On being Frugal, Thrifty or Minimalist

I have written about saving money  before, but my minimalism journey didn’t start with the urge to save money, rather with realizing that I have much more than I need, decluttering and becoming more conscious about my shopping habits (besides other habits). Along the way I saw that my debts are gradually melting and I am able to save lots of money. Saving money is a plus but it wasn’t what I initially set out for.

Lately I’ve been seeing lots of posts on social media that go around the topics of being frugal, thrifty and minimalist. Some are trying to live a so-called minimalist lifestyle by just being frugal, some others are just on a no-spend challenge, and so on.  I fully support these attempts – but sometimes without understanding the idea behind minimalism, these challenges can do more harm than good, and may even affect your health.

img_8332

What I feel about minimalism is that it’s all about accepting yourself and the micro\macrocosm that you live in. If you are just beginning on the path of self-acceptance, limiting yourself and not buying what you really need may end up in frustration and self-guilt. That’s why I think it’s time to make a distinction between the three terms.

Minimalism is not frugality.

The fact that most minimalists can’t find stuff to spend their money on doesn’t mean they are frugal. The famous Minimalists, Josh and Ryan, like spending money on good coffee wherever they go and they mention going to lots of gigs too. Lots of others forego material goods and enjoy spending money on experiences. So not all minimalists are crazy about saving every last penny.

Minimalism is the art of spending money wisely. There are even discussions on reddit suggesting you need to be rich to be a minimalist. So if you think an item is going to add value to your life, why not spend good money on it? For me, for example, this could be going to places I want to see, theater or concert tickets, a high-quality pair of trousers or a really good chocolate. 🙂 You may also need to spend a lot of money (not all at once but eventually) on a capsule wardrobe that you will use for years. My suggestion is, spend money on things you LOVE. Other than that, just be very cautious about where your money goes to.

When you live more frugally, you also start to question the things you love and need. This may eventually affect your social life or your health even. So while one-week or one-month experiments or challenges are fine (I did one no-buy month back in November 2016 as well), making frugality a life style has nothing to do with minimalism in my opinion. It also can get very boring, you need to go out and spend money sometimes to do things you love (like arts, travel or sports).

Minimalism is not being thrifty.

I’m sorry but it isn’t. What is dangerous about being thrifty is that it can cause a hoarding problem. Imagine you see a big discount on toilet paper, let’s say, 70%. If you are a minimalist, you say, meh, I don’t need it right now, I’ve got plenty to last for six months. If you’re thrifty, though, you can go and buy years’ supply of toilet paper. You save more money than a minimalist too. That is the biggest difference here. While minimalists care more about living in the moment, thrifty people usually think more about the future. I can sometimes be thrifty of course, but at the end of the day what matters is what you choose to spend your money on, not how much you spend.

chris-lawton-346402-unsplash
At the end of the day what matters is what you choose to spend your money on, not how much you spend.

Money turns into a purpose rather than means if you obsess about how much you spend.

So which one is better?

The answer to this question is another: Which one do I need in my right now? At this stage of your life, what you need may be saving money for a purpose, or just clearing your debts. Then you can be thrifty and even frugal. But if you are financially in a good state, then you can decide which path you would like to take: finding discounts and good deals or living a more simple and minimalist lifestyle. At this stage of my life I’ve been trying to live a lifestyle that is based more on production than consumption, with minimum environmental impact as possible. And I have everything that I need, too. Need is a concept that can have various meanings depending on culture, gender, and individual preferences. So only you can decide on what kind of a lifestyle you need right now.

 

Tutumluluk, Cimrilik ve Minimalizm

Daha önce para biriktirmek ve bilinçli alışveriş için ipuçları paylaşmıştım. Benim minimalizm yolculuğum, gereğinden fazla eşya ile yaşadığımı fark etme, azaltma, satın alma konusunda bilinçlenme ve borçlarımın yok olduğunu, yeni borçlanma yapmadığımı fark etmem üzerine oldu. Yani daha minimalist yaşadıkça para biriktirebiliyor olmak benim için bir artı oldu ama amacım aslında bu değildi.

Son zamanlarda hem Türkçe, hem de İngilizce sosyal medya hesaplarında, tutumluluk, cimrilik ve minimalizmin çok karıştırıldığını görüyorum. Minimalizmin tam olarak ne olduğunu anlamadan, sadece borç kapatabilmek ya da para biriktirmek, ya da belki de yalnızca deney yapmak adına günlük ya da haftalık bütçeler koyup, sonra da gerçekçi olmayan bu bütçelerle geçinemedikleri için kendini paralayanlar çok bu ara sosyal medyada.

Minimalizm tamamen kendini kabullenmek ve içinde bulunduğun küçük-ve büyük- dünyayı sevmek üzerine kuruluyken, kendini kısıtlayıp harcama yapmamak bu olayın çok uzağında bir yere düşüyor. Bu nedenle bu üç kavram üzerinde kesin bir ayrım yapmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.

My Post

Minimalizm cimrilik değildir.

Minimalizm güzel para harcama sanatıdır. Hatta geçen gün reddit’te “minimalist olacak kadar param yok” adlı bir tartışma bile vardı. Eğer bir şeyin/hizmetin gerçekten size değer katacağını düşünüyorsanız o konuda para harcamanızın hiçbir sakıncası yok. Benim için bu mesela, görmek istediğim yerler, konser/tiyatro bileti, kaliteli bir giysi, kakao oranı yüksek bir çikolata 🙂 olabilir. Yıllarca kullanabileceğiniz bir minimalist gardırop icin başta epey para harcamanız gerekebilir ya da. Harcadığım paraya acımam, deriz ya, size gerçekten değer katacak bir şey için harcadığınız paraya acımayın. Fakat onun dışında paranızı vereceğiniz her şeye şüpheyle yaklaşın.

Cimrilik söz konusu olduğunda, harcadığınız parayı her yönden sorgulamaya başlıyorsunuz. Bu da para harcamamak için sosyalliğinizi ve daha kötüsü sağlığınızı da etkilemeye kadar gidebiliyor. Bir, iki haftalık deneyler kulağa hoş gelse de cimrilik bir hayat tarzıysa bence çok tehlikeli olabilir. Sıkıcı da aynı zamanda, sonuçta sevdiğimiz şeyleri elde edebilmek için para harcamak da lazım bazen. 🙂

Minimalizm tutumluluk da değil.

Üzgünüm ama değil. Minimalistlerin çoğunun artık para harcayarak bir şey bulamaması, minimalizmin tutumluluk anlamına geldiğini göstermez. Minimalizmi dünyaya tanıtan, The Minimalists adıyla bildiğimiz Joshua ve Ryan, her gittikleri şehirde konserlere katılıp en güzel kahveyi yapan mekanı bulmaya çalışıyorlar mesela. Eşyalara değil, deneyimlere para harcıyorlar ama harcıyorlar nihayetinde. Yani pek tutumlu bir hayat sürdükleri söylenemez. Aynı zamanda eşyalarından kurtulduktan sonra dünyayı gezmeye başlayan, kimi bunu bir hayat tarzı haline bile getirmiş birçok insan var. Para harcıyorlar: yalnız materyallere değil, uçak bileti, kalacak yer ve benzeri deneyimlere para harcıyorlar.

Tutumluluğun bir sakıncalı yanı bazen istifçiliğe varabilmesi. Misal hep kullandığınız tuvalet kağıdı %70 indirime girmiş. Bir minimalistseniz bu çok önemli olmayabilir, ama tutumlu biriyseniz gidip yılların stoğunu alabilirsiniz. Epey de iyi kâr edersiniz. İşte aradaki en büyük farklardan biri bu. Minimalistler daha çok anı yaşarken, tutumluların yüzü geleceğe dönük oluyor. Bu yüzden indirim takibi tutumluların başlıca zevklerinden biri. Bende de ara sıra tezahür eden bir özellik bu. 🙂

chris-lawton-346402-unsplash
Ne kadar para harcadığın değil, neye para harcadığındır önemli olan. Ne kadar para harcadığına kafayı çok takarsan para araçtan çok amaca dönüşür.

Peki hangisi daha iyi?

Bu sorunun doğru cevabı bence başka bir soru: Şu an hayatımda hangisine ihtiyacım var? Hayatının belli bir döneminde ihtiyacın olan tek şey para biriktirmek olabilir; o zaman cimriliğe varan tasarruflar yapabilirsin. Örneğin borçlarını kapatmaya ya da ev almaya çalışıyorsundur.

Ama eğer ekonomik açıdan bir problemin yoksa o zaman tutumlu mu, savurgan mı, yoksa daha sade ve minimalist mi yaşayacağına karar verebilirsin. Benim hayatımın bu döneminde gittiğim yol, çevreye en az etkide bulunan, aza sahip olduğum ve az tükettiğim bir yaşam biçimi; fakat ihtiyacım olan her şeye de sahibim. İhtiyaç kavramı da kişiden kişiye, kültürden kültüre ve hatta cinsiyetten cinsiyete çok değiştiği için bu konuda herkesin standardı ancak kendisi olabilir.

Aloes in Wonderland

Rediscovering Alice in Gardens By The Bay (Singapore) was real fun. The pictures tell all the story, but this time among Aloes.

weekly photo challenge: story

IMG_6854
Curiouser and curiouser!
the cheshire cat, alice in wonderland
“we’re all mad here. I’m mad. You’re mad.” “How do you know I’m mad?” said Alice. “You must be,” said the Cat, “or you wouldn’t have come here.”
alice in wonderland
Alice:How long is forever? White Rabbit:Sometimes, just one second.

Zero Waste: Atıksız Yaşam İçin Küçük Adımlar

İnanıyorum ki minimalist bir yaşam sürmek atıksız bir yaşam sürmekle doğrudan bağlantılı. Çünkü evlerimize ve hayatlarımıza ne girdiği kadar ne çıktığı da önemli. Zaten eşyanın döngüsüne kafa yormaya başladıkça insan ister istemez üzülmeye başlıyor. Çünkü petrolden plastik yapabilmemiz insanlık tarihi için hem çok talihli hem çok talihsiz. Talihli diyorum çünkü ucuz üretim yapılmaya başlandığında, artı değer hiç olmadığı kadar arttı ve bu da bilim, astronomi ve tıpta yapılacak gelişmeler için kaynak oluşturdu. Talihsiz diyorum çünkü en kısa anlatımıyla dünyanın içine ettik. Bir insanın ona can veren anne babasını öldürmesi gibi bir şey bu. Hayat kaynağımızı hızlı bir şekilde öldürüyoruz.

Öğrenciyken Çevre Topluluğu üyesiydim, o zamanlardan çevre için büyük bir kaygı duyuyor ve isyan ediyor, nükleere karşı yürüyüşlere katılıyor, paneller konferanslar düzenleyip yeme döngüsünden tutun hidroelektrik santrallere her türlü konuyla ilgileniyor, sesimizi çıkarmaya çalışıyorduk. Fakat o zamanlar benim adıma biraz yanıldığım kısım, çevre konusunda büyük şirketlerin bireylerden daha fazla sorumluluk sahibi olduğunu düşünmemdi. Evet gerçekten de büyük bir sorumlulukları var büyük şirketlerin, ama onları büyütenler de bizleriz ve bizim taleplerimiz.

Biraz alakasız görünebilir ama size son seyahatlerimden olan Bali’den bahsedeceğim. Türklerin kafasında Bali cennet gibi bir yer. Bizim için de öyleydi, instagramdaki fotoğrafları görünce gerçeküstü bir yere gideceğimizi sanıyorduk. Gördük de, el değmemiş yerleri gerçekten güzeldi. Ama şehir merkezindeki kumsalların kirliliği dayanılacak gibi değildi. Güzelim bembeyaz kumların üzerinde cips poşetleri, diş macunları, şampuan şişeleri, ne çöp ararsanız vardı. Kirli diye internette okumuştuk ama bu kadarını gerçekten beklemiyorduk. Bu çöp yığını için Balililer Jawa’dan geliyor diyor, Jawalılar onlar sizin otel pisliğiniz diyor. Kim ne derse desin ortada büyük bir problem var. Bu büyük şirketlerin falan değil, senin benim pisliğim, ve hiçbir zaman doğaya karışmayacaklar.

Gözümüzün önünde böyle bir manzara görünce ne kadar çöp ürettiğimizi fark edebiliyoruz. Aslında sorun bu çöpün kumsallara atılması değil. Bali düzgün bir şekilde bu çöple başa çıkabilseydi bile bu çöp yine var olacaktı. Sadece biz görmeyecektik ve içimiz rahat olacaktı. Plastiğin geri dönüşümü mümkün olsa da geri dönüşme oranı çok çok az oluyor aslında. Yani en akıllıca seçenek mümkün olduğunca atıksız yaşamak. Tabiat ana zaten yaralı deyip biz de yaralamaya devam edebiliriz, ya da en azından bizim tarafımızdan yaralanmasını engelleyebiliriz.

Bu konuda atabileceğimiz küçük adımlar var. Zaten yapabileceğimiz en güzel şey küçük adımlar atmak. Peki neler yapabiliriz?

su şişesi, zero waste, atıksız yaşam
en kolay adımlardan biri, dayanıklı bir su şişesi edinip dışarıda plastik şişeden su almayı bırakmak.

1) Almadan önce düşün.

Sormamız gereken sorular:

Alacağım şeye gerçekten ihtiyacım var mı? Almazsam hayatımın kalitesi düşecek mi?  Eğer cevabı evetse,

  • Evdeki herhangi bir şeyi bu alacağım ürün yerine kullanabilir miyim? (dudak balmı yerine hindistan cevizi yağı veya vazelin kullanmak gibi)
  • Evdeki herhangi bir şeyle ihtiyacım olan şeyi yapabilir miyim? (diy ve upcycling projeleri, derya baykal stayla)
  • Bir kullanımlık bir ihtiyaçsa (matkap, tornavida, hatta gece elbisesi gibi) ailem ya da en yakın arkadaşlarım gibi teklifsiz olduğum kişilerden ödünç alabilir miyim?
  • Bu şeyi ikinci el bulabilir miyim? (İkinci el alacağınız şey ambalajsız olacağı ve size veren kişi atmaktansa size vereceği için atıksız yaşama katkısı büyük)
  • Ambalajsız, poşetsiz, doğada çözünebilir, geri dönüştürülebilir versiyonu var mıdır?

2) Aldıktan Sonra, Çöpe Atmadan Önce Sormamız Gereken Sorular

  • Geri dönüştürebiliyor muyum?
  • Yeniden dönüştürebiliyor muyum?
  • Özgür dönüşüme katabiliyor muyum, bir sevdiğime verebiliyor muyum, ya da satabiliyor muyum?

Maalesef aldıktan sonraki işimiz almadan öncekine nazaran daha zor. Yani alımlarımızı gitgide bilinçli yapmaya başladığımızda aldıktan sonra çok da düşünmemize gerek kalmayacak.

Bazı konular maalesef bizim dışımızda gelişiyor ve belli bir orana kadar etki edebiliyoruz. Geri dönüşüm bunlardan biri örneğin. İnsanlar geri dönüşüm konusunda çok üşengeç. Çöp yığınlarıyla nasıl başa çıkıldığını görmediğimiz için geri dönüşümle falan hiç uğraşmıyoruz. Türkiye’de nadiren gördüğümüz geri dönüşüm kutularının içi çöp dolu (şunu da söyleyeyim, Singapur’da geri dönüşüm kutuları daha yaygın ,her binada bir tane var, ama içlerinde alakasız çöpler var yine). ODTÜ bu konuda çok çok iyi bir iş başarıyor (sonradan gelen düzeltme: artık sandığım kadar verimli değilmiş ODTÜ’de de).

Keşke Ankara ve Türkiye’de geri dönüşüm eğitimleri yapılsa ve toplumda yaygınlaşsa. Çünkü çöp kutuma baktığımda genelde yarıdan fazlası geri dönüşebilecek atıklar oluyor. Maalesef ki Ankara’da çözümü ben cam, karton ve plastiği ayrı bir poşete koymakta bulmuştum. Umudum geri dönüşüm işçilerinin en azından daha az uğraşarak ulaşmasıydı aradıkları geri dönüşebilir atıklara.

İleri Dönüşüm:

6a00d8341e223753ef013487720e78970c-800wi

İleri dönüşüm (upcycling) bence geri dönüşümden daha umut verici. Çünkü aynı zamanda eve yeni ve ambalajlanmış, fişi kesilmiş ürün girişini azaltıyor. Derya Baykal’ın yaptıklarıyla bazen dalga geçiyoruz ama aslında hem ev ekonomisi hem de atığımızı azaltma anlamında güzel projeler bunlar. Tabii yapmış olmak için ihtiyacımız olmayan bir şeyi de yapmamak lazım ama, dediğim gibi, bir şeye ihtiyacımız olduğunda, evdeki şeyleri gözden geçirip, evdeki herhangi bir eşyayı dönüştürerek kullanabiliyor muyuz bakmak lazım.

Ben Atıksız Yaşam Konusunda Neler Yapıyorum?

Tabii ki daha başlangıç aşamasındayım ama atılacak her adım bizi daha iyiye taşıyor diye düşünüyorum.

Öncelikle alacağım şeyi sorguluyorum. Genelde alışverişe ihtiyaçtan ötürü çıkıyorum, ve ne alacağımı bildiğim için sadece o mağazalara girip işi hızlıca çözmeye çalışıyorum. Daha önce aklıma gelmemiş, o anda görüp beğendiğim şeylerle arama mesafe koyuyorum.

Poşetler:

Bez poşetleri küçücük katlayıp çantama koyuyorum, bir şey aldığımda poşet istemiyorum. Büyük market alışverişlerinde bu daha zor oluyor, o zaman annelerimizin pazar çantası vardı, hatırlarsınız, onun gibi büyük bir ikea torbası götürüyoruz.

Daha önceki alışverişlerimizde kullandığımız plastik poşetleri de yırtılana kadar, en az yedi-sekiz sefer kullanabiliyoruz markette.

frakta-shopping-bag-large-blue__79087_PE202617_S4
akarı kokarı yok, çok memnunuz.

Tabii bu çabalarımız bile eve poşet girişini tamamen engellemiyor. Benim de aklıma bu poşetleri değerlendirmek geldi. Eğer #plarn (plastic yarn) diye ararsanız, plastik poşetleri şeritler halinde keserek nasıl örgü yapılacağını bulabilirsiniz. Ben bir sürü deneme yaptım, en çok işime yarayanlar, bulaşık süngeri/ lavabo silme bezi oldu.

Aynı zamanda dışarıda kağıt havlu kullanımını azaltmak için diktiğim mendile minik bir kılıf ördüm:

Su Şişesi ve Kahve Kupası

samule-sun-471854-unsplash

Her daim su şişemi yanımda taşıyıp dışarıdan su almamaya gayret ediyorum. Singapur’un bir güzel yanı da şişemizi doldurmak için toplu alanlarda, parklarda, iş yerlerinde çeşme bulunması. Evdeki su da güvenli diyorlar ama Ankara’dan sonra korktuğumuz için çay kahve hariç şişede alıyoruz suyu hala. O şişeleri de içine toprak koyup mini saksılara ya da su doldurup mini vazolara çeviriyorum. Marketten alıp suda köklendirdiğim adaçayını daha büyük bir saksıya ihtiyaç duyana kadar bu mini saksıda yetiştireceğim.

İş yerinde,okulda ve kahvecilerde karton bardaklar yerine kahve kupamızı getirmek de çok önemli. Çünkü içilmiş bir karton bardak asla geri dönüşmüyor. Köpüğe hiç girmiyorum bile, onun geri dönüşümü zaten imkansız, ayrıca sıcak içeceklerle kullanımı sağlığa zararlı. Starbucks vb. yerlerde, eğer orada içecekseniz karton bardak yerine kupa isteyebilirsiniz. Karton ve plastikten kahve içmek bence çok zevksiz zaten. Ayrıca kendi kupanızı götürüp doldurmalarını da rica edebilirsiniz.

Yemek Artıkları:

Demlenmiş kahve telvesi ve çay yapraklarını atmıyor, bitki dibine doğrudan gömüyorum. Geçen hafta da bu çay kahve artıklarını muz kabukları, yumurta kabukları gibi organik atıklarla karıştırıp kompost yapmaya başladım, bakalım nasıl gidecek… (aylar sonra gelen ekleme: Evet komposta dönüştü ama aylar sonra :))

Keşke bir bahçem olsa da büyük bir kompost kutusu oluştursam, ama balkonda ancak bu kadar. Apartmanda kompost yapma deneyiminiz olduysa dinlemek isterim.

Marul ve taze soğan gibi bitkilerin köklerini çöpe atmadan bir iki hafta suda bekletip bir tur daha yeşillenmelerini sağlıyorum. Bu hafta bir taze soğanı minik bir plastik şişe saksıma ektim, bakalım burada daha mı mutlu olacak 🙂

IMG_8128
suda bu kadar hızlı büyümüyordu, toprakta birkaç günde bu kadar büyüdü. Plastik şişeyi kestikten sonra ucunu çakmakla yakıyorum ki ele batmasın.

Kayınvalidem de yediği çekirdekli yiyeceklerin çekirdeklerini atmayıp yıl boyu biriktiriyor. Ayvalığa giderken yol kenarında durup tarlalara savuruyor. Hem kuşlar hem de toprak nimetleniyor bu çekirdeklerden.

Limonu sıktıktan sonra kabuklarını hemen çöpe mi atıyorsunuz? Limon kabukları ile yapabileceğiniz o kadar çok şey var ki.

Kitaplar:

Ankara’da satın aldığımdan çok kütüphaneden aldığım ya da tablete indirdiğim kitapları okuyordum. Singapur’da ise her adım başı kütüphane var (hatta alışveriş merkezi ve metrolardan bağlantısı var), içinde gezmek, dışarı çıkarmadıkça kitap okumak ücretsiz. Fakat yıllık üyeliği 50 dolar. Şimdilik özellikle bulamadığım kitap olmadıkça üye olmayı erteledim, ama dışarının sıcağından bıkmışken içeride küçük bir mola verip öne çıkan yayınlardan okumak çok zevkli.

Geçenlerde üye olduğum fb gruplarından birinde taşınacak olan biri kitaplarını paylaşıyordu. İçinde özellikle okumak istediğim iki kitap (The Girl On The Train ve The Signature of All Things) vardı; ben de hemen atladım ve diğer kitapları da istedim. 🙂 Bitince de yeni sahiplerine ulaştıracağım ve döngüyü böyle devam ettireceğim.

IMG_8129

beni epey götürür bunlar.

Elektronikler:

Cep telefonu, aksesuarlar, bilgisayarlar, televizyonlar, piller… Aslında elektroniklerin içinde geri dönüşebilecek çok hammadde bulunuyor, alüminyum, demir, bakır gibi. Bunlar kağıt ve plastiğin aksine yüzde yüze yakın geri dönüşebiliyor. Bu yüzden elektronik atıklarınızı lütfen çöpe atmayın. Media Markt’lara götürebilirsiniz. Ben en son Ankara’daki Çiğdemim Derneği‘ne bırakmıştım, Çankaya tarafında oturuyorsanız kolay bir seçenek.

Giysiler:

Giysiler için en önemli şey başta kaliteli ürünler satın alıp al-istifle-at döngüsünden uzaklaşmak. Uzun yıllar giyebileceğimiz, zamansız moda tabir edilen giysileri tercih etmeliyiz. Eğer yırtıldıysa veya söküldüyse tamir etmeliyiz. Bu konularda son zamanlarda bulduğum eğlenceli bir instagram hesabı visible mend. Yama olayını başka bir boyuta taşımış.

Peçete ve Kağıt Havlu

Japonya’da hiçbir tuvalette kağıt havlu bulunmuyordu. Bizdeki gibi “bitti ve yerine yenisi takılmadı” gibi değil, Japonlar genel olarak umumi tuvaletlerde kağıt havlu kullanmıyorlardı. Hepsinin çantasında minik kumaş mendiller vardı, ben de oradayken bir tane aldım (özel mendilci dükkanları var çok tatlı, desen desen).

Hem nemli havada yüzünü silmek, hem de elleri yıkadıktan sonra kurulamak için bu mendilleri kullanıyorlar. Bu fikri çok sevdim, Singapur’a taşındıktan sonra daha da bir benimsemeye karar verdim çünkü hava öyle nemli ki, metroya yürüyene kadar bile insanın yüzü sırılsıklam oluyor. Kağıt havlu falan fayda etmiyor. Zaten buradaki tuvaletlerin büyük bölümünde de kağıt havlu yok, sadece kurutucu var.

Ben de artık çantamda minik kumaş mendilimi taşıyacağım. Sizin de küçüklükten kalma mendiliniz varsa ya da evde artık kumaşınız varsa peçeteleri siz de hayatınıza katabilirsiniz. Hatırladınız mı, küçükken hepimizin çantasında bu mendillerden olurdu. 🙂

FullSizeRender
Kyoto’dan aldığımız, Kyoto ruhuna yaraşır mendiller.

Peki sizin atıksız ve plastiksiz bir ev için önerileriniz neler? Yorumlarda benimle paylaşın, bilgiyi çoğaltalım.

Kaynaklar:

Konu hakkında daha çok okumak isteyenler için Türkçe ve İngilizce Kaynaklar:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Sıfır Atık El Kitabı: http://webdosya.csb.gov.tr/db/sifiratik/icerikler/k-tapc-k-2017-1-20180129130757.pdf

‘Life is so different here now’ – Inside Japan’s ‘zero-waste’ village: https://www.telegraph.co.uk/news/2018/03/04/life-different-now-inside-japans-zero-waste-village/

Zero-waste bloggers: the millennials who can fit a year’s worth of trash in a jar: https://www.theguardian.com/environment/2016/apr/22/zero-waste-millennial-bloggers-trash-greenhouse-gas-emissions

Shops offer discounts, free food, when you use your own bag, container: https://www.todayonline.com/singapore/get-discounts-free-food-top-ups-with-BYO-receptacles-at-220-shops

zero waste, sıfır atık

What Minimalism is not About

1. Minimalism is not about decluttering.

While minimalists find decluttering an exhilarating, freeing experience, minimalism to me is not about what to let go, it is about what to keep.

Marie Kondo asks “what sparks joy?”

“The Minimalists” ask “what adds value to your life?”

I believe the things I keep are a combination of both.

2. Minimalism is not confined to backpackers and people who live in ridiculously small apartments.

Don’t get me wrong, I adore backpackers and travelling light. I try to travel light as much as possible and learn from my mistakes. And definitely, there is something to learn from people who carry everything they own on their backs.

Similarly, I do believe living in a small house teaches you a lot. My house is also a relatively small one, with one living room/kitchen, one bedroom and a laundry room. But what I believe is that once you get the idea, it doesn’t matter where you live. You may still live with your parents, in a dormitory, or a seven-bedroom house, or on your backpack! It’s the same and at the same time different for everyone.

3. Minimalism is not about organizing and great storage solutions.

I believed (and I still do) that I had a problem about organizing. My house and my office desk were a mess, and while I thought it was a meaningful mess, I still sought help. What I found was at the core of this disorganization was my inability to say goodbye to things when I didn’t need them. Well I was one type. I lived “in” clutter and called myself disorganized. I thought if I tidied things up, clutter wouldn’t be a problem.

But there is also this type who never ever declutters and lives in a tidy mess. And these people are, well, the closest one may be your mum. You can find stashes underneath sofas, boxes after boxes never opened in years, all these small things that nobody needs or remembers even. But in the workplace I also encounter this kind of people, who file projects, keep hard copies even if there are soft copies, and bring in drawers and organizers (why buy new stuff to store the stuff you don’t need?) because the ones in the office aren’t enough. But they are very very organized and also effective, although 90% of the stuff they keep will never be needed and eat up their time and energy.

This is not what minimalism is. These can be parts of minimalism, but they do not define it. The social media likes the extreme, well, you don’t have to go to extremes if this is not you.

To reiterate,  minimalism is not about downsizing, it’s about loving/valuing/needing what you keep. It’s not about limiting yourself to a tiny backpack or a studio apartment, and finally it’s not about organizing (although I admit it is fun!).

What else do you think minimalism is not about?

 

Minimalizm Ne Değildir?

1. Minimalizm azaltmaktan ibaret değildir.

Minimalistler her ne kadar azaltmayı rahatlatıcı ve özgürleştiren bir aktivite olarak görseler de, minimalizm aslında neyi attığına değil, neleri tuttuğuna odaklanmaktır.

Bu anlamda neyi tutalım sorusuna farklı yazarlardan farklı cevaplara bakalım.

Marie Kondo sana neşe veren ne? diye soruyor.

 

The Minimalists’in favori sorusu ise, Hayatına değer katan ne?”. Onların bir ikinci sorusu da 20*20 kuralı. Ya ihtiyacım olursa, diyerek alınan şeyler, 20 dakika içinde, 20 dolara alınabiliyorsa evde ihtiyaç yok diyorlar.

2. Minimalizm sadece sırt çantasıyla dünyayı dolaşanlara ya da tek göz evlerde, karavanlarda yaşayanlara ait değildir.

“Biraz fazla mı olmuş? Sadece bir saatlik bir yolculuktu.”

Yanlış anlamayın, sırt çantasıyla ve karavanıyla dünyayı dolaşanlara hayranım. Ve kesinlikle onların yaşam tarzlarından örnek alabileceğimiz çok şey var.

Aynı şekilde küçük evlerde yaşayanların bulduğu çözümlerden de öğrenecek çok şey var. Benim evim de görece küçük sayılır, 80 metrekare kadar, bir salon/mutfak/yemek odası, bir çalışma/çamaşır odası ve bir yatak odası var. Fakat yaşam tarzınızı oturttuktan sonra, illa küçük bir yerde yaşamalısınız diye bir şey yok. Hâlâ ailenizle ya da yurtta yaşıyor olabilirsiniz, hatta kendi odanız bile olmayabilir. Ama gerekenlerin ve gerekmeyenlerin ayrımı bir kez yapılırsa değişik ortamlara adapte olmak kolay.

3. Minimalizm düzen ve depolama konusunda uzmanlaşmak değildir.

Bazen ben: “Dağınık değilim, her şeyin nerede olduğunu biliyorum! Yenileri en üstte, eskileri en altta.”

Dağınıklık konusunda, üç yıllık minimalizm maceramdan sonra bile hâlâ problemim var. Evim ve ofisim karikatürdeki gibiydi, ama ben çoğu zaman benim düzenimin bu olduğu, böyle mutlu olduğum konusunda ısrarcıydım. Bu düzensizliğimin kökünde ise eşyalara düzgünce veda edememem olduğunu fark ettim.  Marie Kondo’nun “Derle Topla Rahatla” kitabını okuduktan sonra ise asıl sorunun düzensizlik değil eşya boğulması olduğunu  anladım.

Fakat benim gibi olmayıp düzenli olan, ama yine de eşya boğulması yaşayanlar da var. Bunlara en yakın örnek, çoğumuzun annesidir diye düşünüyorum. Eve girdiğinizde ortada bir şey yok, her şey düzenli gibidir; fakat çekmece ve dolaplar ağzına kadar doludur. İçindeki eşyalar orada olmalı mı, olmamalı mı hiç sorgulanmamış yıllardır, ama her bahar çıkartılıp güzelce düzenlenip yerine yerleştirilmiş.

İşyerinde de böyle insanlara çok rastladım. Her şeyin çıktısını ve bilgisayar kopyasını saklayan, yetmeyip ekstra çekmece ve kutu getirip eşyalarını oraya getiren arkadaşlarım oldu. Belki hiç ihtiyacı olmayacak evrak için para harcayıp da kutu, çekmece falan alıyor. Ama o kadar düzenli ki, neyin nerede olduğunu ezbere biliyor, ve aslında çalışma yöntemi olarak da etkili bu insanlar ama, oradaki evrağın yüzde doksanına ihtiyacım olmadığını adım gibi biliyorum. Alan, enerji ve maddiyat kaybı.

Minimalizm bunlar değil.

Bunlar minimalizmin küçük parçaları olabilir zaman zaman, ama bazen büyük resimle karıştırılıyor. Sosyal medyada hep ekstremler paylaşılıyor, ama siz minimalizmin faydalarını görmek için ekstrem yaşamak zorunda değilsiniz.

Toparlamam gerekirse, minimalizmin yalnızca azaltmaktan ibaret olmadığına, tam tersine elimizde kalanlara odaklanmamız gerektiğine inanıyorum. Minimalizm kendini miniminnak bir stüdyo apartmana ya da sırt çantasına mahkum etmek de değil. Düzenlemek de değil, ki kabul ediyorum düzenlemek bazen çok eğlenceli.

Peki siz ne düşünüyorsunuz? Minimalizm ne değildir?

Sunday Quote #6/ Pazar Alıntısı #6

From the book “Zen Penguins” by Jonathan Chester and Patrick Regan

Gerçekten yolda olmak için, yoldan çıkın.

Aydınlanma evrenseldir, ama aydınlanmaya giden yol değil. Bu yüzden Joseph Campbell’e göre, “Eğer yolun önünüzde adım adım açıldığını görüyorsanız, bilin ki o sizin yolunuz değildir. Sizin kendi yolunuz kendi attığınız adımlarınızla açtığınız yoldur. Zaten tam da bu nedenle o yol sizindir.”

Beslenme Üzerine- 2

Beslenme Üzerine-1 yazısı için tıklayınız.

Yaklaşık bir yıldır beslenmeme daha çok dikkat ediyorum. Aslında çok daha uzun süredir araştırıyorum ama, kararlı olarak uygulamaya başlamam bir yıla tekabül ediyor. Bu süre içerisinde kendime göre bir yöntem geliştirdim, ki bu yöntemin herkese göre değişebileceğine inanıyorum. Hepimizin parmak izi farklı olduğu gibi bedenlerimiz de farklı. Bu nedenle herkesin kendi bedenini dinleyip, ona neyin iyi geldiğini, nelerin dokunduğunu anlaması şahsi bir sorumluluk. Ben kendi adıma, her gün kahve ile içtiğim sütün bana dokunduğunu fark ettim mesela bu yolculukta. Karnıma sanki bir taş oturuyor süt içtiğimde. Küçüklüğümde böyle değildi, en sevdiğim şey süttü. Peynir ve yoğurtta da aynı şey söz konusu değil. Ama süt mideme oturuyor son yıllarda.

Aynı şekilde hamurişi de böyle. Kendimi dinlediğimde, hamur işlerinin (buğday olsun olmasın) benim enerjimi düşürdüğünü, şişkinlik ve uyku yaptığını görüyorum. Artık özellikle kahvaltıda ekmekten ve hamur işlerinden uzak duruyorum.

Hepimizin bedeni farklı ama, sistemimiz yine de çoğu kez aynı şekilde işliyor. Beslenme konusunda okuduğum ve izlediğim onca şeyden sonra, kendime (herkese uygulanabileceğini düşündüğüm) bir kurallar listesi oluşturdum. Bu arada belirteyim, bu kurallara yüzde yüz uymadım hiçbir zaman. Ama teker teker hayatımızda değişimler yaparak, en azından yüzde yetmiş bile uygulasak, çok olumlu bir değişiklik yaşanacağına inanıyorum. Ben kendi adıma ideal kiloma ulaştım bu noktaları takip ederek. Bunun dışında sivilcelerim büyük oranda azaldı, adet öncesi sendromum (bende genellikle sinirlenme, tuzlu şeyler tüketme, sivilcelenme şeklinde seyrediyordu) neredeyse sona erdi diyebilirim.

  1. Karbonhidrat tüketimini mümkün olduğunca azalt. Karbonhidrat deyince aklınıza gelmesi gerekenler, ekmek (normal, tam buğday, tahıllı, kepekli, glutensiz farketmez), her türlü hamur işi, patates, mısır, yulaf, pirinç vb. Ketojenik diyeti savunanlar günde 20 ile 100 gr arası karb tüketip, gerisini yağ ve proteinden almamız gerektiğini savunuyor. Bu biraz zor görünüyor, ama ben en azından bir öğünü karbonhidrat ağırlıklı yapıp, diğerlerini daha yağ ve protein bazlı yapmaya gayret ediyorum. Dediğim gibi kahvaltıda ekmek tüketmiyorum ama bazen kendim evde ekmek yapıyorum. Diş çürümelerini engellemek için de küçük yaştan itibaren çocukların ekmek, hamurişi ve şeker ile ilişkisini dengeli tutmak lazım. Biz yandık onlar yanmasın.
  2. Eve hazır gıda sokma. Sanırım yüzde yüze yakın uyguladığım tek nokta bu. Paketli gıdaların eve girmemesine çok dikkat ediyorum. Özellikle donmuş-pişmeye hazır ya da abur cubur türünden gıdaları. Evde abur cubur oldukça tırtıklamaya devam ediyorsun, ve bu kan şekerinin hep yüksek kalmasına sebep olurken, vücudun gerçek öğünü sindirmesine fırsat bırakmıyor. İçindeki ne idüğü belirsiz maddeleri saymıyorum bile. Bu nedenle bisküvi, cips türünden hiçbir şeyin eve girmemesi önemli. Ben kakao oranı %70-99 arası çikolatalar tüketiyorum, ara sıra da dondurma yiyorum ama bu ikisi dışında eve başka paketli abur cubur girmiyor.
  3. Şeker tüketimini sıfıra yaklaştır. Dediğim gibi dondurma ve bazen de kendi yaptığım kurabiye, puding vb şeyler yiyorum, aziz değilim bu konuda :). Doğum günlerinde önüme gelen pastalara hayır diyemiyorum; bu nedenle şeker tüketimimi sıfıra indirmiş değilim. Ama buna rağmen dengemi bulana kadar kilo vermeye devam ettim. Tabii bu dediklerim ortalama haftada bir kere olduğu için belki de bedenimin dengesini bozmadı. Bu arada çoook uzun zamandır gazlı içecek tüketmedim.
  4. Kızarmış yiyecekler yerine fırında pişmiş olanları tercih et. Bu arada ayçiçek ve mısır yağları da çıksın hayatından, tereyağı ve zeytinyağı candır.

mariana-medvedeva-379662-unsplash

Hep uzak durulacaklardan bahsettim, peki ne yiyelim de sağlıklı olalım?

  1. Taze meyve ve sebze. Zeytinyağlıları hep çok severim zaten, ama aynı zamanda pişirmeden, çiğ tüketebildiğimiz meyve sebzeleri de mevsimine uygun olarak tüketmek çok önemli. Yine takip ettiğim Karatay ve ketojenik diyetçiler meyvede sınırlama getirme taraftarı olsalar da ben obezite olmadıkça meyvede sınırlama yapılması gerektiğini pek düşünmüyorum. Eğer fiyatı uçuk değilse organik de tercih etmeye çalışıyorum ama tabii her zaman mümkün olmuyor. Yine de organik reyonuna hep göz atıyorum markette. Organik salçanın, limonun, yulafın, fıstık ezmesinin daha ucuz ya da aynı fiyat olduğuna çok rastladım, öyle ise organik olanı almak her zaman daha mantıklı. GDO konusunda şüphelerim de olsa en azından  pestisit (kimyasal ilaç) kullanılmaması beni organik almaya yönlendiriyor.
  2. Evde yapılmış fermente gıdalar. Sanırım etrafımda turşu ve yoğurt yapın diye kafasına kakmadığım kimse kalmadı! Bunun dışında kvass, kombucha çayı gibi başka fermente yiyecekler de var denemediğim, fermente gıdaları hala keşfediyorum, keşfettikçe hayran kalıyorum.
  3. Sağlıklı yağlar, bol bol. Zeytinyağı, tereyağı, balık, avokado, susam, ceviz, badem, yer fıstığı. İstediğiniz kadar tüketin, kalori hesabını falan kafaya takmayın. Bedenin her şeyden fazla yağa ihtiyacı var, low-fat/düşük yağlı ürünleri özellikle süt ürünlerinde tercih etmeyin. Yağı gidince yalnızca şekeri kalıyor.
  4. Fındık fıstık, mümkünse çiğ. Günde yedi, haftada 35 saat derse girdiğim geçen dönemde ders aralarında beni ayakta tutan şey fındık fıstık oldu gerçekten (özellikle leblebi- kuru üzüm :)). Bu arada diş çürümesini ve fitik asidin diğer zararlarını engellemek için bademleri bir gece önceden suda bekletmek gerekiyor. Abur cuburu bırakma aşamasındaysanız yanınızda mutlaka kuruyemiş ve kuru meyve bulundurun; ama sık aralıklarla yemek bünyeyi sürekli meşgul ettiğinden ketocular ve karataycılar için pek iyi değil, haberiniz olsun.

    thought-catalog-246316-unsplash
    sadece iki yumurta, al sana asıl şampiyonların kahvaltısı.
  5. Yumurta. Keşke doğal ve organik yumurtaya hep erişimimiz olsa, ama olsun. Gün içinde çok dengeli beslenemesek de güne bir-iki yumurtayla başlamak ihtiyacımız olan protein, folik asit ve vitaminleri sağlıyor.

Beslenme konusunda verebileceğim son tavsiye dostlar, kendini dinlemek. Kendini dinleyebilmek için de biraz sessizleşmek ve bedenimizin gerçekten neye ihtiyacı olduğu ile bedenimizin nelere bağımlı olduğu arasındaki farkı anlamak şart. Duygusal yeme bozukluğu da çok önemli. Canın kurabiye çekiyor, gerçekten çekiyor mu? İhtiyacın olan o mu? Yoksa yalnızca ağzını meşgul edecek bir şeyler mi arıyorsun, kendinle ilgili soruları cevaplamaktan kaçarken? Minimalizm ve bilinçli farkındalık gibi beslenme de bütüncül bir olay. Hayatımızın her alanını etkilediği gibi onlardan etkileniyor da.

Beslenme konularında daha fazla bilgi edinmek için tavsiye edebileceğim kitaplar, websiteleri, videolar:

  1. Canan Karatay Kitapları
  2. Actualized.org, How to Shop for Healthy Food Overcoming Addiction
  3. Cure Tooth Decay, Ramiel Nagel
  4. Gündem Özel‘in özellikle sağlıkla ilgili bölümleri (en yeniden en eskiye): Canan Karatay Gerçek Tıp,  Vücudumuzun Savunma Mekanizması, Bağışıklık Sistemine Dair Her Şey, Sağlıklı Beslenme ve Hastalıklar Arasındaki İlişki)
  5. Dr. Mercola, Fat For Fuel youtube kanalı
  6. Fevzi Özgönül Kitapları (Karatay’a benzer bir yaklaşım, fakat Karatay sağlıklı beslenmeyi ön planda tutarken Özgönül daha kilo verme açısından yaklaşmış ve daha günlük dil kullanmış)
  7. Buğday Göbeği, William Davis

breakfast, karatay kahvaltısı

En önemlisi, her zaman tadını sevdiğiniz yiyecekleri yiyin. Sağlıklı beslenme tatsız tuzsuz olacak diye bir şey yok. Dünyadaki tek lezzetli şey de hamburger ve pasta börek değil. 🙂 Yeni tarifler deneyin, konfor alanınızın dışına çıkın, en azından birkaç gün Karatay kahvaltısına şans verin 🙂 Sadece kahvaltınızı değiştirmek bile gününüzde büyük bir değişiklik yaratacak.

Evler ve Eşyalar Üzerine İki Film

Birbirinden farklı türlerde olan bu iki film, izlerken bana eşyalarla olan bağlarımızı düşündürdü. İki filmde de bu bağ yan temalar olarak karşımıza çıkmakta. İkisinden de çok zevk aldım (belki votka limon’dan birazcık daha fazla) ve ikisi de izlemeye değer.

Amerikan toplumunun aşırı tüketme ve istifçilik hastalığı yanında, eski Sovyetler Birliği’nden kopan Ermenistan’daki fakirlik ve eşyalardan vazgeçme zorunluluğu, Amerikalıların moda kavramıyla boğuşurken Ermenistan’daki küçük kasabada, aynı eşyaların sürekli el değiştirip döngüye katılması olaya daha geniş açıdan bakmamızı sağlıyor.

Hello, My Name is Doris (Merhaba, Benim Adım Doris):

hmnid

İstifçi olan annesiyle yaşayan ve hiç evlenmeyen Doris, zaman içinde bir istifçiye dönüşüyor. Öyle ki film onun çöp kenarında kırık bir lamba bulması ve onu ofisine götürmesiyle açılıyor. Gördüğü lamba, eski ve kırık olsa bile ona göre işe yarar bir eşya ve onu hemen sahipleniyor. Evi ise zaten bu tip eşyalarla dolu, yaşamayı engelleyecek bir vaziyete gelse de uzun bir süre direniyor.

Eşyalara neden ve nasıl sarıldığımızı, depresyonun hem buna sebep olup, hem de bunu tetiklemesini izlemek ilginç. Bunların üzerine bir de kendinden 30 yaş küçük birine aşık olan canım Doris’e empati ve sempati duymamak imkansız.

doris.gif

Vodka Lemon (Votka Limon):

lemon

Ermenistan’daki bir Yezidi-Kürt köyünde geçen film, Sovyet sonrası Ermenistan’ı, fakirliği, göçmenliği, işsizliği hiç mesaj kaygısı gütmeden, didaktik olmadan, realist ve mizahi bir bakış açısıyla ele alıyor. Ana karakterler, parasızlıktan, onlar için duygusal değeri çok yüksek olan eşyaları yok pahasına satmak zorunda kalıyorlar.

11.19.15_Screenings._I_am_Armenian._Vodka_Lemon_3
Hamo, ölen karısının çeyiz olarak getirdiği gardırobu içindeki kıyafetlerle satarken.

Filmde beni etkileyen sahnelerden birinde, iki karakter şöyle diyor:

  • Sovyetler sayesinde hiç aç kalmıyorduk, hiçbir şeyden mahrum değildik.
  • Özgürlükten bile mi?
  • Özgürlüğümüz yoktu, ama onun dışında her şeyimiz vardı.

Şimdi ise özgürler, ama hiçbir şeyleri yok.
Filmin sonunda öyle güzel bir piyano sahnesi var ki… Kesinlikle izlenmeli bu film.

ending1

Diğer mecralarda Minimalist Günlüğü takip etmek isterseniz:
YouTubeinstagramFacebook

5 Minimalist Tips for Saving Money

Türkçesi için lütfen buraya tıklayınız: Para Biriktirmek İçin Beş İpucu

Over the years as I started to live a simpler life, I’ve seen that my debts are melting and I can save money much more easily than before. My initial purpose was not to save money, but seeing that I can do stuff I love with the money that I’ve saved (travelling, creative writing workshops and fountain pens), or just knowing that I have some money aside for future troubles is really freeing.

You can actually save quite a lot of money by making some small changes to your lifestyle, even if you earn small amounts of money. You can save a few hundred bucks if you follow just one or two tips that I’m sharing with you today. And the most important outcome of this is not just saving money, but reclaiming your freedom from money and spending mindset.

Now let’s have a look at how to easily save money by having a minimalist approach to life.

1) Cook and eat at home, and bring lunch as much as possible.

RpgvvtYAQeqAIs1knERU_vegetables

If you already try to live a healthier lifestyle then you know how eating outside can ruin your diet. You can of course spend a couple of nights outside with friends or eat out when you’re on vacation, but in normal circumstances eating at home is a lot cheaper and healthier.

If you have a group of friends that you always go out with, you should honestly tell them you’re trying to save money and you’ll meet them for a drink afterwards. You can even suggest everyone eat at home and meet just for a drink or coffee. This saves you a lot of money really.

Of course what I mean by eat at home is not frozen, ready made dinners like pizza or chips. I’m talking about real cooked food. If you’re not experienced with cooking, start small and slow: buy just the equipment and the ingredients you need for the recipe you want to make. At the end your body and your wallet will thank you. 🙂

photo-1502747220144-846486e80891

Bringing lunch to school or workplace also saves a ton of money. And if you have a fridge and microwave at your workplace, voila! If you don’t, that’s okay, too, there are lots of options you can bring. Salad and sandwiches are the easiest. You can bring leftovers, tuna, or my favorite, overnight oatmeals. Just toss in your favorite yogurt or milk, and whatever fruit and nuts you have at hand. Experiment with peanut butter, chocolate or honey. Even a big bowl of oatmeal doesn’t cost more than a couple of bucks, and you get a filling meal.

To save a ton of money on beverages, invest in a good water bottle and a durable mug. The first reason I bought a mug was because the coffee in the workplace tasted terrible and I wanted to bring my own, but then it turned into a money-saving habit. And when you’re going outside always bring your water bottle with you to save the environment and to save money.

2. Don’t buy if you can make it yourself.

I love pickling and yogurt making as much as I love cooking and baking. As I’m involved in the making process first-hand, I can adjust ingredients to my taste, change them for more healthy options and so on. This is the first advantage. The second advantage of this is that it helps you save money. You can make a year worth’s of pickles (and the healthy, fermented kind) with the same money you buy a jar of pickles. Yogurt making also saves you nearly half the prize of store-bought, paper-tasting yogurt. I even try cheese making but you don’t have to go this far. 😀

And there are far easier things to try out. Whenever you want to buy packaged food, see if you can make it yourself. Pudding mixes, for example. You can buy starch and cocoa and easily make it yourself for a fraction of the price. Slowly, you’ll see that you don’t need packaged food at all. Google before buy!

photo-1507048331197-7d4ac70811cf

I can almost hear you asking, how come I can find so much time to make this stuff rather than buy. Once you’ve made your research and experiment with a few recipes, it’s really easy and doesn’t take a lot of time. But since mall and online shopping is out of my life now, I have a lot of time for productivity, which brings us to the third point.

3. Run from malls like hell (at least for a while).

I’ve never been a shopaholic, but even now, when I go to a mall, I find myself buying at least one item. It feels like a crime, walking into a mall and not buying anything. If nothing, then at least you go to a Starbucks and leave a few dollars there (by the way, the cheapest and the healthiest option at Starbucks, or any coffee shop really, is filter coffee).

barkhorn_shopaholic_post

When we talk about avoiding shopping, out of sight out of mind is the best thing to do. And it’s a good idea to stay away from shopping friends as well. Shopping is like cigarettes or alcohol. The addicts need some new victims all the time, they don’t want to go alone so you need to watch out.

4. Declutter

emile-perron-294697-unsplash

It might be counter-intuitive but you need to declutter to avoid spending money. When we fill our homes with stuff, it feels like you need more stuff. When you start purging, you see that you already have what you need.

If you’re serious about saving money, promise yourself not to buy any piece of clothing for a certain amount of time (3 months or a year maybe). And then go into your wardrobe and lay all your clothes on your bed. You have so many clothes, right? And most of them have been loved and worn and torn, some never worn with a price tag on. Don’t mind. Firstly, feel grateful that you were able to buy these clothes. Then start purging.

You can donate or sell the ones still in good condition, and recycle or upcycle the ones that are beyond repair. At the end of the process, you’ll see there are still lots and lots that you can wear with love. No need for shopping at all. (You can look at my previous posts about decluttering and capsule wardrobe here).

Apply the same procedure to the kitchen as well. Years ago I read about an extreme approach, where you buy nothing until you run things out in your fridge, freezer and pantry. I think it makes sense, considering the things I had to toss in my last decluttering marathon. This is a good way to save money in the short run.

5. Take a chance on second hand shopping.

When you need something, first check the online websites and apps if you can find it second-hand. You can find second-hand books, bags, watches, clothes. Buying and selling second hand, as well as free cycle,  is good for both the hands and the Earth.

As a final word, I don’t think you should starve and tire yourself just to save money. Sometimes you just want to spend carelessly. And that’s okay because you’re saving for a purpose after all. Don’t think a lot about money, don’t make your life circle around it (or the absence of it). When you are free of the money hegemony, it can give you joy to spend it sometimes. What is important is balance.


 

Para Biriktirmek İçin Beş İpucu

Yıllar içinde daha sade yaşamaya başladıkça, borçlarımın azalarak yok olduğunu ve çok kolay bir şekilde para biriktirebildiğimi fark ettim. Asıl amacım para biriktirmek değildi ama, biriken parayla gerçekten istediklerimi yapabilmek (bkz. seyahat, yaratıcı yazma kursu, dolmakalemler 🙂 ) ya da yalnızca kenarda param olduğunu bilmenin verdiği özgürlüğü tatmak gerçekten güzel. Aslında hiç de zor olmayan birkaç değişiklikle çok az para kazanan biri bile rahatça para biriktirebilir. Bu maddelerden birkaçını uygulasanız bile her ay birkaç yüz lira biriktirebilirsiniz. En önemlisi de, para harcamadıkça hissedilen özgürlük.

1) Mümkün olduğunca evde yap, evde ye, ya da evden getir. 

RpgvvtYAQeqAIs1knERU_vegetables

Zaten sağlıklı beslenmeye çalışıyorsanız dışarıda yemek yemenin işleri ne kadar bozduğunun farkındasınızdır. Ayda bir-iki kere arkadaşlarla buluşup yemek yenebilir, ya da tatile gidildiğinde mecburen dışarıda yenir ama böyle durumlar dışında, evde yemek her zaman hem daha sağlıklı hem de daha hesaplı oluyor. Eğer dışarıda yemeyi çok seven bir arkadaş grubunuz varsa açık açık para biriktirmeye çalıştığınızı söyleyip onlarla yemek sonrası buluşabilirsiniz.

Tabii evde yemek derken hazır pizza, donmuş/hazır gıdalar, cipsler baklavalar gibi yiyeceklerden bahsetmiyorum. Gerçek besinlerle hazırlanmış ev yemeği hem hazır yemeklerden daha sağlıklı, hem de daha ucuz oluyor. Eğer evde şimdiye dek pek yemek pişmediyse, tabak çanak, yağ, baharat gibi malzemeleri almak belki başta daha pahalı gibi görünebilir, ama sonunda hem cebiniz hem bedeniniz teşekkür edecek size.

photo-1502747220144-846486e80891

Aynı şekilde iş ve okulda öğle yemeğini de evden getirmek çok kolay bir şekilde ayda en az birkaç yüz lira biriktirmenizi sağlıyor. Hele bir de işyerinizde buzdolabı ve mikrodalga varsa harika. Yoksa da seçenek çok. Salata ve sandviç en kolayı. Dünden kalan zeytinyağlı yemekler olur, tonbalığı olur. Benim en çok tercih ettiğim, akşamdan yoğurtta beklettiğim ya da sıcak suda birkaç dakika yumuşatıp süt eklediğim yulaf ezmesi. İçine muz, fıstık ezmesi, fındık fıstık, tarçın (zencefil/zerdeçal/muskat), elma, armut, aklınıza ne gelirse, mevsimine göre hangi meyve varsa ekleyebilirsiniz. İçini doldurup taşırsanız bile bir kasenin maliyeti iki üç lirayı aşmıyor, doyurucu bir öğün yemiş oluyorsunuz.

İçecekten muazzam bir şekilde tasarruf yapmak için iyi bir su şişesi ve iyi bir termosa yatırım yapmanızı da öneririm. Benim evden çay kahve getirmemin ilk sebebi okuldakinin tadının berbat olmasıydı, ama sonra alışkanlık haline geldi.

2. Yapabiliyorsan satın alma.

Yemek yapmak kadar turşu kurmayı, yoğurt ve konserve yapmayı da çok seviyorum. İlk elden üretimin içine girdiğim için, damak tadıma göre, istediğim malzemelerle hazırlayabiliyorum yiyeceğimi. Ama bunun ikinci avantajı da çok ciddi para tasarrufu sağlıyor olması. Minicik bir kavanoz turşu altı lirayken, altı liraya iki kilo salatalıktan neredeyse tüm senenin turşusu çıkıyor. Lahana, havuç desen sudan ucuz. Yoğurt yapmak da aynı şekilde nereden baksan yarı yarıya kâr ettiriyor.

Bunun dışında çok kolay şeyler de var. Mesela puding yapmayı çok seviyorsanız, iki paket puding parasına bir paket nişasta ve bir paket kakao alabilirsiniz. Bu ikisinden en az altı-yedi kez puding yapabilirsiniz. Buna benzer yüzlerce örnek için internetteki tarif siteleri güzel rehberler. Hiçbir şeyin hazırını almanıza gerek yok.

photo-1507048331197-7d4ac70811cf

Peki bunlar için nereden zaman buluyorsun, dediğinizi duyar gibiyim. Aslında yeterli araştırmayı yaptıktan ve yapılışını bir kere öğrendikten sonra, kavanozlama ve turşu işi gerçekten çok kolay ve hızlı bir iş. Fakat zaten alışveriş merkezleri hayatımdan çıktı çıkalı vaktim epey bol oluyor. Bu da bizi üçüncü ipucuna getiriyor.

3. Alışveriş merkezlerinden (en azından bir süre) veba varmış gibi kaç.

Hiçbir zaman alışveriş bağımlısı olmadım, ama şimdi bile, ne zaman bir alışveriş merkezine girsem, çoğu kez kendimi en az bir şey almış olarak buluyorum. Oraya gittiğinde satın almamak sana suç işlemişsin gibi hissettiriyor. Hiçbir şey almazsan, gidip bir kahve içeyim Starbucks’ta diyor, on lirayı bırakıp geliyorsun. (Bu arada Starbucks’a ( ya da benzeri kahvecilere) bir kere girilmişse, hem en sağlıklı, hem en ucuz seçenek filtre kahve. Bunu da not düşeyim 🙂 )

barkhorn_shopaholic_post

Söz konusu alışverişten kaçmak olunca, en güzeli gözden ırak, gönülden ırak. Bu arada alışveriş seven arkadaşlarla da araya küçücük de olsa mesafe koymakta fayda var. Çünkü öyle bir şey ki alışveriş, sigara alkol gibi. Bağımlıları yeni müritler bulmaya bayılıyor, dikkat etmek lazım.

Bilinçli alışveriş için ipuçlarını bu yazımda bulabilirsiniz.

4. Azalt.

emile-perron-294697-unsplash
İnsanları sev. Eşyaları kullan. Tersi hiçbir zaman işe yaramaz.

Ters mantık gibi gelebilir ama, daha fazla para harcamaktan kaçınmak için azaltmak şart. Evlerimizi doldurdukça, daha çok şeye ihtiyacımız var gibi geliyor. Boşalttığımızda ise görüyoruz ki ihtiyacımız olan çoğu şeye zaten sahibiz.

Para biriktirmeyi kafaya koyduysanız, öncelikle bir süre (belki 3 ay, belki 1 yıl) hiç giysi almayacağınıza dair kendinize söz verin. Sonra da gardırobunuza gidip içinde ne var ne yoksa atın yatağın üstüne. Gerekirse bir gününüzü buna ayırın, ne kadar zengin olduğunuzu fark edin ilk. O kadar çok giysiniz var ki! Fakat tabii bunların bazıları çok giyilmekten eskimiş, bazıları bir hevesle alınıp hiç giyilmemiş. Olsun. İlk önce bunları alabilmiş olduğunuza şükredin. Sonra başlayın temizliğe. İçlerinde hala giyilebilir olanları bağışlayabilir ya da satabilir, giyilemeyecek olanları geri dönüştürebilirsiniz. Ve sonunda göreceksiniz ki, giysilerinizin yarısından fazlası gitmiş olsa bile, hâlâ severek giyebileceğiniz, doya doya eskitebileceğiniz bir dolu parça var dolabınızda. Alışverişe gitmenize hiç gerek yok. (Giysi azaltma için bu yazılara da bir göz atabilirsiniz)

Aynı prosedürü mutfağa da uygulayın. Yıllar önce ekstrem bir yöntem okumuştum. Eğer para biriktirmek istiyorsanız buzdolabı ve erzak dolabınızdaki yiyecekler bitene kadar yeni yiyecek almamayı öneriyordu. Bence gayet mantıklı, hele son yaptığım azaltmada mutfaktan ne çok son kullanma tarihi geçmiş bakliyat attığım düşünülürse. Kısa sürede para biriktirmek için de çok iyi bir yöntem.

5. İkinci el’e şans ver.

Ülkemizde henüz pek yaygınlaşmasa da ben hâlâ ümitliyim. Bir şey almadan önce, internette aynısının ikinci eli var mı diye bakmak yavaş yavaş alışkanlık haline gelmeli bizde. Bu kitap olabilir, çanta olabilir, saat olabilir, kıyafet olabilir. tarz2 gibi sitelerin yaygınlaşmasını canı gönülden diliyorum. Hem cebimiz hem de dünya için. Daha önceki ikinci el ve özgür dönüşüm maceralarım için bu iki yazıya bakabilirsiniz: Yaşasın Özgür Dönüşüm! Yaşasın İkinci El! ve Özgür Dönüşüm ve İkinci El-Singapur.

Son olarak, kendi önceliklerimizden vazgeçerek, aç ve açıkta kalarak para biriktirmenin hiç de doğru olduğunu düşünmüyorum. İnsan bazen de gönlünce para harcamak isteyebilir. Sonuçta belli bir amaç için biriktiriliyor para da. Çok da düşünmemek lazım para üzerine. Zaten borcumuz yoksa ve paranın üzerimizdeki egemenliği gitgide azalıyorsa, harcamak da ayrı bir keyif verebilir zaman zaman. Önemli olan dengeyi sağlayabilmek.

Minimalist Günlük’ün Facebook sayfasına buradan, instagram sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Özgür Dönüşüm ve İkinci El-Singapur

Daha önceki yazılarımdan birinde özgür dönüşüm ve ikinci eli ne çok sevdiğimi anlatmıştım. Ankara’da genelde benim için vermek üzerinden yürüyordu, otuzdan fazla kitabımı, saatlerimi ve sayısız kıyafet vermiştim. Fakat Singapur’a yalnızca bir bavul ile gelince tabii ki insanın bazı ihtiyaçları oluyor. Bu ihtiyaçların bir kısmını ikinci el olarak karşıladık.

Burada acayip bir Facebook dayanışması var. Dayanışma, alım-satım ve özgür dönüşüm ile ilgili bolca facebook grubu bulunuyor (facebook’un iyi yanları da var yani). Burada bir çalışma masası ve bir ayak uzatma taburesini özgür dönüşümden, tabak ve bardak, french press, saç kurutma makinesi, ütü, modem vb aklıma şimdi gelmeyen ıvır zıvırları ikinci el olarak aldık.

IMG_0909

Ama bence en iyi ikinci el deneyimim dün oldu. Ankara’da olduğu gibi burada da çiçek ve bitki yetiştirmek istiyordum ama çiçekçiler çok pahalıydı. Ben de şansımı sahibinden.com benzeri bir ikinci el sitesinde deneyeyim dedim. Oturduğum mahallede bitki yetiştirip uygun fiyatlara satan biri çıktı. Aloe vera, fesleğen ve ispanyol nanesi aldım. İleride de herhangi bir çiçek ya da bitki almak istersem çiçekçilere gitmek yerine o sevimli kadını ziyaret edeceğim. Evi ve apartman koridoru bir sera gibiydi. O bitkileri sevgiyle yetiştirdiği çok belliydi.

Peki Neden İkinci El?

  1. İlk olarak ekolojik açıdan bakmak istiyorum olaya. Alışveriş döngüsü – al, tüket/kullan, çöpe at, tekrar al –gezegenin gerçekten içine etmiş durumda. Kullanılmış eşyalar alarak ilk olarak ürettiğimiz çöpü azaltma, ambalajlamayı neredeyse sıfıra indirme, tüketimimiz üzerine yeniden düşünme imkanı yaratmış oluyoruz. Bu bazen giysi gibi küçük (görünen ama ardında pislik bir endüstri yatan) bir ürün olabiliyor, bazen araba gibi kocaman bir şey.
  2. İkinci el alım-satım ayrıca bireysellikten çıkıp toplumsal bir olma duygusunu yeniden yakalamamıza yardımcı oluyor. Normal çevrenizde tanışmanızın mümkün olmadığı yeni insanlarla tanışıyor, onların duygularını paylaşıyorsunuz. Örneğin Ankara’da buzdolabımı satarken yirmili yaşlarda bir rapçi ile tanışmıştım. Yeni evleniyordu ve benim verdiğim buzdolabı ve ufak tefek başka eşyalar onun evine gitmiş oldu. Önceki yazıda anlattığım saatimi verdiğim bir yüksek lisans öğrencisi de bana çay ısmarlamıştı. Ben o saati yan tarafları yırtık diye uzun zamandır takmıyordum. Fakat o öğrenci sınavlarda kullanmak için bir saate ne kadar ihtiyacı olduğunu, şu sıralar durumu ve vakti de olmadığından alamadığını, yırtığın da onu hiç rahatsız etmediğini söyledi bana, biraz utandım doğrusu. Utancım, o saati severek kullanacak birine daha önce verebilecekken 3 seneden fazla dolabımda tutmamdandı.
  3. Üçüncü sebep de ikinciyle biraz bağlantılı aslında. Paranın bize hükmetmesini azaltabilmek adına ikinci el ve özgür dönüşüm çok önemli. İkinci el, satanlar için hem evdeki eşyaları azaltma imkanı sağlıyor, hem de ek gelir kaynağı. Aynı zamanda belki de üzerinden para kazanmasa evden çıkartamayacağı ihtiyaç fazlası şeyleri elden çıkarmaya yarıyor (kitaplar, dergiler, eski elektronikler bunlara örnek). Özgür Dönüşüm de aynı şekilde, ama daha hızlı işliyor. Bir eşyanızı satmak için daha uzun beklemeniz gerekebilir, ama hem hızlıca elden çıkarmak hem de birilerini mutlu etmek istiyorsanız şehrinizdeki Özgür Dönüşüm gruplarını tavsiye ederim.

Belki bir dahaki sefere bir şey almadan ya da çöpe atmadan önce siz de benim yaptığım gibi öncelikle ikinci el ve özgür dönüşüm sayfalarını kontrol edersiniz. Hem kendinize, hem başkalarına, hem de dünyaya küçük bir iyilik yapmış olursunuz.