Artık Satın Almadığım Şeyler- 2: Ev

Bir önceki yazımda minimalizm yolculuğunda almaktan vazgeçtiğim, artık gereksinim duymadığım kişisel ürünlerden bahsetmiştim. Bu yazıda ise eve ve mutfağa yönelik ürünlere bakacağız. Biraz minimalizm, biraz sıfır atık.

Evde Neleri Satın Almayı Bıraktım?

1-Temizlik Malzemeleri

Mutfak tezgahı için, camlar için, fırın için, banyo için, yerler için ayrı temizleyicilerim vardı. Özellikle kokularının yarattığı alerji beni çok rahatsız ediyordu ama vazgeçemiyordum da. 2019’dan Önce 19 adını verdiğim sadeleşme oyununda biten bu ürünlerin yenisini almamaya, evdeki alternatifleri değerlendirmeye karar verdim.

Gördüm ki beyaz sirke ve karbonatla gayet de güzel temizlik yapılıyor. Temizlikte acemi olduğum zamanlar da bu sadeleşmeyi denemiş ama başarılı olamamıştım. Çünkü bu maddeler olmadan yaptığım temizlik temiz gibi gelmiyordu.

Şimdi kendime daha güvenliyim. Bu haftanın yazısında demiştim ya, birçok gereksiz alışveriş özgüven eksikliğinden kaynaklanıyor diye, bu da onlardan biriydi benim için. 🙂

Leke çıkarıcı da almayı bıraktığım ürünler arasında. Oksijenli su, karbonat ve bulaşık deterjanı karışımı harika bir leke çıkarıcı. Yapılışını daha önce instagram hikayelerinde paylaşmıştım, buradan bakabilirsiniz. Bu karışım musluklardaki su lekelerini de çok güzel çıkarıyor.

2-Bulaşık Süngeri

Bulaşık süngerinin verdiği his ve çabucak yıpranması beni çok sinir ediyordu. En pahalı, en kaliteli süngeri alsam da birkaç haftadan fazla dayanmıyordu, sürekli sünger değiştirmek sağlık için gerekli olsa da hem pahalı hem de inanılmaz bir atık sebebi. Asla geri dönüşmeyen şeylerden biri sentetik sünger.

Duş jelinden sabuna dönüşte olduğu gibi süngerde de eski usüle geri döndük: sakal ipten lif ördüm, mis gibi köpürüyor. Aslında polyesterden olduğu için yüzde yüz içime sinmiş değil ama bu ipi annemden alıp değerlendirdim. Elde malzeme varken gidip doğalını alacağım demek atıksız yaşamın ruhuna ters geliyor bana.

Bu arada bulaşık deterjanı tüketimimi de azaltmaya çalışıyorum. Evde bulaşık makinem olmadığından el bulaşık deterjanı yerine, evde oldukça doğal sabun kullanıyorum.

Palm yağından yapılan ticari sabunlar işe yaramıyor ama zeytinyağı ve Singapur’da oldukça ucuz olan hindistan cevizi yağı sabunu (65 cent) çok güzel yağ söküyor, fakat tencere ve tavalarda biraz güçsüz kalabiliyor. Az kirlileri sabunla yıkayınca plastik ambalajlı deterjan kullanımı yarıya iniyor (sabunun diğer avantajı da elleri kurutmaması).

chandrika soap
En iyi sabun budur! Dünyanın bütün meşhurları bu sabunla elini yıkıyor, tıraş oluyor, banyo yapıyor, bulaşık yıkıyor. İngiltere kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele. Hepsi şöhretlerini bu sabuna borçludurlar 🙂 Banyo lifi ve bulaşık süngeri de gördüğünüz gibi. 🙂

3-Banyo Lifi

Banyo lifinin yarattığı histen nefret etmekle beraber vazgeçemiyordum çünkü klasik pamuklu ipten örülen lifler köpürmüyor ya, o hissi de hiç sevmiyorum 🙂 Fakat annemden bulduğum sakallı ip bu konuda da süper oldu.

Bir de ben sürekli elimde bir iş olmasını seven bir insanım. 6 yaşında dantelle başlayan craft maceram, örgü ve kanaviçeyle devam etti. Dikiş, nakış, boncuk… Her el işine biraz bulaştım. Fakat minimalizmle tanıştığımdan beri maymun iştahlı olmamaya, projelerimi dikkatle seçmeye gayret ediyorum, çünkü beceremeyip ya da sıkılıp bıraktığım iş de çok. Lif örmek gibi işler hem zevkli, hem de işlevsel.

4-Mutfak Gereçleri

Kanayan yaramız mutfak gereçleri! Yeni evlenen ya da evlilik hazırlığı yapanlar ne demek istediğimi anlamıştır. Bu büyük bir endüstri gerçekten, özellikle Türk toplumu için. Misafir ağırlamak bizde bir yaşam biçimi olduğundan her şey tam ve mükemmel olsun istiyor, hatta mükemmel hizmet uğruna asıl amacımız olan bir araya gelmenin getirdiği mutluluğu ve paylaşmayı ikinci plana atıyoruz.

çeyiz seti mutfak
Bir gelinin (korkulu) rüyası çeyiz setleri. Neyse ki ben çeyiz seti alacak kadar ileri gitmemiştim ama gereksiz aldığım ıvır zıvır çoktu yine de.

Evlenirken “misafire özel” yemek ve çatal kaşık takımı almamıştım, ki bu bile bir devrim gibiydi! Hatta desensiz, beyaz tabaklar almıştım ki boyası çıkmasın, uzun ömürlü olsun diye. Evleniyorsan yaldızlı takım alacaksın diye bir kafa var bizde maalesef 🙂.

Minimalizm kelimesini duymadan önce de minimalist bir bakış açım vardı yani, ama buna rağmen bir sürü zamazingoyla dolu Ankara’daki mutfağım, atamıyorum da. Limon kesiciden tut maydanoz bıçağına. Herhalde insan evlenirken normalde almayacağı, alamayacağı şeyleri alma hakkı görüyor kendinde. Aslında bu da bir özgüvensizlik örneği. Yapmak istediklerini, almak istediklerini evlenene kadar içinde tutup evlendikten sonra coşan Türk kadını.

Kimseyi eleştirmiyorum çünkü ben de yaptım aynısını. Evlenene kadar dandik tavalarda yemek yerken evlenmeden önce en sağlıklı tava ve tencereyi aylarca araştırmışlığım var. Sanki evlenmeden önce yaşamıyordum!

Tabak çanağa gelirsek, Singapur’daki evimizde 4 kişilik bir takımımız var. 4 kase, geniş tabak ve pasta tabağı. Ben çorbayı kase değil de derin tabaktan içmeyi sevdiğim için bana bir adet derin tabak aldık sonradan 🙂.

Borcamlarda da inanılmaz sadeleştim Singapur’daki evimde. Hatta elimdeki bir fırın kabı kırılınca yenisine gerek duymadım. Düşününce, yenisine gerek duymadıysam baştan almasaymışım.

Kafamız bu şekilde değişti: ihtiyacımız olmadan almayacağız. Olursa zaten her yer gözümüze soka soka alışveriş merkezi, gider alırız. Önceden almaya gerek yok. Mesela limon sıkacağı. Ankara’da sırf yıkamaya üşendiğim için kullanmıyor, elimde sıkıyordum limonları. Burada o yüzden almadım, çünkü biliyorum yine aynısını yapacağım.

Burada misafir kültürü olmadığı için, çocuğumuz da olmadığından iki kişi için dörtlü set yetti. Yeteni bilmek büyük mesele. Yoksa büyük bir aileniz vardır, düzenli misafir alıyorsunuzdur, o zaman tabii ki çoklu setleriniz olacak.

Hala Aldığım Ama Gittikçe Azalttıklarım

1-Kağıt havlu, peçete ve ıslak mendil:

Kağıt havlu yerine kurutma bezlerini gitgide daha çok kullanır oldum. Et ve kızartma olduğunda, zerdeçallı pilav gibi havluları lekeleyen yemekler yaptığımda hala kullanıyorum kağıt havluyu, onlara bir alternatif bulamadım henüz.

Dışarıda yanımda küçük bir mendil taşıyıp elimi onunla kuruluyorum.

Singapur’da küçük ıslak mendil çok nadir satılıyor. Watsons’da var ama Türkiye’den çok daha pahalı, onun yerine ihtiyaç duyduğumda ellerimi yıkamak hem daha temiz, hem daha ucuz bir seçenek. Evde yine büyük bir ıslak mendil kutum var ama bir yıldır üç kutuyu bitiremedim.

Biraz dikkatle, alternatifi varsa kullanmamakla, eskiye kıyasla yarı yarıya azaldı tek kullanımlık peçete ve ıslak mendil kullanımım.

2- ​Hijyenik Pedler:

Üç ay önce adet kabına geçiş yaptım ama yüzde yüz geçmiş değilim. Markalı adet kapları en az 50 dolardan başlıyor, kullanıp kullanamayacağımı bilmediğimden bu kadar büyük harcama yapmak istemedim. 10 dolara daha uygun fiyatlı bir marka aldım, sertifikası var ama bilinen bir marka değil.

Belki çok kaliteli olmadığından, belki benim beceriksizliğimden 2-3 kere sızdırma yaptı adet kabı. Bu nedenle tam kullanımını kavrayana kadar hijyenik pedlerden hâlâ destek alıyorum dışarıda uzun kaldığım günlerde. Yine de tüketimim %75 azaldı diyebilirim. Elimdekiler bitince de bez ped arayışına geçeceğim.

Bu geçişi sadece atığımı azaltmak için değil, sağlığım için de yapıyorum. Hassas cildi olan bilir, diyor, erkek okuyucularım da olduğu için bu kısmı kısa kesiyorum 🙂 Fakat bu konuda herhangi bir sorunuz varsa buradan ya da instagram’dan sorabilirsiniz. Bez pedler hakkında deneyiminiz varsa da dinlemek isterim.

Sizin minimalizm sürecinde almayı bıraktığınız ya da azalttığınız ürünler neler oldu?

2

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Zero Waste: Atıksız Yaşam İçin Küçük Adımlar

İnanıyorum ki minimalist bir yaşam sürmek atıksız bir yaşam sürmekle doğrudan bağlantılı. Çünkü evlerimize ve hayatlarımıza ne girdiği kadar ne çıktığı da önemli. Zaten eşyanın döngüsüne kafa yormaya başladıkça insan ister istemez üzülmeye başlıyor. Çünkü petrolden plastik yapabilmemiz insanlık tarihi için hem çok talihli hem çok talihsiz. Talihli diyorum çünkü ucuz üretim yapılmaya başlandığında, artı değer hiç olmadığı kadar arttı ve bu da bilim, astronomi ve tıpta yapılacak gelişmeler için kaynak oluşturdu. Talihsiz diyorum çünkü en kısa anlatımıyla dünyanın içine ettik. Bir insanın ona can veren anne babasını öldürmesi gibi bir şey bu. Hayat kaynağımızı hızlı bir şekilde öldürüyoruz.

Öğrenciyken Çevre Topluluğu üyesiydim, o zamanlardan çevre için büyük bir kaygı duyuyor ve isyan ediyor, nükleere karşı yürüyüşlere katılıyor, paneller konferanslar düzenleyip yeme döngüsünden tutun hidroelektrik santrallere her türlü konuyla ilgileniyor, sesimizi çıkarmaya çalışıyorduk. Fakat o zamanlar benim adıma biraz yanıldığım kısım, çevre konusunda büyük şirketlerin bireylerden daha fazla sorumluluk sahibi olduğunu düşünmemdi. Evet gerçekten de büyük bir sorumlulukları var büyük şirketlerin, ama onları büyütenler de bizleriz ve bizim taleplerimiz.

Biraz alakasız görünebilir ama size son seyahatlerimden olan Bali’den bahsedeceğim. Türklerin kafasında Bali cennet gibi bir yer. Bizim için de öyleydi, instagramdaki fotoğrafları görünce gerçeküstü bir yere gideceğimizi sanıyorduk. Gördük de, el değmemiş yerleri gerçekten güzeldi. Ama şehir merkezindeki kumsalların kirliliği dayanılacak gibi değildi. Güzelim bembeyaz kumların üzerinde cips poşetleri, diş macunları, şampuan şişeleri, ne çöp ararsanız vardı. Kirli diye internette okumuştuk ama bu kadarını gerçekten beklemiyorduk. Bu çöp yığını için Balililer Jawa’dan geliyor diyor, Jawalılar onlar sizin otel pisliğiniz diyor. Kim ne derse desin ortada büyük bir problem var. Bu büyük şirketlerin falan değil, senin benim pisliğim, ve hiçbir zaman doğaya karışmayacaklar.

Gözümüzün önünde böyle bir manzara görünce ne kadar çöp ürettiğimizi fark edebiliyoruz. Aslında sorun bu çöpün kumsallara atılması değil. Bali düzgün bir şekilde bu çöple başa çıkabilseydi bile bu çöp yine var olacaktı. Sadece biz görmeyecektik ve içimiz rahat olacaktı. Plastiğin geri dönüşümü mümkün olsa da geri dönüşme oranı çok çok az oluyor aslında. Yani en akıllıca seçenek mümkün olduğunca atıksız yaşamak. Tabiat ana zaten yaralı deyip biz de yaralamaya devam edebiliriz, ya da en azından bizim tarafımızdan yaralanmasını engelleyebiliriz.

Bu konuda atabileceğimiz küçük adımlar var. Zaten yapabileceğimiz en güzel şey küçük adımlar atmak. Peki neler yapabiliriz?

su şişesi, zero waste, atıksız yaşam
en kolay adımlardan biri, dayanıklı bir su şişesi edinip dışarıda plastik şişeden su almayı bırakmak.

1) Almadan önce düşün.

Sormamız gereken sorular:

Alacağım şeye gerçekten ihtiyacım var mı? Almazsam hayatımın kalitesi düşecek mi?  Eğer cevabı evetse,

  • Evdeki herhangi bir şeyi bu alacağım ürün yerine kullanabilir miyim? (dudak balmı yerine hindistan cevizi yağı veya vazelin kullanmak gibi)
  • Evdeki herhangi bir şeyle ihtiyacım olan şeyi yapabilir miyim? (diy ve upcycling projeleri, derya baykal stayla)
  • Bir kullanımlık bir ihtiyaçsa (matkap, tornavida, hatta gece elbisesi gibi) ailem ya da en yakın arkadaşlarım gibi teklifsiz olduğum kişilerden ödünç alabilir miyim?
  • Bu şeyi ikinci el bulabilir miyim? (İkinci el alacağınız şey ambalajsız olacağı ve size veren kişi atmaktansa size vereceği için atıksız yaşama katkısı büyük)
  • Ambalajsız, poşetsiz, doğada çözünebilir, geri dönüştürülebilir versiyonu var mıdır?

2) Aldıktan Sonra, Çöpe Atmadan Önce Sormamız Gereken Sorular

  • Geri dönüştürebiliyor muyum?
  • Yeniden dönüştürebiliyor muyum?
  • Özgür dönüşüme katabiliyor muyum, bir sevdiğime verebiliyor muyum, ya da satabiliyor muyum?

Maalesef aldıktan sonraki işimiz almadan öncekine nazaran daha zor. Yani alımlarımızı gitgide bilinçli yapmaya başladığımızda aldıktan sonra çok da düşünmemize gerek kalmayacak.

Bazı konular maalesef bizim dışımızda gelişiyor ve belli bir orana kadar etki edebiliyoruz. Geri dönüşüm bunlardan biri örneğin. İnsanlar geri dönüşüm konusunda çok üşengeç. Çöp yığınlarıyla nasıl başa çıkıldığını görmediğimiz için geri dönüşümle falan hiç uğraşmıyoruz. Türkiye’de nadiren gördüğümüz geri dönüşüm kutularının içi çöp dolu (şunu da söyleyeyim, Singapur’da geri dönüşüm kutuları daha yaygın ,her binada bir tane var, ama içlerinde alakasız çöpler var yine). ODTÜ bu konuda çok çok iyi bir iş başarıyor (sonradan gelen düzeltme: artık sandığım kadar verimli değilmiş ODTÜ’de de).

Keşke Ankara ve Türkiye’de geri dönüşüm eğitimleri yapılsa ve toplumda yaygınlaşsa. Çünkü çöp kutuma baktığımda genelde yarıdan fazlası geri dönüşebilecek atıklar oluyor. Maalesef ki Ankara’da çözümü ben cam, karton ve plastiği ayrı bir poşete koymakta bulmuştum. Umudum geri dönüşüm işçilerinin en azından daha az uğraşarak ulaşmasıydı aradıkları geri dönüşebilir atıklara.

İleri Dönüşüm:

6a00d8341e223753ef013487720e78970c-800wi

İleri dönüşüm (upcycling) bence geri dönüşümden daha umut verici. Çünkü aynı zamanda eve yeni ve ambalajlanmış, fişi kesilmiş ürün girişini azaltıyor. Derya Baykal’ın yaptıklarıyla bazen dalga geçiyoruz ama aslında hem ev ekonomisi hem de atığımızı azaltma anlamında güzel projeler bunlar. Tabii yapmış olmak için ihtiyacımız olmayan bir şeyi de yapmamak lazım ama, dediğim gibi, bir şeye ihtiyacımız olduğunda, evdeki şeyleri gözden geçirip, evdeki herhangi bir eşyayı dönüştürerek kullanabiliyor muyuz bakmak lazım.

Ben Atıksız Yaşam Konusunda Neler Yapıyorum?

Tabii ki daha başlangıç aşamasındayım ama atılacak her adım bizi daha iyiye taşıyor diye düşünüyorum.

Öncelikle alacağım şeyi sorguluyorum. Genelde alışverişe ihtiyaçtan ötürü çıkıyorum, ve ne alacağımı bildiğim için sadece o mağazalara girip işi hızlıca çözmeye çalışıyorum. Daha önce aklıma gelmemiş, o anda görüp beğendiğim şeylerle arama mesafe koyuyorum.

Poşetler:

Bez poşetleri küçücük katlayıp çantama koyuyorum, bir şey aldığımda poşet istemiyorum. Büyük market alışverişlerinde bu daha zor oluyor, o zaman annelerimizin pazar çantası vardı, hatırlarsınız, onun gibi büyük bir ikea torbası götürüyoruz.

Daha önceki alışverişlerimizde kullandığımız plastik poşetleri de yırtılana kadar, en az yedi-sekiz sefer kullanabiliyoruz markette.

frakta-shopping-bag-large-blue__79087_PE202617_S4
akarı kokarı yok, çok memnunuz.

Tabii bu çabalarımız bile eve poşet girişini tamamen engellemiyor. Benim de aklıma bu poşetleri değerlendirmek geldi. Eğer #plarn (plastic yarn) diye ararsanız, plastik poşetleri şeritler halinde keserek nasıl örgü yapılacağını bulabilirsiniz. Ben bir sürü deneme yaptım, en çok işime yarayanlar, bulaşık süngeri/ lavabo silme bezi oldu.

Aynı zamanda dışarıda kağıt havlu kullanımını azaltmak için diktiğim mendile minik bir kılıf ördüm:

Su Şişesi ve Kahve Kupası

samule-sun-471854-unsplash

Her daim su şişemi yanımda taşıyıp dışarıdan su almamaya gayret ediyorum. Singapur’un bir güzel yanı da şişemizi doldurmak için toplu alanlarda, parklarda, iş yerlerinde çeşme bulunması. Evdeki su da güvenli diyorlar ama Ankara’dan sonra korktuğumuz için çay kahve hariç şişede alıyoruz suyu hala. O şişeleri de içine toprak koyup mini saksılara ya da su doldurup mini vazolara çeviriyorum. Marketten alıp suda köklendirdiğim adaçayını daha büyük bir saksıya ihtiyaç duyana kadar bu mini saksıda yetiştireceğim.

İş yerinde,okulda ve kahvecilerde karton bardaklar yerine kahve kupamızı getirmek de çok önemli. Çünkü içilmiş bir karton bardak asla geri dönüşmüyor. Köpüğe hiç girmiyorum bile, onun geri dönüşümü zaten imkansız, ayrıca sıcak içeceklerle kullanımı sağlığa zararlı. Starbucks vb. yerlerde, eğer orada içecekseniz karton bardak yerine kupa isteyebilirsiniz. Karton ve plastikten kahve içmek bence çok zevksiz zaten. Ayrıca kendi kupanızı götürüp doldurmalarını da rica edebilirsiniz.

Yemek Artıkları:

Demlenmiş kahve telvesi ve çay yapraklarını atmıyor, bitki dibine doğrudan gömüyorum. Geçen hafta da bu çay kahve artıklarını muz kabukları, yumurta kabukları gibi organik atıklarla karıştırıp kompost yapmaya başladım, bakalım nasıl gidecek… (aylar sonra gelen ekleme: Evet komposta dönüştü ama aylar sonra :))

Keşke bir bahçem olsa da büyük bir kompost kutusu oluştursam, ama balkonda ancak bu kadar. Apartmanda kompost yapma deneyiminiz olduysa dinlemek isterim.

Marul ve taze soğan gibi bitkilerin köklerini çöpe atmadan bir iki hafta suda bekletip bir tur daha yeşillenmelerini sağlıyorum. Bu hafta bir taze soğanı minik bir plastik şişe saksıma ektim, bakalım burada daha mı mutlu olacak 🙂

IMG_8128
suda bu kadar hızlı büyümüyordu, toprakta birkaç günde bu kadar büyüdü. Plastik şişeyi kestikten sonra ucunu çakmakla yakıyorum ki ele batmasın.

Kayınvalidem de yediği çekirdekli yiyeceklerin çekirdeklerini atmayıp yıl boyu biriktiriyor. Ayvalığa giderken yol kenarında durup tarlalara savuruyor. Hem kuşlar hem de toprak nimetleniyor bu çekirdeklerden.

Limonu sıktıktan sonra kabuklarını hemen çöpe mi atıyorsunuz? Limon kabukları ile yapabileceğiniz o kadar çok şey var ki.

Kitaplar:

Ankara’da satın aldığımdan çok kütüphaneden aldığım ya da tablete indirdiğim kitapları okuyordum. Singapur’da ise her adım başı kütüphane var (hatta alışveriş merkezi ve metrolardan bağlantısı var), içinde gezmek, dışarı çıkarmadıkça kitap okumak ücretsiz. Fakat yıllık üyeliği 50 dolar. Şimdilik özellikle bulamadığım kitap olmadıkça üye olmayı erteledim, ama dışarının sıcağından bıkmışken içeride küçük bir mola verip öne çıkan yayınlardan okumak çok zevkli.

Geçenlerde üye olduğum fb gruplarından birinde taşınacak olan biri kitaplarını paylaşıyordu. İçinde özellikle okumak istediğim iki kitap (The Girl On The Train ve The Signature of All Things) vardı; ben de hemen atladım ve diğer kitapları da istedim. 🙂 Bitince de yeni sahiplerine ulaştıracağım ve döngüyü böyle devam ettireceğim.

IMG_8129

beni epey götürür bunlar.

Elektronikler:

Cep telefonu, aksesuarlar, bilgisayarlar, televizyonlar, piller… Aslında elektroniklerin içinde geri dönüşebilecek çok hammadde bulunuyor, alüminyum, demir, bakır gibi. Bunlar kağıt ve plastiğin aksine yüzde yüze yakın geri dönüşebiliyor. Bu yüzden elektronik atıklarınızı lütfen çöpe atmayın. Media Markt’lara götürebilirsiniz. Ben en son Ankara’daki Çiğdemim Derneği‘ne bırakmıştım, Çankaya tarafında oturuyorsanız kolay bir seçenek.

Giysiler:

Giysiler için en önemli şey başta kaliteli ürünler satın alıp al-istifle-at döngüsünden uzaklaşmak. Uzun yıllar giyebileceğimiz, zamansız moda tabir edilen giysileri tercih etmeliyiz. Eğer yırtıldıysa veya söküldüyse tamir etmeliyiz. Bu konularda son zamanlarda bulduğum eğlenceli bir instagram hesabı visible mend. Yama olayını başka bir boyuta taşımış.

Peçete ve Kağıt Havlu

Japonya’da hiçbir tuvalette kağıt havlu bulunmuyordu. Bizdeki gibi “bitti ve yerine yenisi takılmadı” gibi değil, Japonlar genel olarak umumi tuvaletlerde kağıt havlu kullanmıyorlardı. Hepsinin çantasında minik kumaş mendiller vardı, ben de oradayken bir tane aldım (özel mendilci dükkanları var çok tatlı, desen desen).

Hem nemli havada yüzünü silmek, hem de elleri yıkadıktan sonra kurulamak için bu mendilleri kullanıyorlar. Bu fikri çok sevdim, Singapur’a taşındıktan sonra daha da bir benimsemeye karar verdim çünkü hava öyle nemli ki, metroya yürüyene kadar bile insanın yüzü sırılsıklam oluyor. Kağıt havlu falan fayda etmiyor. Zaten buradaki tuvaletlerin büyük bölümünde de kağıt havlu yok, sadece kurutucu var.

Ben de artık çantamda minik kumaş mendilimi taşıyacağım. Sizin de küçüklükten kalma mendiliniz varsa ya da evde artık kumaşınız varsa peçeteleri siz de hayatınıza katabilirsiniz. Hatırladınız mı, küçükken hepimizin çantasında bu mendillerden olurdu. 🙂

FullSizeRender
Kyoto’dan aldığımız, Kyoto ruhuna yaraşır mendiller.

Peki sizin atıksız ve plastiksiz bir ev için önerileriniz neler? Yorumlarda benimle paylaşın, bilgiyi çoğaltalım.

Kaynaklar:

Konu hakkında daha çok okumak isteyenler için Türkçe ve İngilizce Kaynaklar:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Sıfır Atık El Kitabı: http://webdosya.csb.gov.tr/db/sifiratik/icerikler/k-tapc-k-2017-1-20180129130757.pdf

‘Life is so different here now’ – Inside Japan’s ‘zero-waste’ village: https://www.telegraph.co.uk/news/2018/03/04/life-different-now-inside-japans-zero-waste-village/

Zero-waste bloggers: the millennials who can fit a year’s worth of trash in a jar: https://www.theguardian.com/environment/2016/apr/22/zero-waste-millennial-bloggers-trash-greenhouse-gas-emissions

Shops offer discounts, free food, when you use your own bag, container: https://www.todayonline.com/singapore/get-discounts-free-food-top-ups-with-BYO-receptacles-at-220-shops

zero waste, sıfır atık