Japonya ve Japonlar Hakkında İlk İzlenimler

Japonya’ya geleli on gün oldu, geri dönmeye kaldı beş gün. Bugün altıncı şehrimiz Himeji’deyiz, eşimin biraz ateşi olduğu için oteldeyiz. Onun başında beklerken izlenimlerimi unutmadan yazmalıyım dedim. İşte küçük başlıklar altında Japonya’dan küçük notlar.

  • Japonlar yabancı dil anlamıyor ve konuşamıyor.

Bunu rahatlıkla söylüyorum, on gündür İngilizce konuşabilen iki ya da üç kişiye rastladım. Yine en anladıkları dil İngilizce, ama onu da hiç anlamıyorlar. Sadece rakamları öğrenmişler, ondan sonrası mavi ekran veriyor. Gittiğimiz çoğu yerin turistik mekanlar olduğu düşünülürse, diğer yerlerde demek ki hiç anlaşamayacakmışız. Şimdi kaldığımız otelin müdür yardımcısı çamaşır makinesini sorduğumu bile anlamadı. Hadi onlar hallediliyor da, bunun içinde et var mı, domuz eti var mı, çiğ et/yumurta var mı bunları sormak çok büyük mesele. Japoncasını gitmeden öğrenmek lazım. Bazen de derdini anlatıyorsun, anlıyor ama verdiği cevap Japonca. Ben anlamıyorum bu sefer de cevabı. 😊 Böyle düşününce bizim turistik mekanlardakilerin İngilizcesi on numara.

  • Hem yabancıların etkisinde hem değiller.

Osaka’daki Dotombori caddesine girdiğimde sıra sıra Bershka, Stradivarius, Zara görünce bir an kendimi Türkiye’de zannettim. 😊 Sokakta (ve özellikle tapınaklarda) hala kimono ve yukatalıları görmek mümkünse de moda konusunda yüzlerini çoğunlukla batıya dönmüşler. Çalışan erkeklerin neredeyse hepsi takım giyiyor (kıravatlı takım giyen kadınlar görmek de mümkün, ya da döpiyes). 

Bu çocuk ünlü galiba her yerde resimleri var. Tam bir kawaii timsali.

  • Yine de moda anlayışları çok kendine has. Kawaii kültürü her şeyi altına almış durumda.

Kawaii kelimesini Türkçe’ye tatlı, İngilizce’ye cute diye çevirebiliriz. Söz konusu kawaii olunca genç, yaşlı, kadın, erkek hiç fark etmiyor. Özellikle çizgi film figürleri her yerde. Snoopy’li şort giyen amca, hello kittyli çantalı nene görmek çok doğal. Herkeste bir cep telefonu süsü illa ki var, iphone’larda süs takma yeri yok mesela, onda da telefon kılıfına takmışlar. Elli yaşında amcanın cebinden tatlış bi süs sarkıyor mesela hiç garip değil.


Gözümüzü acıtan şeyler de yok değil. Koray mesela erkekte kemer, saat ve ayakkabı uyumuna çok özen gösterir. O yüzden uyumsuzlar onun çok dikkatini çekti. Siyah ayakkabı, yeşil çorap, lacivert kısa paça takım, plastik saat ve taba rengi kemerli genç mesela, burada yine normal bir manzara. Bir sandaletin içine çorap giyene alışamadım. 😄

Yukata alana cep telefonu ve selfie çubuğu bedava.

  • Cep telefonuna bağımlılık bizden de fazla.

Metrodakilerin dörtte biri uyuyor, bir-iki kişi kitap okuyor, kalanı kulaklığı takıp instagram senin youtube benim takılıyorlar. Bazı kaldırımlarda “mesajlaşmayın” işareti var. 

  • Yaşlılar ve engelliler hep dışarıda.

Türkiye’deki gibi yaşlı ve engelliler sokağa tıkılmış değil. Metrolarda, yollarda, müzelerde, onsenlerde… Her yerdeler ve yaşam onlar için kolaylaştırılmış durumda. Daha önce belirttiğim gibi yaşlılar da kawaii ve cep telefonu kültürünün etkisi altında kalmış. Çok az da olsa bizde “cumhuriyet kadını” diye tabir edilen eski moda teyzeler de yok değil. Etek, ceket, takı, aksesuar, ayakkabı uyumlu, şıkır şıkır 😊

  • Toplumsal cinsiyet olayı çok acayip.

Kawaii olayında da belirttiğim gibi, tatlış şeyler çocuklar ve kadınlarla kısıtlı değil. Hatta çocuklar daha sade giyimli.  İçinde kawaii’lik hisseden herkes dilediği gibi rengarenk, figürlerle dolu şeyler giyip takıyor. Bunun dışında erkeklerin çoğu bizim kadınsı tabir edeceğimiz çantalar takıyor. Saçlarını türlü renklere boyamak kızlar arasında olduğu kadar erkeklerde de yaygın. Erkeksi kesimi olan kadınlar kadar, kadınsı kesimi olan erkekler de çok. (Tabii bu benim nereden baktığımla alakalı. Bir avrasyalı olarak diyelim) Önünüzde yürüyen birinin kız mı erkek mi olduğunu anlamak güç olabiliyor. Belki de bundan dolayı Kore ve Japon dizilerinde bu denli çok “misunderstood gender” teması var.

Gittiğimiz onsenlerden biri, Naniwa no Yu, Osaka’da. Tabii buralara telefon götürmek yasak, fotoğraf sitesinden.

  • Bir de onsen var.

Öte yandan da kaplıca hamamı diyebileceğimiz onsen’lerden bahsedeyim. Buralar kaplıca suyundan oluşan hamam ve banyolar. Önce banyonuzu yapıp sonra değişik havuzlarda rahatlayabiliyorsunuz. 50-60 cm yüksekliğindeki bu havuzlar sadece şifa ve rahatlama için, yüzmek değil.

Buralara çıplak girmek gerekiyor ve belki elinize el havlunuzu alabilirsiniz, o kadar. Kadın ve erkek ayrı giriliyor, ama benim merak ettiğim şu: dünyaya hakim olmuş toplumsal cinsiyet normlarının bu kadar dışına çıkabilmiş bir millet, burada sadece kadın-erkek olarak ayrılıyor. Buraya sadece dövmeyle girilemez deniyor, başka bir şart yok. Peki ya lgbti’ler? Bu denli katı bir cinsiyet ayrımı var; ve bir kere erkek olmayan bir ortama girilince kadınlar çok rahat. Arkadaşlarıyla gelen de çok. Kendi cinsinden hoşlananların varlığına ihtimal vermiyor olmalılar, her ne kadar kitaplarda, filmlerde ve dizilerde eşcinselleri çok görsem de.

Tuvalet demişken Japon tuvaleti göstermezsem olmaz.

  • Neredeyse herkes prensiplere bağlı.

Japonlara kibar diyebilirim. Mesela beni tuvaletin önünde beklettiği için defalarca özür dileyen teyzeyi ya da bize yolu İngilizce tarif edemeyince metronun önüne kadar götüren abiyi düşününce. Fakat çok kaba da diyebilirim rahatlıkla, sushi yemeyeceği için Koray’ı kovan garson teyzeyi veyahut metroya binmek için birbirine çarpıp ezenleri düşününce. Anladığım kadarıyla bazı davranışlar kabul edilebilir ve bazıları değil. Belirli, yazılı olmayan bir kurallar dizisi var ve ona göre hareket ediyorlar.  Tıpkı bizim gibi ve her kültür gibi aslında. Belki bir fark bu kurallar yüzyıllar içinde pek az değişmiş, dışarıdan bir etki olmamış. Bunların dışına çıkan asi bir gençlik de var tabii, bu da bizim gibi. Yani aslında Japonlara çok kibar ya da kaba gibi sıfatlar yüklemek sadece bizim perspektifimizle alakalı. 

Japonya’da yaşar mıydım? Hayır.

Hayatımda ilk kez bir yerde bu denli yabancı hissettim. Fiziksel farklılıklardan dolayı dikkat çektiğimiz aşikar, fakat insanların her yerde gözlerini dikerek bana bakması beni son derece rahatsız etti. Belki kolaylıkla bir Avrupa ülkesinde yaşabileceğimi, ama burada her zaman bir “alien” olacağımı hissettim (yabancılar ofisi vb şeylerin çevirisi de hep Alien, bundan mıdır bilmem). Özellikle onsenlerde, tüm gözler üzerimdeydi. Göz göze geldiğimizde doğal olarak yaptığım gibi gülümsedim, ama hep donuk yüzlerle karşılaşmak da beni şaşırttı. Bu nedenle belki Tokyo’da kısıtlı bir çevrede yaşanır ama küçük şehirlerde, hem de dil ve alfabe bariyeriyle yaşamak epey zor olmalı.

Biraz uzun mu oldu ne? Aslında en sevdiğim yerlerden, tapınaklardan, bahçelerden, Zen’den, yemeklerden, temizlik anlayışlarından hiç bahsetmedim daha. Onlar da öbür yazımda olsun. 

Fotoğraflar çoğunlukla unsplash’ten, bu kadar yabancı hissederken insanları işinde gücünde çekemedim.

Advertisements

7 thoughts on “Japonya ve Japonlar Hakkında İlk İzlenimler

  1. Tatiliniz güzel olsun ve bu değerli bilgiler içinde teşekkürler. Bir yeri görmeden de ilk ağızdan bilgi sahibi olmak merakımı giderdi. Merak etmiştim uzak doğuyu ve kültürünü. Teşekkürler tekrar. Bu arada eşinize geçmiş olsun. Şimdiden dönüş için iyi yolculuklar.

    Like

    • Çok teşekkür ederim. Umarım sizin de bir gün görme imkanınız olur. Gitmeden önce onlarca blog okudum ama insanın kendi gördüğü bambaşka. Geçmiş olsun dilekleriniz için de ayrıca teşekkürler.

      Liked by 1 person

  2. Öncelikle yazınızı sanki sohbet ederken dinlermişim gibi okudum. Bu içtenlik ve yalınlık çok keyifli. Bu yüzden uzadı diye endişe etmeyin bence.
    Kendi adıma yazının devamını bekliyorum. Bize bu kadar uzak yerleri yakınlaştırdığınız için teşekkürler 🙂

    Liked by 1 person

  3. pelin, yazının tadı damağımda kaldı resmen, devamını iple çekiyorum! çok güzel anlatmışsın, seninle oralarda gezmiş gibi hissettim. benim de gidip görmek istediğim bir ülke ama hem çok pahalı olması hem de dil meselesi düşündürüyor insanı. bu arada ilk defa dövmem olduğu için üzüldüm, beni onsen’e almazlar herhalde dedim. turistlere bir ayrıcalık yok mu??

    Liked by 1 person

    • Valla insan bütçeyi iyi ayarlayınca biraz kompense edebiliyormuş pahalılığı ama ben kırtasiye olayında ipin ucunu biraz kaçırmış olabilirim 🙂 ama kendi kendimize gezdiğimiz 15 gün turların düzenlediği 8 günlük geziden daha ucuza geldi. Dil gerçekten sorun ama hep yardımcı olmak istedikleri ve beden dilini iyi kullandıkları için kafa göz anlaşıyoruz.
      Onsenlerde maalesef kesinlikle dövme kabul etmiyorlar. Sitelerinde bile biz böyleyiz, sorgulamayın, kabul etmiyoruz yazmışlar. 😕

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s