52 Küçük Değişiklik 28. Hafta: Kendini Ödüllendir

minimalist günlük.

Bazen çok çalışıyor, çalışıyor, çalışıyoruz. Ama kimsenin umrunda bile olmuyor.

Özellikle kadınlar, bir yandan çalışıp, bir yandan çocuk büyütüp, bir yandan evin alışverişini, bütçesini, ev işini, yemeğini hallediyoruz. Nasıl insanüstü bir şey yaptığımızın farkında mıyız acaba? Ve ne kadar takdir alıyoruz işyerindeki müdürümüzden, eşimizden, çocuklarımızdan? Çocuklarının veli toplantılarına, birkaç etkinliğine arka arkaya izin aldı diye kovulan bir üst düzey yönetici tanıyorum ben mesela, ki kadın iş yükünün altında boğulduğu için zaten eve geç geliyor, evde de çalışıyor, çocuklarını az görüyordu. Bir takdiri bırak kadını işten çıkardılar. (Burada feministliğim tutmaya başladı ama konu bu olmadığı için sadede geliyorum 🙂 )

En önemlisi kendimizden hiç takdir almıyoruz. Çoğu kişi zaten bizim yaptıklarımızdan habersiz, kendi dramasında boğuluyor. İşin kötüsü biz de kendimizin farkında değiliz. Kendimizi küçümsüyor, değersiz görüyoruz. Aslında kendimize biraz daha değer vermeye, başardıklarımızı takdir etmeye, kendimizi ödüllendirmeye başlasak, bunu diğerlerinde yapmak da kolaylaşacak, ve dünya daha güzel bir yer olacak.

52…

View original post 399 more words

Hassas Olmayan Bir Dünyada Aşırı Hassas Olmak [Kitap İncelemesi]

“You have to fill your own cup first, you can’t pour from an empty cup”

Önce kendini kabını doldur, boş kaptan bir şey dökemezsin deniyor (Türkçesi biraz komik oldu ama anladınız siz onu, çeviride çok kötüyüm 😄). Yani eğer kendine hizmet etmezsen, kendine bakmazsan, başkalarına bakacak halin olmaz. Aşırı hassas insanların da bazen kapları çok çabuk boşalıyor, eğer fark edip kendilerine vakit ayırmazlarsa bir işkenceye dönebiliyor hayat.


Son YouTube videomda Ilse Sand’ın “Sevmeye Kendinden Başla” kitabını anlattım. Kitabın İngilizcesi “Highly Sensitive People in an Insensitive World”. Çevirmen kitabın adını benden de kötü çevirmiş, çünkü hassas insanlarla ilgili Türkçe kitap arayıp bulamayıp İngilizce okumuştum, videoyu çekerken bir daha bakayım dedim, bu şekilde çevirmişler bu kitabı.


Aşırı hassas bir insan olduğunuza ya da yakın çevrenizde hassas biri olduğuna inanıyorsanız videoyu izlemenizi (link profilde) ve kitabı okumanızı tavsiye ederim. Her şeyin göründüğü gibi olmadığını bize anlatan şeylerden biri bu olgu 🙂

52 Küçük Değişiklik 20. Hafta: Susma!

minimalist günlük.

Bu haftanın küçük değişikliği, geçen haftanınkinin tam tersi: Geçen hafta sessizliği aramıştık, bu hafta ise sessiz kalmamaya çalışacağız.

Geçen hafta benim ufkumu açan bir hafta oldu. Sessizliği kabullenmek sandığım kadar kolay değildi. Eckhart Tolle’nin dediği gibi gürültünün içinde de sessizliği ve durgunluğu duymaya çalıştım. Singapur’da yaşamayı ne kadar sevsem de alışamadığım bir yönü gürültü. Ankara’da, hem oturduğum mahalle , hem çalıştığım kampus ne kadar sessiz – ve bu bakımdan huzurluymuş – meğer. Burada evimiz tren yolunun yakınında, iş yerim de şehrin göbeğinde olduğu için sürekli bir gürültü var. Ve ilginçtir ki mesela ders ve sınav saatlerinde bile koridorda süpürge çalıştırmakta sakınca görmüyorlar. Bizde ÖSS günleri deliren velileri düşünüyorum da… Çok farklıyız. 🙂

Bu hafta, 52 Small Changes For The Mind kitabının yazarı Blumenthal bize düşündüklerimizi söylemede geç kalmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Yani dış ve iç dünyamızda ne kadar sessizliği arasak da, söylememiz gereken bir şey olduğunda sessiz kalmamalıyız. Rahmetli dedemin çok…

View original post 458 more words

52 Küçük Değişiklik 19. Hafta: Sessizlik

minimalist günlük.

Sessizlik bazılarımız için korkutucu. Benim için uzun bir süre öyle oldu.

Babaannem ve dedemin alt katta, bizim üst katta yaşadığımız bir evde büyüdüm. Ben sekiz yaşındayken dedem vefat etti, ben de babaannem yalnız kalmasın diye alt katta uyumaya başladım. Ama babaannem tam bir gece kuşuydu. Hep onun bulaşık yıkama sesiyle uyuduğumu hatırlıyorum. Ya da televizyonu on beş dakikaya kurar, onun sesiyle uykuya dalardım.

Üniversitede bile bu sesle uyuma alışkanlığı bende değişmedi. Yurt odasında sürekli bir gürültü olduğu için, kulağımda müzikle uyumak alışkanlık haline geldi. CD çalarda dinlediğimden, albüm bitince kendi kendine kapanırdı. Ben bunun benim bilinçaltıma ve zihnime yaptığı zarardan bihaberdim. Sessizliğin ve gürültünün zihne yaptığı etkiler üzerine birçok çalışma yapılmış. Beni en çok etkileyeni Münih’te yapılan çalışma oldu. Münih Havaalanının yerini değiştirirken, hem eski hem de yeni yerdeki okullarda çalışmalar yapmışlar. Taşınma tamamen bittiğinde, havaalanının eski bulunduğu yerdeki okulda artık gürültü olmadığı için başarı oranları yükselmiş. Havaalanının yeni yerinde…

View original post 652 more words

52 Küçük Değişiklik 16. Hafta: Hareket Et!

minimalist günlük.

Dış gündem maalesef bizi bazen olması gerektiğinden daha çok meşgul ediyor (dış gündem diye bahsettiğim bizim kişisel ajendamızın dışında gelişen şeyler). O zaman şikayet edip, ahlanıp vahlanıp, bugünü kaybedeceğimize, olanları kabullenip önümüze bakmak en doğrusu.

Bu haftanın küçük değişikliği hayatımıza hareketi katmak. Spor, aynı sağlıklı beslenme gibi, faydalı olduğunu bildiğimiz ama her seferinde çok üşendiğimiz bir şey.

Belki de kendimize çok büyük hedefler koyduğumuz için, ya da fotoğraflarda, videolarda gördüğümüz bedenlere asla ulaşamayacağımızı düşündüğümüzden erteliyoruz hep spor yapmayı. Ben 20 yaşına gelene kadar spordan nefret ettim. İlkokul- ortaokul- lisede tek dört gelen dersim beden eğitimi’ydi, büyük ihtimalle ilkokul öğretmenimin yarattığı travmadan. Beden eğitimi dersinde bizi serbest bırakırdı, herkes yakartop oynamak isterdi, ama ben kimseyi vuramadığım için hep sonuncu olur, ya da ortada olursam ilk vurulan olurdum. Bazen de oynamaktan nefret ettiğim için bile bile vurulurdum. Bu 7. sınıfa kadar sürdü, ama sonrasında da asker yürüyüşü, turnike basket atışı, ters takla…

View original post 458 more words

52 Küçük Değişiklik 14. Hafta: İçindeki Eleştirmeni Sustur

minimalist günlük.

“Eğer iç sesin sana, ressam değilsin, diyorsa, nasıl olursa olsun resim yap, çocuk, o ses susacaktır.” Vincent Van Gogh

Sizin de içinizde hiç susmayan bu sesin benzerinden var mı? Ben, mesela, yazdıklarımı birine okuyana kadar yıllar geçti. 6 yıl boyunca anonim bir blogum vardı, ondan önce de öykülerimi, tabii çok kötü olduğunu düşünüp sonsuza dek sildiklerim hariç, şimdi kapanan bir sitede yayınlıyordum. Fakat bu blogda yazmaya başlayana dek, yakınlarım hariç kimseye yazı yazmakla ilgilendiğimi söyleyememiş, Facebook ve benzeri platformlardan yazdığım yazıları duyurmamıştım. Kendime yargılanmaktan korktuğumu söylüyordum. Ama asıl hissettiğim, hiçbir zaman yeterli olmama hissiydi. Yazdıklarımı paylaşmak için mükemmel olmaları gerekiyordu. Bu da beni hep bir adım geri atıyordu. Bir kişinin kötü yorumu, tüm hevesimi kaçıracakmış gibi hissediyordum.

Bu blog ile bu korkumu kısmen aştım. En azından yargılanma korkusu olmadan insanlara bir blogum olduğunu söyleyebiliyorum .Gerçi hâlâ biraz korkmuyor değilim, çünkü bazen anlattığım her şeyi ben mükemmel şekilde yapıyorum algısı uyandırmak…

View original post 236 more words

52 Küçük Değişiklik 6. Hafta: Multitasking’i Unut

minimalist günlük.

Bu haftanın küçük değişikliği, tek bir işe odaklanmak.

Multitasking ve monotasking kelimelerini tam olarak Türkçe’ye çevirmeye çalıştım, ama layığıyla yapamayınca vazgeçtim. Fakat kısaca açıklayayım: Özellikle bilgisayar ve otomatik sistemlerin hayatımıza girmesiyle ortaya çıkan bir kavram multitasking. Aynı anda birden fazla iş yapabilmek anlamına geliyor. Telefonda konuşurken yemek yapmak, ödev yaparken televizyon seyretmek, aynı anda internette on tane sayfanın açık olması buna örnek olarak gösterilebilir. Ben üniversitedeyken mesela çok sevdiğim Avrupa Yakası’nın yeni bölümlerini internetten takip ediyordum. Ama 3 saatlik diziyi izlemeye zamanım olmadığını düşündüğümden bir yandan ödev yapıyor bir yandan diziyi seyrediyordum. Bunu yaparken de kendimi çok zeki falan zannediyordum, hatta o yıllarda multitasking bize güzel bir şeymiş gibi öğretildi. Aynı anda tek bir işe odaklanmak sanki zaman kaybıydı.

Fakat şimdi anlıyorum ki multitasking zihnimizi yoruyor ve performansımızı düşürüyor. Odaklanmadığımız işi gerçekten sindirerek yapamıyoruz. Bir şeyler seyrederken yemek yediğimizde mesela, daha çok yemek yeme ihtimalimiz çok yüksek.

Egzersiz için de…

View original post 481 more words

52 Küçük Değişiklik: Önyargılarda Minimalist Ol

Bu haftanın yeni videosunda önyargılarımızda minimalizmden konuşmak istedim. Hayat kalitemizi yükseltecek ve bakış açımızı değiştirecek en güzel şeylerden biri önyargılarımızı azaltmak. Umarım bu haftadan başlayarak siz de bu küçük değişikliği hayatınıza katarsınız.

Bu konuda blogda daha önce yazdığım yazıları okumak isterseniz:

Önyargılarda Minimalizm

Polyanna Ol

Bu haftanın yeni videosu:

Siz hayatınızda bu küçük değişikliği nasıl uygulayabilirsiniz? Yorumlarınızı bekliyorum.

52 Küçük Değişiklik 10. Hafta: Yeşil Çayı Dene

minimalist günlük.

Son iki haftadır meditasyon ve kararsızlık gibi daha psikolojik değişikliklere yer verirken bu hafta daha “light” bir konuya değineceğim. 🙂

Bu haftanın konusu yeşil çay.

rawpixel-561412-unsplash.jpg

Yeşil çay, uzakdoğu kültürlerinde binlerce yıldır tüketilmekte olan bir içecek. Bitki türü olarak baktığımızda bizim siyah çayımızla aynı, sadece işlenme yöntemleri sebebiyle renkleri değişik. Siyah çay üretiminde oksidasyon işlemi uygulanıyor, ve hatta bu oksidasyonun ne derece özenle yapıldığı çayın kalitesini belirliyor (beni çay ve kahve hakkında konuşturmaya başlarsanız pişman olursunuz, zira bu konuda üniversitedeyken yazdığım akademik bir makalem bile var!).

Yeşil çay bu işleme maruz kalmadığından, çayın iyi özelliklerini daha fazla muhafaza ediyor. EGCG olarak bilinen polifenol örneğin, hipokampüs’teki nöron oluşumunu artırıyor.  Kafeinin başka bir türü olarak bilinen gallotanin ise inme ve diğer beyin hasarlarını önlemeye yardımcı. Japonya’da yapılan bir araştırmada, 70 yaş ve üstü katılımcılardan düzenli olarak yeşil çay içenlerin beyinsel işlevleri daha sağlıklıymış. Yeşil çayın stresi ve kaygıyı azalttığına dair çalışmalar da mevcut.

View original post 574 more words

Oto-pilot Modunda Yaşamak

minimalist günlük.

Hayatımızın çoğunu oto-pilot modunda yaşadığımızı fark ettiniz mi? Sabah kalktığında gerçekten yüzünü yıkayıp yıkamadığını hatırlayan kaç kişi vardır? Ya da işe/okula giderken nasıl yürüdüğünü/araba kullandığını/otobüse bindiğini hatırlayan? Eğer olumsuz bir tecrübeyle karşılaşmıyorsak günümüzün çoğunu otomatik modda yaşayabiliriz. Tek bir bilinç zerresi gerekmeden işe gidip gelebilir, insanlarla muhabbet edip haberleri izleyebilir, yemek yapıp bulaşıkları yıkayabiliriz. Bu bize insan zihninin bir armağanı. Sıfır farkındalıkla günler, aylar, yıllar geçer, ve biz yıllar sonra hayattan zevk almadığımızı, istediklerimizin gerçekleşmediğini, yavan, ot gibi bir yaşam geçirdiğimizi fark ederiz. Daha da kötüsü, yaşamımızın sonuna kadar bunu fark da etmeyebilirdik. Çoğu etmiyor. Bir şeylerin yanlış olduğunu fark etmek yalnızca bir başlangıç. Ve çözüm noktası da çok uzakta değil.

En yakın ve kalıcı çözüm noktası anın farkında olmak. O an gerçekten neler olduğunu, neler olabileceğini, geçmişte ne olmuş olduğunu, gelecekteki olasılıkları değil, yalnız o anı düşünmek. Yaptığın nefes almaksa nefes almak, yemek yemekse yemek yemek, otobüs beklemekse o…

View original post 198 more words

Çocukluğumun Çiçekleri

Çocukluk başlı başına bir memlekettir, hatta sılasıdır insanın. Büyüdükçe sıla özlemimiz artar, hayat giderek gurbetleşir. Sanki ne yaşarsak yaşayalım hep gurbetteyizdir. Büyümek, gurbete çıkmaktır. Bir çocuğun yaşamla ilişkisini, doğayla olan ilişkisine benzetirler. Başlangıçta doğanın, çocuk için bir gerilim unsuru olmadığı, insanın doğayla kendisi arasındaki gerilimi büyüdükçe kazandığı söylenir. Çocukken zaten doğanın bir parçasıymış gibi yaşarız. Sonra parçalanma başlar, kendi içinde ve her şeyle… Belki de bunun için herkes çocukluğunu anlatmak ister birilerine. Bir zamanlar bizim olan bir sılayı, bir zamanlar parçası olduğumuz doğayı, suyun içinde yaşayıp da deryanın farkına varmayan balık örneğinde olduğu gibi, bir zamanlar som bir bütünlük içinde yaşadığımız için ayrı bir ad verme gereği bile duymadığımız o saf hayatı “anlatarak” yeniden ele geçirmek isteriz. Anlatmak ikinci hayattır.

Murathan Mungan, Harita Metod Defteri

Yaklaşık üç ay önce suluboya yapmaya başladım, instagram’dan takip ediyorsanız bu yolculuğun siz de tanığı olmuşsunuzdur. Hatta instagram hesabım minimalizm’den çok amatör suluboya hesabı gibi görünüyor olabilir bu günlerde.

9 Şubat’ta yaptığım ilk resim, lavantalar.

Bu sene kendimi geliştirmek adına aslında başka hedeflerim vardı ama Şubat ayından beri çiçek çizmek ve boyamak beni öyle içine ediyor, öyle mutlu ediyor ki… Başka bir şeyle ilgilenmek istemiyorum, bütün gün resim yapmak istiyorum. Bu arada YouTube’da, instagram’da, değişik sitelerde bulduğum ders anlatımlarını izliyorum, tekniği öğrenmeye, kendi stilimi bulmaya çalışıyorum. Sadece bir şeyden çok eminim, ben çiçek çizmeyi ve boyamayı çok seviyorum.

Çizdiğim çiçekler bazen yukarıdaki lavanta gibi hayatımda öneme sahip çiçekler oluyor, ama bazen de belki gerçek hayatta hiç görmediğim çiçekleri, sırf tekniği öğrenebilmek için yapıyorum, aşağıdaki dağ lalesi gibi.

Bu resimleri yaparken bana en çok neşe veren çiçeklerin çocukluğumda aşina olduğum çiçekler olduğunu fark ettim. Akşam sefaları, leylaklar, gelincikler… Bunlar bana yetişkinliğimde rastladığım tropik ve egzotik çiçeklerden çok daha eğlenceli ve anlamlı geliyor, çünkü hepsinin ardında bir hikaye var… Ortaokul döneminde sitenin bahçesinde açan ve avuç avuç tohumlarını toplayıp sitenin başka yerlerine attığımız akşam sefaları var mesela… Annemle boş bir arazide gelincik toplayıp sonra da arazinin sahibinin bizi kovalayışı var. Benim ilk çiçeğim olan ve günlüğüme kaç tane çiçek açtığını bile yazdığım, adını Beyaz Gölge koyduğum Cezayir menekşem var. Hafızamı biraz yoklarsam bulacağım daha kimbilir neler var…

Akşam sefaları, 10 Mayıs

Ben de gerçekten oturup mesai harcayıp, küçüklüğümün tüm çiçeklerini bir araya toplamaya ve onlarla ilgili anılarımı yazmaya karar verdim. Murathan Mungan’ın da dediği gibi, çocukluğumuz daimi memleketimiz, daimi sılamız hatta. Çocukluğumuzu anlatmak da bir çeşit terapi gibi. Günlüğüme bu anıları yazmak, ve hatta resimlerini yapmak bana çok iyi geldi. İçimdeki çocukla bir oldum, bu anıları yeniden yaşadım.

Aslında düşününce, çocukluğumun geçtiği mahalle bir çimento fabrikasının arka sokağında, havası oldukça kirli, gri, sevimsiz bir mahalleydi. Ama çocukluğumu hatırlamaya başladıkça doğaya dair bu küçük detaylar canlanmaya başladı zihnimde. Şehrin doğaya en uzak yerinde gibi gözükse de, çocukluğun doğayla bütün oluşundan belki de, yine de bakınca doğayla, çiçeklerle ve ağaçlarla bir arada yaşamışım. Bunun için defalarca minnettar oldum.

Sizin de çocukluğunuzdan doğayla iç içe olduğunuz zamanlardan anılarınız var mı? Naçizane tavsiyem, oturup kendinize yazın bu değerli anları. Fark edeceksiniz ki sizin hatırlamadığınız ne anılar varmış, yazıldıkça ortaya çıkmayı bekleyen.. Belki de çocukluğunuzla ilgili yanlış inançlarınızı düzeltmenizi sağlayacak, belki de daha affedici olacaksınız kendinize ve ailenize karşı.

Öyle iyileştirici ve sağaltıcı olduğunu göreceksiniz ki…

52 Küçük Değişiklik: Gülümse

Bu hafta çok çok sevdiğim ama birkaç haftadır ertelediğim bir konudan bahsedeceğim: Gülümsemek!

Mutlu olduğunuz için mi gülümsersiniz, yoksa gülümsediğiniz için mi mutlu olursunuz? Cevabı videoda 🙂

52 Küçük Değişiklik’in diğer videolarına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu haftanın yazısını okumak isterseniz o da burada.


Yeni videolardan haberdar olmak için buraya tıklayarak abone olabilirsiniz:

Beni instagramda https://instagram.com/minimalistgunluk adresinde bulabilirsiniz.

Sevgiler,
Pelin

52 Küçük Değişiklik- Liste İnsanı Ol

Bu haftaki videoda liste insanı olmanın faydalarından bahsedecek ve etkili listeler yapmak için beş ipucu paylaşacağım.

Bu haftanın küçük değişikliği geçen haftakiyle de doğrudan bağlantılı, onu da buradan izleyebilirsiniz:

Siz listeler yapmayı sever misiniz? Yorumlarda benimle paylaşın.

52 Küçük Değişiklik’in diğer videolarına buradan ulaşabilirsiniz.
Bu videonun yazısını okumak isterseniz o da burada.

52 Küçük Değişiklik 4. Hafta: Uyku

Bildiğiniz gibi 52 Küçük Değişiklik serisine bu sefer YouTube videolarıyla yeniden başladım. Bu sefer ilk uyguladığım sıradan biraz değişik bir sıralama uyguluyorum, içinde bulunduğumuz olağanüstü durumları düşünerek ona göre değişikliklerden konuşmaya çalışıyorum.

İlk üç haftayı kaçırdıysanız:

  1. Hafta- Günlük Tut yazı | video
  2. Hafta – Müziğin Sesini Aç yazı | video
  3. Hafta- Stres Gideren Ritüeller yazı | video

Bu haftanın küçük değişikliği, aslında epey büyük bir değişiklik; çünkü beden ve zihin sağlığımızı doğrudan etkiliyor.

Uykunuz ne kadar kaliteli? Daha iyi uyumak ve uykuya rahat dalmak için neler yapılabilir? Bu hafta bunlar üzerine konuşacak ve uygulamaya çalışacağız.

Sorularınızı ve daha iyi uyumak için sizin neler yaptığınızı da yorumlarda bekliyor olacağım. Videoyu aşağıdan izleyebilir, yazıya buradan ulaşabilirsiniz.