaylaşıyor.

Bu 30 parçanın 8 tanesini buradan aldım (2 gömlek, 1 t-shirt, 1 elbise, 2 pantolon, sandalet ve sırt çantası). Elimde olan ama artık tarzıma uymayan ve sık giyemediğim bir pantolon ve sırt çantamı sattım, birkaç eskiyen tişörte veda ettim.

Singapur ekvatorel kuşakta olduğu için tropikal iklime sahip. Yani her Allah’ın günü hava aynı. 30 derece civarı, %90larda nem oranı var, çoğu gün yağmurlu. Bu nedenle burada mevsimsel gardırop değişikliği diye bir şey yok. Bir yandan çok güzel, yani tüm yıl aynı giysileri giyiyor, üzerine düşünmüyoruz. Fakat bir yandan da sonbaharı özledim. Özellikle Ankara ve ODTÜ’nün sonbaharını.

Neler Var?

pelo gardrob elbiseler

Elbiseler: Dediğim gibi artık daha çok elbise giymeye başladım. Son bir yıldır sürekli  kilo alıp verdiğim için elbise giymesi daha kolay oldu. Ayrıca altına spor ayakkabılarımı da giysem biraz daha presentabl olabildim. 🙂

Ortadaki siyah elbiseyi de bir düğün için almıştım ama artık işe giderken de, resmi-şık bir olay olduğunda da giyiyorum.

pelo gardrob bluzler

Bluzler (bluzler mi bluzlar mı, şimdi Koray’la anlaşmazlığa düştük): Bu gruptaki en önemli değişiklik tişörtten gömleğe geçişim oldu. En azından yarı yarıya.

Bu seneki kapsül gardırobumda 3 adet tişört var. Siyah olan Zara (2016-20 TL), beyaz olan Esprit (2018-50 TL). Maalesef ikisi de döndü. Ben penye tişörtlerde dönme olayına bir çare bulamadım. Tişörtlerin dönmesinin sebebini kayınvalidem penyenin örgü çizgisine göre dikilmemesi olarak açıklıyor. “Alırken dikkatli olursan dönmez” demişti ama, dikkatli oldum, yine dönüyor. 🙂 Dönmeyen tek tişörtüm en soldaki pembe, sanırım annemin pazardan aldığı tişört. Hem dikişi hem kumaşı diğer ikisine göre daha kaliteli.

Gömleklerim, özellikle de pamuklu ve keten kumaş olanlar çok daha düzgün oturuyor ve uzun ömürlü. Kombine göre hem ciddi hem de günlük olarak giyilebiliyor.

pelo gardrob pantolonlar.jpg

Pantolonlar:  6 tane pantolonum olduğunu bu görseli yapana kadar fark etmemiştim. Bu kadar pantolona ihtiyacım yok aslında, ama bu kilo alma verme olayından dolayı birini giyebilirsem öbürünü giyemiyorum.

İki kotu da sanırım son 6 ayda 6 kere giymemişimdir. Ankara’nın yazı kot giymeye uygun, ama burası çok nemli olduğu için kot kötü bir seçim oldu. Yine de duruyor dolapta.

En sağdaki eşofmanımsı bol pantolonu da işe gitmediğim her gün giyiyorum neredeyse 🙂 Diğer üçü de işe giderken dönüşümlü olarak yetiyor.

pelo gardrob ayakkabılar

Ayakkabılar: Sandalet dışındakilerin hepsi en az iki yıllık. Burada çalışmaya başladığımda biraz daha ciddi giyineyim diye babet ve bez ayakkabı almıştım ama ayaklarımı mahvettiler, yüksek fiyatlı olan babeti sattım, düşük fiyatlı olanı attım maalesef, dört ayda giyilecek durumu kalmadı. Üstüne üstlük dandik ve düz taban ayakkabı giymekten nur topu gibi bir topuk dikenim oldu. Spor ayakkabılarına geri döndüm.

Singapurlu hocalar benim spor ayakkabıları görünce “Oo, çıkışta koşuya mı gidiyorsun” gibisinden soğuk şakalar yapsalar da aldırmıyorum artık, daha şık spor ayakkabıları var mı, var, ama bunlar bozulmadan yenisini almaya niyetim yok. Göz zevkleri bozuluversin biraz, ben onların zevksiz ve marka marka üstüne kıyafetlerini görünce yeterince göz zevkim bozuluyor 🙂

pelo gardrob aksesuarlar

Aksesuarlar: 3 çantam var, sırt çantam yeni, aslında ikinci el. Eski sırt çantam daha çok hiking çantasına benziyordu, onu 40 dolara sattım, bunu 38 dolara aldım :). Hem geniş, hem hafif. Bir çantada aradığım her şey.

İkinci çantam kendim çizip kayınvalidem vesilesiyle Ankara’da diktirdiğimiz deri çanta. Resmen evladiyelik oldu. Üçüncü de yıllardır kullandığım günlük lacivert çanta. Bunlar dışında bez çantalarla da dışarı çıktığım oluyor.

Takı: Altın ve gümüş olmayan bütün takılarımdan zamanında kurtulmuştum. Buraya iki kolye getirdim, ama hiç kullanmadım. Büyük ihtimalle kasaya koyacağım, manevi değerinden dolayı satmam mümkün değil, ama yakın gelecekte takmaya hevesim yok.

İki saatim var, birincisi 1997 model çok özel bir Swatch. 5 yıl önce ebay’den almıştık. Diğeri ise Fossil marka. Derisi biraz eskir gibi oldu, hindistan cevizi yağı ile bakım yaptım.Cilasız deri saat ya da cüzdanınız varsa aklınızda bulunsun, ömrünü epey uzattı.

Neler yok?

Ev giysileri (1 elbise, 2 tişört, 2 şort, 1 pijama takımı).

2 şort (Bu arkadaşlardan pek memnun değilim, satsam ve yerine bir şort mu alsam diyorum ama henüz beğendiğim bir şort bulamadım).

Spor giysileri (1 tayt, 1 şort, 1 tişört).

Kendime böyle bir liste hazırlamak benim için gerçekten aydınlatıcı oldu. Hem tarzımı biraz daha iyi anlamış oldum, hem de ileride alışveriş yapacaksam neye ihtiyacım olduğunu ve olmadığını bana hatırlatacak bir rehber oldu. Kesinlikle mükemmel bir gardırop değil, ama 2018’deki Pelin’i, yaşam tarzını ve önceliklerini çok iyi yansıtıyor. Benzer bir çalışmayı yapmanızı size de tavsiye ederim, ben hazırlarken çok eğlendim 🙂

meraklısına not: Bilgisayarı Windows 95’te öğrenmiş biri olarak, tabii ki bu görseli Word ve Paint kullanarak hazırladım! O yüzden göz zevkinizi bozan kısımlar için affola. 😀

Neden sizin de bir kapsül gardırobunuz olmalı? Kapsül Gardırop 3

 

Hep söylediğim gibi, azaltmanın hem en zevkli hem en verimli yerlerinden biri gardırop. Gardıropta küçülme sade bir hayat yaşamak için büyük bir motivasyon sağlıyor.

Şimdi tüm giysilerimi saydım, 37 parça giysim (günlük ve iş kıyafetleri, pijamalar dahil, çamaşırlar hariç), 3 çift spor ayakkabım, 2 çift babetim ve 2 çift terliğim, çanta olarak ise kendim tasarlayıp Ankara’da diktirdiğim iki deri çantam ve bir sırt çantam var. Singapur’un iklimi hep aynı olduğundan (nemli ve sıcak), Ankara’da bıraktığım kışlıklar buna dahil değil tabii. Bir de Ankara’da bıraktığım üç çift spor ayakkabım daha var (ne çok seviyormuşum spor ayakkabısını 🙂 ). Bunlar eskidiğinde yenisini almak yerine onları getiririm artık.

Şimdi gelelim kapsül gardırobun faydalarına:

1) Gardıropta küçülmek öncelikle size yer ve zaman tasarrufu sağlıyor.

IMG_8204
Çoğunlukla işe giderken giydiğim elbise ve bluzler. Fotoğrafta görünmeyen, genelde askıda duran iki tane de pantolon var.

Kışlık, yazlık, düğünlük, günlük…. Her şeyi aynı yerde saklayabiliyorsunuz. Yeni depolama alanlarıyla evinizi boğmuyor, depolama alanlarının organizasyonu ve temizliği ile ekstradan ilgilenmek zorunda kalmıyorsunuz. Bu sandığınızdan çok daha büyük bir değişim.

Singapur’da yaşamanın bir güzelliği de mevsimin tüm sene aynı kalması. Sıcak, nemli, yağmurlu. Bu nedenle üzerimde getirdiğim mont, bot ve hırka dışında evde hiç kışlık yok.

2) İkinci avantajı ise karar verme sürecini büyük miktarda azaltmak.

IMG_8584
haftasonu giydiklerim ve atletler. Buraya atlet getiren aklımı seveyim, 5 tane atlet getirmişim, herhalde iki kere giydim :). 8 adet üst- ki bu bile fazla çünkü genelde hep aynı iki taneyi giyiyorum, bir şort ve bir elbise. üç tane de kot getirmiştim ki onları da ancak iki-üç kere giydim. Hep tecrübe bunlar 🙂

Sabah kalktığınızda, bugün ne giysem, giyecek hiçbir şeyim yok düşüncelerine elveda diyorsunuz. Çünkü o acımasız azaltma sürecinde, zaten sevmediğiniz her şeyden kurtulmuş oluyorsunuz. Elinizde yalnızca ve yalnızca sevdiğiniz parçalar kalıyor. Ben karar verme sürecini daha da hızlandırmak için iş ve tatil günü giydiğim giysileri ayırdım, çünkü işte görece daha resmi elbise ve kumaş pantolonlar giyiyorum. Ama tatil günleri şort (bazen kot pantolon) ve tişört giyiyorum çoğunlukla. Dolabımın sağ tarafı resmi, sol tarafı daha günlük giysiler.

IMG_8585
Hafta başlamadan hele ayarladıysam hangi güne ne giyeceğimi, sabah giyinme işi daha da kolaylaşıyor.

 

3. Üçüncü avantajı çamaşır ve ütü stresini azaltmak.

Ben haftada bir çamaşır yıkayıp ütü yapıyorum, eskiden çok daha sıktı. Sanki hiç bitmeyen bir çamaşır yığını oluyordu ikinci odamızda. Giysilerimizi azalttıkça ütü mesaim de azaldı (Bunda havlu ve çarşafların azalmasının da etkisi büyük). Hele benim gibi üzerine giydiği her şeyi ütüleyen biri için bu büyük bir ferahlık oldu. Bundan sonra da yavaş yavaş az ütü gerektiren kumaşlar almaya çalışacağım.

4. Dördüncü ve en büyük avantajı ise tarzınızı belirleyebilmek ve bu konuda bilinçli seçimler yapmaya başlamak.

Artık bana neyin yakıştığını biliyorum ve tercihlerim o yönde oluyor. Eskiden yalnızca moda, veya sevdiğim birinin/ünlü birinin üzerinde güzel görünüyor diye bir parça alabilirdim. Ama artık modadan ve trendlerden bağımsız alışveriş yapabiliyorum. Kumaş cinslerini ve dayanıklılıklarını daha iyi öğrendim, böylece daha uzun ömürlü oluyor aldıklarım. Al-at döngüsü gittikçe azalıyor ve bu beni daha çok mutlu ediyor.

Fakat maalesef günümüzde üretilen kumaşların kalitesi gittikçe düşüyor ve ne kadar iyi baksak da bazı parçalar çok hızlı bir şekilde bozuluyor. Açıkçası son yıllarda aldığım ne yerli ne yabancı hiçbir firmadan öyle aman aman memnunum. Çok para verdiğimiz dünyaca ünlü markalardan bile hızla renk atan ya da pamuklanan oluyor. Bu anlamda giysilerinin dayanıklılığına güvendiğiniz bir marka/üretici varsa duymak isterim.

Sizin azaltma ve kapsül gardırop maceranız nasıl gidiyor? Bu süreçte neler sizi mutlu etti, neler sizi zorladı?

Kapsül Gardırop ve Giysiler üzerine diğer yazılarım:

Nereden Başlayacağım? Kapsül Gardırop 1

40 Parçalık Yaz Gardırobum: Kapsül Gardırop 2

Daha Az Kıyafetle Yaşamak

Kış Gardrobu, Kazaklar, Şükran

Yazın başında bir yaz gardrobu yazısı yazmıştım, 40 parçadan oluşan.

Kış gardrobu oluşturmaya yeltenince elimde şöyle bir sonuç çıktı:

IMG_5851.JPG

İçinde 21 parça var (botlardan biri gidici gibi). Ancak bu liste aksesuarları (takı zaten pek takmıyorum ama kastettiğim atkı- bere vs), yaz gardrobumda olan kotlar, tişörtler ve evlik giysileri içermiyor. Onlarla 30’u buluruz herhalde. Ama bugün kazak çekmecemden bahsetmek istiyorum.

IMG_5841.JPG
kazak (ve sweatshirt) çekmecem.

Bu çekmeceyi her açtığımda şükranla doluyorum, beni çok mutlu ediyor. Neden mi?

Doğum günüm kış aylarında olduğu için sevdiklerimin aklına ilk kazak almak geliyor herhalde. Bu nedenle bu çekmecedeki kazakların yeşil ve kalın olanı hariç hepsi hediye. En eskisi annem ve kardeşimin hediyesi, siyah ve gri olan: 2006 yılından. Üniversitedeki ilk yılımda kargo ile göndermişlerdi. Beni gerçekten çok mutlu etmişti bu hediye, tepe tepe kullandım ama eskimedi, bir de önü arkasına çevrilerek yalnızca siyah kazak da olabiliyor. Tam minimalist işi 🙂

Diğerleri ise arkadaşlarımdan, eşimden ve yine kardeşimden hediye. Bu çekmeceye her baktığımda ve bu kazakları her giydiğimde sevdiğim insanları hatırlıyor, benim zevkimi ne kadar iyi bildiklerini görerek mutlu oluyorum. Gerçekten hayatımda bu kadar güzel insanlar olduğu için minnettarım.

Tabii bana bunları hediye etmeselerdi de onlara minnettar olacaktım, bu kazaklar eskiyip onlara veda ettiğimde de olacağım. Hatta dolabımı gereksiz giysilerle doldurmadığımdan, bunları doya doya giyebildiğimden veda etme vakti geldiğinde de, bunlar hediyeydi, bırakamam demek yerine; güzel güzel kullandım, artık kullanma sırası başkalarında diyebileceğim. Yine de her sabah çekmeceden bir kazak çıkarıp giyerken güzel düşüncelerle dolmak enerji veriyor insana.

Bu arada kazakları geçenlerde paylaştığım videodaki gibi katladım. İlk defa açılmadan, kırışmadan rahatça muhafaza edebiliyorum. Tavsiye ederim.

Sizin de hayatınızda simgesel olarak şükran duyduğunuz objeler var mı?

6 İlginç Katlama Tekniği- 6 Interesting Folding Techniques

İnternette dolanırken bolca olan “life hack” videolarından birine rastladım. İlk iki teknik özellikle hoşuma gitti, Konmari metoduyla katlanan kazak ve kotlarda tam verim sağlayamamıştım çünkü, yine mağaza modu katlamaya geri dönmüştüm. Denemeye değer.

Videoda kot pantolon katlama, kazak katlama ve gömlek katlamaya dair teknikleri izleyebilirsiniz.

While browsing the net I came across one of those “life hack” videos that teach you how to fold. I especially liked the first two, as I didn’t find Konmari method efficient in folding sweaters and jeans. Gotta give it a try.

40 Parçalık Yaz Gardırobum: Kapsül Gardırop 2

img_1449

Minimalist bir gardırop yaratmak istiyor ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, daha önce yazdığım Daha Az Kıyafetle Yaşamak ve Kapsül Gardırop-1: Nereden Başlayacağım yazılarına göz atabilirsiniz.

Kapsül gardırop ve kapsül gardıroba sahip ünlülerle ilgili yaptığım videoyu buradan seyredebilirsiniz:

Aslında bahar ve yaz gardırobum az çok belliydi ama hem kayıt altına almak, hem de böyle bir gardırop oluşturmak isteyenler için örnek oluştursun diye yazıyorum bu yazıyı. Bir de insan yazınca daha iyi motive oluyor, kendinize bile olsa, yazın. 🙂

Bu yaz çok azaltma yapmama gerek olmadı, yaz sonunda birkaç parçaya veda etmiştim, bu sefer de iki tişörtü emekliye ayırıp evlik yaptım, iki tane çok büyük geldiğini fark ettiğim bluz oldu, onları da kayınvalidem çok beğendi ona verdim.  Genel olarak sezonluk değil, genelgeçer modayla ilgilendiğim için, modası geçti diye atmam gereken hiçbir şey olmadı. Sizin böyle kategoride giysileriniz varsa onları dolabın dibine gömmektense bağışlamayı deneyebilirsiniz. Örneğin bu sene öğrencilerde hiç neon renkler görmüyorum, sanırım modası geçti onların. 🙂

Geçen yazdan beri aldığım parçalara bakarsak; üç basic tişört ekledim, Zara’nın tişörtleri hem uygun fiyatlı (20 TL), hem de kaliteli geldi bana bu sene. Sezondan sezona çok değiştiği için özellikle içeriği hep takip etmek lazım. Bu senekiler %90 pamuk, %10 elastan içeriğe sahipler. Terletmiyor, kesimleri de rahat ama erkeksi değil.

Bluzlarım aynı kaldı, bu grup genelde polyester kumaş olduğu için rahat rahat bozulmuyor. En alttaki 4 yıllık sanırım.

img_1452
Minimalistler renksiz olur diyenlere, renk renk, çeşit çeşit 🙂

Pantolonlara bir Levi’s kot daha ekledim. Kaliteli olsun üç kuruş fazla olsun diyorum artık, Levi’s’ın mavi kotlarının kalitesini gerçekten beğeniyorum, indirim dönemlerinde çok iyi fiyata da alınabiliyor (listemdeki kotlarının birini 120, diğerini 65 TL’ye aldım). Fakat bu markanın da eşime aldığımız gri kot pantolonu bir-iki yıkamadan sonra tüylendi. Artık kaliteli marka kalmadı be azizim. Yüzlerce lira verip D&G, G-Star mı alalım?!

Son olarak da eşimin yurtdışından aldığı Sketcher’s yürüyüş ayakkabısı eklendi listeye. Sanırım buradan asla alacağım bir marka değil, 250 lira benim için yüksek bir rakam. Ama yurtdışında fiyatlar neredeyse yarı yarıya, iyi ki de almış diyorum çünkü gerçekten çok rahat. Onun dışında her gün koşarmışçasına aldığım Reebok koşu ayakkabılarım ve ayda bir gün bile giysem tarzına bayıldığım siyah süet ayakkabılarımı da çok seviyorum. Rahatlık timsali bu üç ayakkabım da.

img_1451

Tüm parçaları topladığımda, 37 parça ediyor. Ama ben illa ki bir iki şeyi unutmuşumdur diye 40 diyorum.

Kıyafetlerimi dolabımda nasıl düzenlediğime gelirsek;

Düzen gerçekten çok önemli bir konu. Benim kadar düzensiz bir insan bile bunun önemli olduğunu söylüyorsa bana güvenin. 🙂 Giysiler az bile olsa düzen ve tertip şart. Ben kendi giysilerimi şöyle düzenledim: Elbiseler, bluzlar, hırkalar ve kırışan tişörtler askıda (hatta askıda kurutuyorum bunları, ütülemesi çok kolay oluyor.)

img_1453
Kışlık ve yazlık bluzler dolabın bu kısmında. Sol tarafta ise eşim ve benim ağır kabanlarımız, elbiselerimiz vs. duruyor. Tabii sol taraf buradan daha sıkış tepiş. Eşim tişörtleri asmayı sevmediği için onunkiler çekmecede.

Kırışmayan, evde ve sporda giyilen tişörtler ve kışlık kazaklar ise çekmecede katlı bir şekilde duruyor. Konmari’nin öğrettiği şekilde, şöyle katlıyorum tişörtleri ve kazakları:

Konmari diyor ki: sevgiyle katlarsanız buruşmaz. ❤

Bu da kitabından bir görsel:

marie-kondo-fold-short-sleeve-shirt-konmari-spark-joy-768x997

Şöyle size güzel kombinler yapıp fotoğrafını çekmek istedim. Sonra fark ettim ki bu listedeki her pantolon, her üstle ve her aksesuarla kombinlenebiliyor. Sanırım en güzel yanı da bu kapsül gardıropların. Bir parça temiz değilse, buruşuksa diğeriyle çok rahat yer değiştirebiliyor. Sanırım tek özel parça bu konuda şalvar pantolon. Onu genellikle süet ayakkabı ya da Birkenstock ve siyah çiçek baskılı bluz ile giyiyorum, diğerleri olmuyor.

Son olarak, minimalist bir gardırobum var diye zannedilmesin ki acayip düzenli bir insanım. Bu yazıyı son derece dağınık L koltuğumun, şu an boşta kalan tek yerinde yazıyorum. Sanırım bir çalışma masasına ihtiyacım var, zira şu an evdeki tek masa yemek masası. Bir gün defter kitap işinde minimalist olabilirsem Nirvana’ya ulaşacağım sanırım 🙂

Nereden Başlayacağım? Kapsül Gardırop 1

Eğer minimalizm kavramı sizi de heyecanlandırıyorsa, ama nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız, doğru cevap gardırobunuz. Azaltma işine kıyafetlerden başlamanın çok büyük avantajı var. İlk olarak insan bazı şeylerden nasıl kolay vazgeçilebileceğini görüyor. Aynı zamanda da en basit yaşayanımızın bile ne denli istifçi olduğunu… Ve de yıllar içinde ne kadar saçma tarzlar denediğini, bazılarına tutunduğunu. Bunları görmek insana diğer alanları da sadeleştirmek için büyük bir motivasyon veriyor.

 

Peki Nasıl Başlayacağım?

Aslında şimdi bu işin tam sırası. Ankara’da hala kış gibi hissedilse de, bahar geliyor. Güneydeyseniz belki montları çıkardınız bile. 🙂 Tavsiyem, ilk olarak kışlıkları elden geçirin.

Derle Topla Rahatla kitabının yazarı  canım Marie Kondo şöyle bir yöntem öneriyor:

 İlk olarak ne kadar giysiniz varsa yatağınızın üzerine atın.

Diyor ki bu işi bir kerede yapmanız lazım. Bu bir kere 6 ay da sürebilir, bir gün de. Azimli olmak, vazgeçmemek, kaytarmamak bu işin anahtarı. Ben diyorum ki, belki tüm giysiler fazla gelebilir. Kışlıklardan başlayın, seneyi düşünerek. Tüm kışlıkları yatağınızın üzerine atın. Eğer askıdaysa askıları çıkarın.

Ara not: Lütfen -sakın- aile bireyleriniz adına karar vermeyiniz. Bu iş felaketle sonuçlanabilir. Burada bahsettiğimiz 2 yaşındaki çocuğunuz, eşiniz yahut anne-babanız olabilir. Herkesin eşyaya verdiği değer farklıdır. Onun yerine siz karar veremezsiniz. Zaten bu işin ne kadar rahatlayıcı olduğunu gördüğü an o da size katılacaktır (bizde öyle oldu).

Şimdi bunları üç büyük grup halinde toplayacağız.

  1. Çöp: Bence neden bahsettiğimi çok iyi biliyorsunuz. Yıllar önce alınmış, her tarafından yırtılmış, delinmiş, pamuklanmış, lekeli. “Ama Beymen Outlet’ten çok uygun fiyata aldım!” “Ben ona yurtdışında kaç avro verdim!” Tamam da, çıkmayacak şekilde lekelenmiş! Artık onun ne sana ne bana faydası var. Eğer giyilemeyecek durumdaysa çöp olmaya mahkumdur. Ben örneğin bugün beyaz bir kazağıma, ne kadar sevsem de, üzerindeki  lekeleri çıkaramadığım için, ve bir de yeleğime, yapay kürk ve yapay deri bu yelek ama deri ve kürk kısmı ayrıştığı için, veda ettim.
    • Çöpe atmayayım, kıyamam derseniz, H&M’e bir torba kıyafet, bez vb. götürüp 10 TL’lik hediye çeki alabilirsiniz, ne kadar yıpranmış olduğu önemli değil. Eğer çok kaliteli bir kumaş ama bir kısmı lekeli/delik vb ise etrafınızda dikiş bilen bir insana kumaşı kullanıp kullanmak istemediğini sorabilirsiniz. Eskinin kalitesinde kumaş artık üretilmediği için üzerine atlayabilirler. 🙂
  2. Bağışla/Sat: Bu grupta da bir zamanlar çok sevdiğimiz, hala giyilebilecek kıvamda olan ama ya beden, ya tarz (ya da benim gibi üniversite yıllarından giysiler sakladıysanız ne beden ne tarz) olarak giyemeyeceğiniz giysilerden bahsediyorum. Bu işleri parayla yapan bir arkadaş müşterilerine şu soruyu soruyormuş: eski sevgilini sokakta bu kıyafetle görseydin utanır mıydın harika mı hissederdin? İşte gardırobumuz sadece harika hissedeceğimiz giysilerle dolu olmalı. Diğerleri ise ya bağışlanmalı ya da çöp olmalı. 17359432_1663796540583030_6853562740985174371_o
    • Nereye bağışlayacağım diyorsanız seçenek çok. Ben çoğu zaman Ankara Çiğdem Mahallesi’nin Çiğdemim Derneği’ne bağışlıyorum, bu bir mahalle dayanışma derneği. İhtiyaç sahiplerini bulup ulaştırıyorlar.
    • Kızılay’ın ya da belediyelerin eski kıyafet toplama kumbaraları başka bir seçenek.
    • Etrafınıza da sorun soruşturun, bazen ihtiyaç sahiplerini tanıyanlar oluyor, özellikle kışlık ihtiyacı olanlar olabilir.
    • Arkadaşlarınıza ve aile fertlerinize de sorun. Gerçi ben kardeşime sorduğumda, o kıyafetlerin çoğunun artık çöplük olduğunu, kimsenin giymeyeceğini söyleyerek uyardı beni (kötü olmadı, kendime geldim).
    • Bu işten para da elde etmek istiyorsanız satabilirsiniz, biliyorsunuz bazıları var sadece almış olmak için alışveriş yapıyor ve bazı aldıklarını etiketini bile çıkarmadan saklıyor. Sizin de böyle yeni durumda giysileriniz varsa internetteki mecralardan satmayı deneyin. Eşim eski saat ve cep telefonlarını hep sahibinden.com sitesinden satıyor, genellikle elden teslim ediyor, hiç sorun yaşamadı.
  3. Tut: Başlarken bu grup en büyüğü olacakmış gibi geliyor ama bittiğinde en küçüğü oluyor nasılsa! Çünkü aslında her gün giydiklerimiz ve ihtiyaç duyduklarımız o denli az ki. Böyle her şeyi önümüze serdiğimizde ne gereksiz harcamalar yaptığımızı anlayabiliyoruz.

Bir şeyi atmaya, bağışlamaya, ya da tutmaya nasıl kolaylıkla karar veririm?

  1. Minimalizm’in dünyada yayılmasını sağlayan ikili “The Minimalists” (www.theminimalists.com) değer konusunda düşünmeyi tavsiye ediyorlar. Sadece giysiler için değil, tüm eşyalar için şu soruyu sorun kendinize: Bu benim hayatıma değer katıyor mu? Cevap evet ise, tutmalısınız. Emin değilseniz bu da hayır anlamına gelir ki vazgeçmelisiniz demektir. Değer hakkındaki İngilizce yazıları için buraya bakabilirsiniz.
  2. Kondo ise (tam bir capon, canım benim) daha duygusal bir yaklaşımla, “dokunun” diyor. Bu nedenle her şeyi yatağına ser diyor. Dokunmadan bilemezsin, onun hayatına değer katıp katmadığını, ihtiyacın olup olmadığını. Kondo’nun sorduğu soru ise: “Mutlu ediyor mu?” Seni neşelendirmeyen hiçbir şeyin evinde yeri yoktur diyor. Giysilerde bunu anlamak çok kolay. Bu nedenle de giysilerden başlamak çok mantıklı. Neyin üzerinize yakıştığını (yani eski sevgiliniz üzerinizde görse süper hissedeceğinizi :)) neyin yakışmadığını- çok rahat da olsa, çok iyi biliyorsunuz. Emin olmadığınızda eşten dosttan yardım istemekte de çekinmeyin. Sabah dolabınızı açtığınızda, içinde yalnızca mükemmel hissettiğiniz kıyafetler olması kadar güzel bir şey yok.

kondo-book_0

İçinde mükemmel hissetmek derken, yalnızca cafcaflı giysiler anlaşılmasın. Ben şahsen bir kot ve tişörtün içinde mükemmel hissediyorum, eğer bedenime ve vücut yapıma uygunlarsa.  Ya da bazı arkadaşlarım topuklu ayakkabının postürlerini düzelttiğinden, daha özgüvenli hissettiklerinden bahsediyor. O zaman, topuklu baş tacınız olsun! Benimse topukluların içinde tek düşüncem eve gidip ayaklarımı sıcak suda saatlerce bekletmek oluyor! Yani bana kesinlikle mutluluk vermiyor topuklu.

Herkesin öncelikleri farklı, ve kendinizi iyi tanımalısınız. Başkalarının önceliğine göre giyinmeyin, bu sizin hayatınız ve en sevdiğiniz şekilde giyinmelisiniz. Bu yüzden de sizi yansıtmayan giysi ve aksesuarlarınıza elveda deyip “tam sizlik” olanları gerekirse haftada iki gün giymelisiniz. 🙂

Peki atacağımı attım, tutacağımı tuttum. Nasıl düzenleyeceğim?

O da başka bir yazımızın konusu olsun. Bu arada Kondo’nun kitabını edinip başlayabilirsiniz, çok güzel ipuçları var. Kendisi her ne kadar başka yöntemlerle karıştırmayın dese de herkesin kendi yöntemini bulması taraftarıyım ben. O yüzden okuyup kendiniz karar vermelisiniz size uyup uymadığına. Ben bildiğim yöntemleri yazıp, kendi gardırobumdan örneklerle göstereceğim bir sonraki yazımda. O zamana kadar, bir yıl kadar önce yazdığım şu yazıya da bakabilirsiniz.Bir de project 333 var. Kapsül gardırop deyimini de çıkaran sanırım bunu yaratan kadın, miniminnacık ama her şeye yeten bir gardırop kastettiği. Buna da bakın. Yılda 3 kere, 33 parçadan oluşan bir gardırop yapmayı öneriyorlar. Ben bunu hiç denememiştim, sadece azalttım ama hiç saymadım. Dün oturup sayayım dedim bu bahar giyeceklerimi, ayakkabılar, aksesuarlar, spor kıyafetleri falan her şey dahil tam 33 parça olmuş. 🙂 Bundan da bir sonraki yazımda bahsedeceğim.

Adsız

 

 

 

 

Daha Az Kıyafetle Yaşamak

Minimalizm ve basit yaşam beni gerçekten heyecanlandırıyor, çünkü dünyanın en evcimen insanı olabilirim ve Kafka’nın odasını kendi vücudunun bir uzantısı olarak gördüğü ve ekmeğimi suyumu verseniz oradan çıkmam, dediği gibi, ben de evi bir uzantım gibi düşünürüm.

Ama çocukluktan beri dağınık biri olduğum için, kendimi bir yandan da huzursuzluk veren yığınların ortasında buluyorum. Fark ettim ki, bu yığınların hiçbirine gerçekten ihtiyacım yok. O eşyalar olmazsa, zaten dağınıklığın sebebi ortadan kalkacak. Peki yıllardır bağlandığın eşyalardan kurtulmak kolay mı? Tabii ki değil.

priscilla-du-preez-228220.jpgBir minimalist olmayı kafaya takmış çok insan var, ben gerçekten bu kadar insan bulduğuma şaşırdım. Türkiye’de minimalist ve basit yaşam hareketi görece yeni olsa da İngilizce konuşan dünyada kitaplar ve videolar tonlarca mevcut.

Çoğu kişi de işe bu işe kıyafetlerini azaltarak başlamış. 10 item closet, project 333 (3 mevsim- 33 kıyafet), capsule wardrobe bu amaçla başlatılmış projeler. Hepsinde amaç aynı: Birbirine uyan giysiler edinip olabildiğince az giysi ile yaşamak. Sabah uyandığında, bugün ne giysem? sorusunu sormadan güne başlayabilmek. Kendine yakışanı, stilini bilmek ve dolabında senin stilin olmayan şeylerin toz toplamaya devam etmesini engellemek.

Dünyaca ünlü birçok insan da aslında daha az kıyafetle yetinmeyi bir yaşam tarzı haline getirmiş. Yapılacak onca iş varken, giysiler için bu kadar para ve çok daha önemlisi, zaman harcamak niye? Einstein’in bir gri takımı varmış örneğin, Obama ise gri ve lacivert renklerden başka takım elbiseye sahip değil. Steve Jobs ve Mark Zuckerberg de daha bilinen minimalistlerden (Mark Zuckerberg’den bu yazıda da bahsettim).

Hadi onlar dahi, çılgın. Benim ilginç bulduğum, Vera Wang ve Micheal Kors gibi ünlü moda tasarımcılarının da sürekli aynı kıyafetleri giymesi (özellikle siyah ve çok sade). Modayı belirleyen insanların modaya hiç uymamaları gerçekten enteresan. İkisinde de görülen aksesuar sadeliğine de dikkatini çekerim.

Vera Wang minimalist
Gelinlik tasarımında dünyanın bir numarası Vera Wang yalnızca siyah ve çok sade giyinmesi ile tanınıyor.

micheal kors black minimalist
Aynı şekilde o süslü saat ve çantaları tasarlayan Micheal Kors da “black on black”, siyah üstüne siyahtan vazgeçmiyor.

Peki daha az kıyafetle nasıl yaşanır? Yani bu nasıl başarılır 🙂

1. adım: Stilin hakkında düşünmek.

Bu bir erkek için daha kolay ama kadınlar günümüz alışveriş kültürünün hedefi olduğundan modaya daha kolay kapılabiliyor.

Stil belirlemek derken, tabii “bu benim tarzım” programlarındaki gibi değil, yaşam tarzınızı, yaşadığınız iklimi ve sürekli giydiğiniz parçaları düşünün.

Bu konuda çamaşır sepetiniz size yol gösterebilir: En sıklıkta hangi giysileri yıkıyorsanız muhtemelen size en yakın olanlar o giysilerdir.

Gardırobumu küçültüp her sezon kontrol edince hem kendi stilimi daha iyi anladım, hem de giysi alışverişimi çok çok azalttım. Fakat bu yıllar içinde tarzım değişmediği anlamına gelmiyor. İşim, yaşadığım kent, ihtiyaçlarım ve bedenim değiştikçe farklı giysilere ihtiyaç duyuyorum tabii ki. Sayı bazen 40 oluyor (bu yazıda olduğu gibi), bazen 30. Belki ileride 50 olacak, önemli olan sayılar değil, neyin yeterli olduğunu bilmek ve açgözlü olmamak diye düşünüyorum.

Bu da şimdilerde kullandığım 30 parçalık gardırobum (yazısı burada):

pelo gardrob VER2-page-001

Kendi tarzınızı bulduktan sonra yapılacak ikinci şey,

2. Gereksiz tüm kıyafetleri atmak.

Bu ilk başta acı veren bir süreç gibi gözükse de bir yerden sonra öyle bir keyifli hale geliyor ki insan her gün daha da azaltmak istiyor. Yapmak gereken şey evde giysi namına ne varsa (aksesuarlar da dahil) bir yere toplamak.

Ben hepsini yatağın üstüne atıyorum. Zaten daha dolaptan çıkarırken bazılarını direk atmaya karar verebiliyorum. Bu konuda birkaç kriter belirledim:

i. üzerime olmayan HER kıyafet kesinlikle gidecek. Kilo veririm, alırım diye hiçbir giysi dolapta beklemeyecek.

ii. Eskimiş, tamir edilemeyecek durumda olan, tüylenmiş olanlar da gidecek.

iii. Şimdiki tarzıma uymayanlar da gidecek. Çalışmaya başladığım ilk senelerde kumaş pantolon ve daha ciddi giysiler giymem gerekiyordu ama şimdi böyle bir zorunluluğum yok (istesem giyebilecek olmama rağmen bu kumaş pantolon, etek ve gömlekleri üç senedir hiç giymedim, sevmiyorum çünkü).

Bunu bir günde halletmek tavsiye edilse de ben ilk denememde bir iki ayda halledebildim. Yani hepsinden de ilk etapta vazgeçemedim. İlk ve ikinci kategoriye girenlerden daha çabuk kurtuldum. Bu da yaklaşık 50- 60 parçaya tekabül ediyor. Acıyla farkettim ki, bu kıyafetlerin yarıya yakını zaten mahvolmuş, on yıldan beri dolabımdalar. Artık birine verilecek halleri de kalmamış. Bunları mecburen attım ya da temizlik bezine falan çevirdim.

Eski işlerimde giydiğim resmi giysileri de fotoğrafladım ki belki kardeşime bazıları olur. Kardeşim, ki kendisi için giyim ve alışveriş bir yaşam tarzıdır, bu giysileri son üç yıldaki altı taşınmamda nasıl olup da her yere taşıdığıma şaşırdı. Yirmiye yakın parçadan ancak bir ikisine talip oldu. Kalanları da mahallenin yardımlaşma ve dayanışma vakfına bağışladık.

3. Düzenli bir dolaba sahip olmak.

Bu konuda ilk yazımda bahsettiğim Marie Kondo’dan t- shirt ve bluzları asmak yerine kalıplamanın ve çekmecede saklamanın çok daha etkili olduğunu öğrendim. Yine bu konuda bir çok kaynak bulunuyor ama daha sonraki yazılarımdan birinde nasıl yapılacağını göstermek istiyorum.

4. Daha az ve düşünerek alışveriş yapmak.

Bu artık bir yaşam biçimi haline gelmeli. Ben ki “impulsive shopping” denen şeye bayılan bir insandım. Mağazalara dalıp ilk beğendiğim şeyi denemek ve almak.

Bu konuda eşim ve ailesinden çok şey öğrendim: Diyor ki mesela, ben bir trençkot alacağım. İstediği modele karar veriyor, ona göre alışveriş yapıyor. Ben mesela trençkot alacağım diye (Ankara’da bolca olan) alışveriş merkezlerine gidip, bir bluz, bir kot pantolon, bir de ceket alıp, o sene “yine trençkot alamadım” diyip dönerdim.

Artık kendime mevsim başında ihtiyaç belirleyip, sadece o ihtiyaca göre alışveriş yapmayı öğrendim. Örneğin eğer bir sandalet almak istiyorsam, sadece ayakkabıcılara giriyor ve sadece sandalet kısmına yöneliyorum. Böylece alışveriş merkezlerinde daha az zaman geçirmiş ve daha az para harcamış da oluyorum.

Sonuç olarak, dolabımdaki giysilerin yarısından kurtularak (ve bir yıldır tek bir parçasını bile özlemedim) ve daha iyi ve ulaşılabilir şekilde yerleştirmeyi öğrenerek büyük bir rahatlık yaşadım. Yazlık- kışlık diye ayırmama gerek kalmadı, çekmecemi ve dolabımı açtığımda sahip olduğum her şeyi görebiliyor, bulabiliyorum. Bu bloga 2016’da başladığımda amacım, yaklaşık 20- 30 en sevdiğim giysiyle yaşamak ve sabah hala az da olsa yaşadığım “bugün ne giysem” olayını hiç yaşamamak, buradan kazanacağım zamanı daha üretken işlere harcamaktı. Bu konuda epey büyük bir yol kat ettiğime inanıyorum.

Daha az kıyafetle yaşamak ve kapsül gardırop üzerine diğer yazılarım için tıklayınız.

Youtube kanalıma buradan abone olabilirsiniz.